Hepimiz aynıyız

Hepimiz aynıyız

Osmanlı Subayı filminin başrol oyuncusu Hera Hilmar, Cumartesi SABAH’a konuştu. Hilmar “İnsan hakları ve barışın önemine dair bir araya gelip düşünüp tartışmamız en önemli önceliğimiz olmalı” diyor

Dünya savaşlarına dair bilgisi okudukları ve izlediklerinden ibaret olan bir nesle mensup birisi olarak geçmişe dönüp baktığınızda neler hissediyorsunuz?
- Geçmişe dönüp insanlığın tarihine ilişkin kendimizi eğitmemizin öneminin farkındayım. Aynı zamanda insan hakları ve barışın önemine dair bir araya gelip düşünüp tartışmamız en önemli önceliğimiz olmalı.

- Filmde Lillie, 1914'te tehcir öncesi Van'a gidiyor ve orada türlü türlü acılarla karşılaşıyor. Siz Lillie'nin gözünden o döneme ilişkin neler gördünüz?
- Lillie ilk başta kültürel bir şok yaşıyor. Daha sonra ise bir çatışmanın, savaşın ortasında kalmış bir toplumun ortasına düşüyor. O toplumda farklı milletlere, farklı görüşlere sahip insanlar var ve birbirleriyle savaşıyor. Ancak Lillie için bu önemli değil, onun tek önemsediği herhangi birine yardım edebilmek. Politik olarak kim haklı kim haksız onunla ilgilenmiyor Lillie, zaten film de biraz bununla ilgili bana kalırsa.

- Filmde savaş ve yıkım sırasında filizlenen bir aşk öyküsü anlatılıyor. Dünyadaki bu tarz yıkımların panzehiri olarak aşk öne sürülebilir mi?
- Biz herhangi birini sevebilir, âşık olabiliriz, bu doğamızda var. İnsan doğasını oluşturan elbette başka etmenler de var ama günün sonunda birbirimizi sevmeyi, dinlemeyi, empatiyi yapmayı becerebilmemiz gerekiyor. Aynı yerlerden gelmesek de aynı dili konuşmasak da aynı dine inanmasak da bunu yapmalıyız. İnsanlar arasında farklılıklar, öfkeler ve bir sürü karmaşık meseleler olabilir. Ama ben inanıyorum ki aşk gerçekten en sonunda tüm bu duyguların önüne geçecektir. Örneğin filmde de Amerikalı Hıristiyan bir kadın ile Türk Müslüman bir adamın aşkı söz konusu. Filmin mesajı da bu, tüm farklılıklarımıza, ayrımcılıklara, kızgınlıklarımıza karşı birbirimizi sevebiliriz. Sonuç olarak hepimiz aynıyız.

YARDIMSEVERLİĞİNİZİ HEP HİSSETTİM

- Geçmiş dönemlerde farklı dine mensup kişilerin bir ilişki yaşaması tabu olarak görülüyordu. Günümüzde bu tabunun yıkıldığını düşünüyor musunuz?
- Bazı yerlerde bu bahsettiğiniz tabu yıkıldı diyebilirim. Bu, küreselleşmenin de bir parçası. Ancak aynı zamanda geçmiş dönemlerde süregelen anlayışların hâlâ varolduğunu görebiliyoruz. Bu biraz kalp kırıcı. Şuna inanıyorum: Bu tür tabular değişecek ve kimsenin kimseyi farklı göründüğü, farklı dine inandığı için yargılamadığı, öldürmediği bir dünya mümkün olacak.

- Türkiye'de epey vakit geçirdiniz. Buradan ayrılırken nasıl bir hisse sahiptiniz?
- Daha önce Türkiye'ye gelmemiştim. İstanbul'dan iyi arkadaşlar da edindim. Ülkeniz çok büyük ve çok güzel. Mesela İstanbul'da müthiş bir çokkültürlülük, hareketlilik, renklilik ve delilik varken Kapadokya'nın müthiş bir doğası ve kendine has güzelliği var. İnsanlar da gayet arkadaşça ve yardımsever.

BİLGİNER KARİZMATİK VE SEVECEN

- Türk-Hollywood ortak yapımı bir projede yer aldınız. Türk sineması hakkında neler düşünüyorsunuz, bildiğiniz, takip ettiğiniz yönetmen veya oyuncular var mı?
- Bu çok utanç verici ama ne yazık ki Türk sineması hakkında pek bilgi sahibi değilim. Tabii Haluk Bilginer ile çalıştıktan sonra onun bazı filmlerini izlemeyi çok istiyorum şu anda. Bunun haricinde İlker Kaleli ile İngiltere'de aynı drama okulundaydık.

- Filmde Haluk Bilginer ve Selçuk Yöntem gibi Türk aktörler de yer alıyor. Onlarla olan iletişiminiz, kültürel ve sinemasal anlamda paylaşımlarınız, ilişkileriniz nasıldı?
- Kendi adıma çok iyi bir deneyim oldu. Öyle önemli aktörlerle bir arada olmak çok sevindiriciydi. Özellikle Haluk Bilginer ile zaman geçirme şansım oldu. Kendisi büyük bir karizma ve aynı zamanda çok sevecen ve esprili.
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Hepimiz aynıyız
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN