İki kültür arasında köprü kurdu

Young Euro Classic Müzik Festivali kapsamında verilen ‘Avrupa En İyi Bestekâr Ödülü’ sahibi Sinem Altan ile ’dan Berlin’e uzanan başarı öyküsünü konuştuk. Genç sanatçı ’de sanatın kalbinin başkentte attığını söyledi

Giriş Tarihi: 17.4.2016
İki kültür arasında köprü kurdu
Küçükesat'ta doğup, müzikteki başarı öyküsünü Almanya'ya taşıyan bir isim Sinem Altan. İki kültür arasında köprü kuran genç sanatçı oryantal motiflere evrensel dokunuşlarda bulunarak herkesin dikkatini çekmeyi başardı. Altan sorularımızı yanıtladı.

Genç yaşta müthiş bir ödül aldınız. Başarı öykünüzü anlatır mısınız?
Daha önce yaptığım çalışmalar Almanya içindeydi ve Alman basını tarafından takip ediliyordum. asıllı sanatçı olarak geçiyordum. Bu ödülle tabii ilk kez 'den gelen gençlik orkestrası seslendirdiği için farklı bir boyuta girdi ve Türkiye için de ayrı bir anlam taşıdı. Aslında ben daha küçükken, 'da 'Harika Çocuk' yarışmalarına katılıyordum. Bu yarışmalar da dünyada yapılan yetenek yarışmalarının aynısıydı. Benim daha çocuk yaşta bu yarışmalarda Türkiye birinciliklerim oldu. Ödül ve nişan verildiğinde ise sanatçının tanınırlığının artması bu işin içinde olan anlayabildiğim bir durum. Tanınırlık bu zamanlarda daha çok ortaya çıkıyor.

Ödülünüzü 'Hafriyat' eseriyle almıştınız. Bu eserden biraz bahseder misiniz?
'Hafriyat' eseri benim Ankara'da geri bırakmış olduğum küçüklüğüm ve geçmişim ile bugün Berlin'de yaşadığım gerçekler arasında kurduğum bir inşaat aslında. 1985 Ankara Küçükesat doğumluyum. 1996'da Bilkent'in ve İhsan Doğramacı'nın özel bir bursuyla Almanya'ya gitmiştim. Ankara'da çok güzel anılar yaşamışım ki buraya geldiğimde hep nostalji ve duygu patlaması yaşıyorum. Berlin ile Ankara arasında bir köprü var ve o köprü ben de hiç bozulmadı. Bence, Türkiye'de sanatın kalbi Ankara'da atıyor. Sanat alanında Ankara'nın sahip olduğu tarihi yapılar, kurumlar ve değerler hiç değişmedi. Mesela Alman Kültür Merkezi annemin de gittiği bir yerdi ve bu merkez hiç değişmedi.

Berlin ve Ankara arasında oluşturmuş olduğunuz bu köprü yaptığınız müziğinizi nasıl etkiledi?
Klasik müzik, tabiî aslında Avrupa'da oluşan ve Türkiye'ye sonradan girmiş bir müzik stili. Osmanlı ve Türk müziği ise bambaşka boyutta. Ben de bu 2 kültürün tam ortasında duruyorum. Farklı bir kültürden geldiğim için Avrupa'da kendimi kanıtlamam zor oldu ama ne olursa olsun geldiğim kültürden hiçbir zaman kopmadım ve kültürümün renklerini bestelerime taşıdım. Bu da bir zaman sonra büyük bir avantaja dönüştü. Mesela, ödüllü Hafriyat eserimde en çok söylenen ve beğenilen şey oryantal motiflerin bulunması, onların evrensel düzeyde işlenmesiydi. Avrupalıları da cezbeden şey bu oldu. Ben bu yüzden daha çok bu iki kültürü birleştirme noktasındayım. Buna sentez yerine daha çok kavuşma diyorum. İki tarafın da değerlerini kaybettirmeden bir araya getirmek çok önemli. Buna bir fusion veya trans-kültürelite de diyebiliriz belki.

HER İNSANIN BİR UÇABİLME HAYALİ VARDIR

Goethe Enstitüsü'nün bugünkü açılışında özel bestelediğiniz 'Uçabilmek' eserini çalacaksınız. Neden 'Uçabilmek'? Uçabilmek eseri Avusturyalı ünlü şair Peter Truschner'in 'Uçabilmek' adlı şiiri üzerine kurulu bir eser. Şiir ise aramızdan erken ayrılan insanları, o insanlara olan hasreti ve bu dünyada uçabilmenin nasıl bir şey olabileceğini anlatmaya çalışıyor. Ben de bu şiiri Goethe Enstitüsünün yeniden açılmasına uygun buldum. Her insanın bir uçabilme hayali vardır sanırım. Biz de müzikal olarak buradan yola çıktık. Müzikalde özellikle Anadolu ve Ankara bozkır coğrafyasının renklerini taşıyor. Eserde Aşık Veysel'in kullandığı bir 3 telli ve tamamen Anadolu'ya ait bir bas mey enstrümanı olacak. 'Uçabilmek' de aslında bu şehre tekrardan bir teşekkürüm, memleketimi bir selamlamam diyebilirim.

Arda TOPAL
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
İki kültür arasında köprü kurdu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN