Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Eski Ramazan günleri

Giriş Tarihi: 27.6.2016
Eski Ramazan günleri

Çok değil, 25-30 yıl öncesine kadar , orta büyüklükte bir Anadolu kenti iken Ramazan’ı karşılama telaşı, bugüne göre daha bir değişik yaşanırdı

Yaşlı Antalya hanımları için Ramazan hazırlıkları, 'üç aylar' diyerek oruç tuttukları Recep ve Şaban ayında başlardı. Ramazan ayı öncesi ev temizlikleri, badanalar yapılır, perdelere varıncaya dek her şey elden geçirilirdi. Evdeki bakır kaplar kalaylatılır; sandıktan işlemeli sofra takımları, şerbet bardakları, hoşaf kâseleri, gümüş tepsiler çıkartılırdı. Her ailenin Ramazan girmeden "Ramazan harcı" görmesi adettendi. Her ailenin gelirine göre evin ihtiyacı olacak böreklik un, sucuk, pastırma, zeytin, peynir, reçel, pirinç, makarna, şehriye, yağ ve benzeri yiyecekler Ramazan'dan önce alınıp, oruca hazırlık yapılırdı. Bütün bu hazırlıklar bitince Ramazan arifesinde işareti sayılan 'üç topu atışı' beklenirdi. İçki içenler, Ramazan boyunca içkiyi bırakır oruç tutarlardı. Eskilerden duyduğuma göre, bayrama yakın günlerde meyhanecilerin, gedikli müşterilerine "unutma beni çerezi" gönderdikleri de olurmuş. 'da iftar vakti, Tophane Meydanı'nda toplar atılarak, akşam ezanı okunarak ve minarelerde kandiller yakılarak duyurulurdu. 1960'lı yıllarda iftar topu atma işi Antalya Andızlı Mezarlık içine alındı. Ramazan topçuluğunu üstlenen Antalya itfaiyecileri, kavak ağacından yonttuğu tıkacı, topun ağzına yerleştirir; bir miktar barut, paçavradan fitil, kav ve çakmak yardımıyla 'Andızlı Mezarlık'ta, iftar saatini beklerken, sessizliğe gömülmüş Antalya halkını yerinden hoplatan atışlar yapardı. Ramazan günlerinde Kalekapısı'ndaki dükkânlarda, sokaklarda tezgâh üstünde Ramazan poğaçaları, çeşitli yiyecekler, çörek otlu pideler, kokularıyla oruçluların iştahı çekerdi. Çarşı esnafı, Ramazan aylarında oruç tutan sigara ve kahve tiryakilerine, ikindiden sonraki gergin saatlerinde takılırlardı.. İftarı iple çeken bu kişilerin arkalarından ansızın boş teneke yuvarlamak, sinirlerini gerecek muziplikler Ramazan'da Kalekapısı'ndaki çarşı esnafının günlük eğlenceleri arasında yer alırdı. Ramazan boyunca, iftar, teravih, sahur geleneklerine tam bir titizlikle uyulurdu. Antalyalı kadınlar iftar sofrasına sabahtan hazırlanırlardı. Top patlayınca dualarla Ramazan sofralarında "iftariye" denilen su, zeytin veya hurma ile oruçlar bozulurdu. Yaşlılar iftar sofrasına genellikle akşam namazını kıldıktan sonra otururlardı. Sonra da ev hanımının özenle hazırladığı nefis çorbaya, yemeklere, özellikle böreklere, tatlılara ve reçellere sıra gelirdi. Küçük tabaklar içindeki zeytin, peynir, pastırma, sucuk, susamlı susamsız simitler, pideler, reçeller sofraya zengin bir görünüm verirdi. Orta halli ailelerin iftar sofrası çorba, , et yemeği ile börek ve tatlıdan oluşurdu. Zengin sofralarında çorbadan sonra, sucuklu kıymalı veya peynirli yumurta, düğün eti, tas kebabı, şiş kebabı, çömlek kebabı, incik kebabı türünden birkaç çeşit et yemeği, sadeyağlı sebzeler, börekler, pilav, kat kat yufkalardan oluşan baklavalar, kabak tatlısı, sarığıburma, dilberdudağı, bülbülyuvası, revani, şekerpare, kadıngöbeği, vezirparmağı gibi saray menşeli tatlılardan birkaçı mutlaka bulunurdu. Antalya'ya özgü hamur işi ise ıspanaklı börek ve 'yufkalı tavuk'tu.. Hele Ramazan ayı, yaz aylarına rastlamış ise, cam kâselerden içilen buzlu hoşaflar cana can katardı.

İFTAR ZİYARETLERİ
Ekonomik durumları iyi olanlar, Ramazan ayında yoksul komşulara, tanıdıklara içinde sadeyağ, zeytinyağı, pirinç, şeker gibi temel gıdalar bulunan hediye paketleri verirlerdi. Hali vakti yerinde olan ailelerin iftar davetleri Ramazan'ın on beşinden sonra başlardı. Zengin, fakir, akraba, arkadaş ve ahbap, konu komşu birbirini bir gün önceden haber verilerek "Yarın bize iftara buyurun, Allah ne verdi ise beraber yiyelim!" diyerek iftara çağırır; hemen her gece ya davet eder veya edilirdi. İftar davetlerinde yemek çeşidi daha da zengin olurdu. Hazırlanması zor olduğu için bu davetlerde pilavla tavuk etinin ve tatlıların özel bir yeri vardı. Yatsı ve teravih için ya camiye gidilir veya topluca evde kılınırdı. Namazdan sonra iftara davet edilen misafirlerle birlikte tatlı tatlı sohbetler başlardı. Eski Ramazanlarda geceler, ailelerin evlerde toplanma nedeni idi. Tombala oynama, karşılıklı hikayeler, fıkralar anlatma, bilmece sorma insanları birbirleri ile kaynaştırır, hoşça vakit geçirilirdi. Antalya esnafı ise aralarında Ahilik günlerinden beri süre gelen 'Sıra Eğlenceleri' düzenlerlerdi. Mübadeleden, yani 1922 yılından önce, Ramazan akşamları Yenikapı'da Antalyalı Rumların düzenlediği tiyatro, sinema, varyete gibi eğlencelere gidilirmiş.

FENERLİ DAVULCULAR
Eskiden, çoğu sokaklar yeteri kadar iyi aydınlatılamadığı için elinde bir fener taşıyan fenercisi ile bir davulcusu vardı. Bunlar Ramazan'la adeta özleşirlerdi. Ramazan'ın başladığı gece mahallelere çıkan davulcular sokak sokak davul çalarak, maniler söyleyerek Antalyalıları gün ağarmadan önce, atılan Ramazan topu ile birlikte sahura kaldırırlardı. Davulcular ilk 15 gün sadece davul çalarak tüm sokakları gezer, tüm evlerin uyanmasını sağlarlardı. 15 nci gününden itibaren mani söyleyerek bahşiş toplarlardı. Sonra, 80'li yıllardan itibaren Antalya şekil değiştirdi. Tek veya en çok iki katlı müstakil evlerin yerinde apartmanlar yükseldi. Her geçen yıl insanlar değişti. Kent, hiç tanımadığımız insanlarla doldu, yüzler yabancılaştı, adetler kısmen unutuldu. Antalya'da Ramazan'ı hatırlatacak yalnız iki şey kaldı: Ramazan pidesi, Ramazan poğacası! Sokaklardaki davulcuların tavırları da manileri de değişti bana göre. Hatta, bazı sokaklarda kovalandılar. Benim çocukluğumda ve gençliğimde yaşadığım Ramazan hazırlıkları, sahurlara kadar yaşanan eğlenceler, geçmiş Ramazanlardan hiç de farklı değildi. Fakat o günlerde bile "Nerede o eski Ramazanlar?" diye sitem eden büyükannelerimiz, bugünleri görselerdi ne derlerdi acaba?
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Eski Ramazan günleri
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN