Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Çocuklar sokağa dönerse güvenlik artar

Geleneksel oyunlarımızdaki oyun sözlerini derleyerek Oyun Sözü kitabını hazırlayan yazar Erol Erdoğan: “Sokakları güvensiz hale getiren sokaklardan çocuklarımızı çekmemizdir” diyor

Çocuklar sokağa dönerse güvenlik artar

Üşüdüm üşüdüm/Daldan elma düşürdüm/Elmamı yediler/Bana cüce dediler...

Bu tekerlemeyi kaçımız hatırlıyor? Bence yaşı 30 ve üstü olan herkes 'evet, hatırlıyorum' deyip gülümsemeye başlamıştır bile. Ama daha alt yaş gurubu için hiçbir anlam ifade etmeyebilir. Oysa bu oyun sözü, geleneksel oyunlarımızdaki edebiyat unsurlarından sadece biri.

Neyse ki, oyunlarımızın, oyun sözlerimizin kaybolmasını kendine dert edinen, bunları kayıt altına alarak yitip gitmesini engellemeye çalışan değerli insanlarımız var. İşte bunlardan biriyle tanıştıracağım bugün sizi; 'Oyun Sözü' kitabının yazarı sosyolog Erol Erdoğan ile.

Erdoğan, altı ay Trakya ve 'da köy köy, kapı kapı dolaşarak çoktan hafızaların gerilerine atılmış olan geleneksel oyunlarımızdaki oyun sözlerini gün ışığına çıkardı. Üstelik bunlardan bir kitap, 10 bölüm bir televizyon belgeseli ve 25 bölümlük kısa video da çıkararak değerlerimizi hem kayıt altına aldı hem de günümüz gençleriyle buluşmasına vesile oldu.

Oyun sözlerini derlemek nerden aklınıza geldi diye soruyorum Erdoğan'a: 'Doksanların sonuydu, iki tane kız çocuğum ve ben oyun oynuyorduk. Oynarken kendi çocukluğumdaki oyunların birçoğunu unuttuğumu fark ettim. Ben bunları unutuyorsam başkaları da unutuyordur diyerek yazmaya başladım. Çünkü oyunların unutulması kötü bir şey ama oyun sözlerinin unutulması daha büyük bir kayıp. Bu bir kültür, unutulmasın, derlensin arşivlesin istedim' diyor. '2010'dan sonra Kültür ve , Gençlik ve Spor ile Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda şiddet faktörünün artmasında oyun oynanmasının azalmasının arasında bir bağlantı gördüler ve oyunlar konusuna ilgi gösterilmeye başlandı' diye ekliyor.

OYUN AZALDI ŞİDDET ARTTI

"Nasıl yani, çocuklar ve gençlerin arasındaki şiddetin artmasında geleneksel oyunların artık oynanmasının etkisi mi var?" diyerek şaşkınlığımı belirtiyorum. 'Tabii, oyunun hayatımızdan eksilmesiyle birlikte eğitimimiz çok didaktik hale geldi. Anne-baba ile çocuk arasındaki ilişki tekdüze ve soğuk bir ilişkiye dönüştü. Kent mimarisi çocuğu önemsemeyen, esnek unsurları azalan, sert bir kent mimarisine dönüştü. Oyun meselesini kültürel yozlaşma ve medeniyet krizimizin çok önemli bir unsuru olarak görüyorum' diye açıklama getiriyor Erdoğan.

Yeni bir anne olarak kendi endişelerimden bahsediyorum. Kızımı tek başına sokağa asla çıkaramayacağımı, mutlaka yanında olmam gerektiğini çünkü sokakların güvenli olmadığını ve duyduğum endişelerini anlatıyorum. "Yalnız değilsiniz, ebeveynler artık tek başına çocuklarını sokağa çıkaramıyor" diyor ve açıklıyor:
"Sokaklarımız çok güvenli olmayabilir ama sokakları güvensiz hale getiren pek çok sebep var. Komşuluk azaldı, nüfus çoğaldı, şuursuz bir göç var. Bunlar önemli ama sokakları güvensiz hale getiren bizim sokaklardan çocukları çekmemizdir. Eğer İstanbul'daki herkes çocuklarını dışarı çıkarırsa sokaklar daha güvenli hale gelmek zorunda. Çok sayıda çocuğun sokakta olması bir çocuk dayanışması ortaya çıkaracaktır. Anne-babaları ve kent yöneticilerinin sokakla ilgili bir duyarlılık içinde olma zorunluluğunu ortaya çıkaracaktır. Herkesin çocuklarını sokağa çıkardığı bir muhitte, anne babaların içi daha rahat olur. Endişe ve korkuları eskisi kadar güçlü olmaz."

GELENEKSELLE TEKNOLOJİ DÜŞMAN DEĞİL

Çocukların aklına oyun deyince artık dijital oyunların geldiğini hatırlatıyorum Erdoğan'a. O da ebeveynlere bir uyarı da bulunuyor: "Geleneksel oyunlarımız ile teknolojik oyunları birbirine düşman olarak görmüyorum. Ailelere çocuğunuza interneti, televizyonu kapatın, sokağa çıkın demeyi önermiyorum. Bunları karşı karşıya getirmemeliyiz. Çocuğu dijital oyunlarda bilinçli hale getirmek gerekir. Bağımlı olmadan gerektiği kadar oynamasını bilmeli. Çocukları ekran başına itenler de bizleriz. Çocuklar oyun oynamıyor cümlesi büyüklerin bir iftirasıdır. Batı Trakya'da çekim yaparken çocukları çocuk bahçesine topladık. Amacımız bir saatlik bir oyun dilimiydi. Ancak çekim bitmesine rağmen çocuklar oyun oynamaya devam etmek istedi. Hatta adım atamayacak kadar yorulmuş olmalarına rağmen. Hiçbiri gidip televizyon izleyeceğiz ya da bilgisayar oyunu oynayacağız demedi. Hepsi oyuna devam etmek istedi.

Yaptığım atölyelerde de aynı şeyi gördüm. Süre bittiği halde çocuklar salonu bırakmak istemiyor. Oyun oynamayı sevmeyen, çocuğu internet başına iten büyükler. Çünkü sokağı güvensiz, balkonu tehlikeli görüyor eve çağırıyor. Mutfakta ortalığı karıştırma, salonda etrafı dağıtma diyor çocuğu bilgisayar başına itiyor. Çünkü kendi rahat ediyor.

Peki, ne yapacaklar? Çocuğuyla sokağa çıkacak, çocuğunun arkadaş edinmesini sağlayacak, çocuğuyla alışveriş merkezine gittiği kadar çocuk parkına da gitmesi gerekiyor. '

ÇOCUĞA GÖRE ŞEHİR HERKES İÇİN KONFORLUDUR

Şimdilerde çocuk dostu siteler çok moda. Neredeyse pek çok arkadaşım, çocuklarıyla daha özgür hareket edebilmek için bütçelerini zorlayıp bu sitelere taşındılar. Erdoğan bu konuyu şöyle değerlendiriyor: 'Çocuk dostu site ya da çocuk dostu kent şu anlama geliyor. O çocuk için o site ya da kent aslında güvenli değil. Çocuğun kendini güvenli hissetmesi için lokasyonlar oluşturulmuş. Bir kentin yüzde birlik yerine bir çocuk parkı yapıyorsunuz ve çocuk dostu ilan ediyorsunuz. Ben buna itiraz ediyorum. Bunun için benim geliştirdiğim prensip çocuğa göre şehir. Bu benim edebiyattan aldığım bir tabir. Şöyledir, çocuğa göre ürettiğiniz bir edebiyat gerçekten çok başarılı ise ondan büyükler de zevk alır. Dondurma gibi. Dondurma çocuklar için üretilmiştir ama başarılı olduğu için ondan büyükler de zevk alır. Kent te böyledir. Kenti hangi insan tipine göre inşa edersek herkes için güvenli, konforlu, sağlıklı hale gelir? Çocuklar için. Çocuğa göre şehir, kadın, erkek, yaşlı, engelli insanlar için de konforludur.'

OYUN İÇİN SOKAK ŞART DEĞİL

Oyun aklımıza hemen sokak geliyor. Oysa oyun oynamak için sokağın şart olmadığını söylüyor Erol Erdoğan: 'Çocuğunuzla yemekten sonra yemek masasında oynayabileceğiniz 50-60 oyun var. Sokak oyunları tabiri tanımlama değil. Çünkü sokak her yerde var. Evde, okulda, merdivende, bahçede, araç içinde var. Mesela çocuğunuzla İstanbul'dan Kastamonu'ya gidene kadar oynayabileceğiniz 30-40 oyun var. Asansörde ilk kattan 10. kata çıkana kadar oynayabileceğiniz on tane oyun var. Bizim oyunlarımızın güzel tarafı, mekâna, mevsime, kişiyi göre esneyebiliyor. Çelik çomak oynamak için büyük bir alana ihtiyaç duyabilirsiniz ama kutu kutu pense, birdirbir, seksek, beş taş, isim şehir oynamak için büyük alanlara ihtiyaç yok.

Biz oyunları kitaplardan öğrenmedik, bir üst kuşakla oynayarak öğrendik. Yani çocuğun annesiyle oyun oynaması önemli. Çocuğun çocukla oyun oynaması modern bir zorlamadır. Çocuğun annesi, babası, abisi, ablasıyla oyun oynaması gerekir. En güzel örneği 'ceee' oyunudur. Bebek anneyle oynamaya başlar bu oyunu.'

KENDİ DİJİTAL OYUNLARIMIZI YAPMALIYIZ

Erol Erdoğan önemli bir konuya dikkat çekiyor ve kültürel bir terk ediş yaşamasaydık şimdi bilgisayar oyunlarında bizim kodlarımız olurdu diyor: 'Bizim çocukluğumuzdaki oyunların hiçbiri elli-yüz senelik değildir. 500 senelik, bin, üç bin senelikti. Mesela Çanakkale'de oynanan saya diye bir oyun var. Ramazan'da iftardan sonra çocukların toplanarak tekerleme söyleyerek evleri dolaştığı ve evlerdekilerin onlara ikramda bulunduğu bir oyun.

Aslında Türkler'in Müslüman olmadan oynadığı bir oyun. İslamiyet'ten sonra Müslümanlaştırılmış. Orta Asya ve Anadolu'da oynanan bir oyun. Bu bin senelik dilimde, yer değişimi, iklim değişimi, din değişimlerinden etkilenerek yeni bir şekle bürünmüş. Yani kaybolmamış, tüm değişimlerden everilerek çıkmış ve günümüze kadar yaşamış.

Eğer biz bu oyunlara sahip çıkarsak bu oyunlar bilgisayar televizyon ekranımıza akacak. Önemli olan kültürel kesintinin olmaması. Bugün internette oynadığımız oyunlar teknolojinin sıfırdan inşa ettiği oyunlar değil. O oyunu yazan kişinin o yazılımcının sokağından kültürel formlar, dini dokular taşıyor. Neden internetteki bazı oyunlar şiddet içerikli diyoruz. Çünkü o yazılımcının kültüründe şiddet olduğu için o oyuna şiddet katıyor. Eğer biz kendi oyunlarımızda kültürel bir terk ediş yaşamasaydık ve yazılımcılarımız daha erken dönemde ortaya çıksaydı bizim oyunlarımızdan izler, semboller taşıyan bilgisayar oyunları olacaktı.'

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Çocuklar sokağa dönerse güvenlik artar
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN