Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bırakın sıkılsın hayata alışsın

Çocuklarımızı yetiştirirken onların her istediklerini almaya ve sürekli mutlu etmeye çalışıyoruz. Oysa anne-babanın çocuk eğitimindeki rolü sadece mutlu etmek değil, onu psikolojik anlamda hayata dayanıklı bir kişi olarak yetiştirmek

Bırakın sıkılsın hayata alışsın
Kızım Eylül, üç yaşına doğru ilerlerken akranı pek çok çocuk gibi resim yapmayı çok seviyor. Boya kalemleri ile arası çok iyi. Gerçi ben henüz o altı aylıkken odasını her çeşit boya ile doldurmuş, birlikte resim yapacağımız günleri iple çekiyordum. Bugüne kadar sayısız resim yaptık, renklerle oynarken yüzüne oturan mutluluk biz ebeveynlerin de en büyük mutluluk kaynağı değil midir zaten? Geçen haftalarda kızım: "Annecim bana sulu boya alır mısın" dedi. "Ama senin sulu boyan var" diye karşılık verdim. "Ama o azaldı, renkleri de birbirine karıştı" cevabını verdi. "Temizleriz, düzelir. Onunla hâlâ güzel resimler yapabilirsin" dedim. Yüz ifadesinden bu yanıtımın işine gelmediğini anladım. Ama yenisini alarak da ona iyilik yapmış olmayacaktım. O gün gazeteden oldukça geç çıktım. Biz çalışan anneler eve geç gidince kendimizi hep çocuğumuza karşı suçlu hissederiz ya, işte içimde öyle bir his... Yorgun argın, telaşla bulduğum ilk kırtasiyeye girip sulu boya aldım. Bunun doğru olmadığını bile bile, yol boyunca muhasebe yapa yapa yürüdüm. Öpe koklaya kucağıma aldığımda Eylül'ü, sulu boyayı vermedim. Oyunlar oynayarak uyuttum. Sonra şu soruyu sordum kendime "Anne babalar çocuklarını hep mutlu etmek zorunda mıdır? Oysa hayatta onu mutsuz edecek ne çok şey olacak. İstediği her şey önüne gelmeyecek. Ona ulaşmak için mücadele etmeyi bilmeli. Onu hayata karşı dayanıklı bir birey olarak da yetiştirmeliyim." Bu soruyu, eminin pek çok ebeveyn kendi kendine sormuştur. Psikolojik danışman ve yazar Ahmet Yıldız'ın Stresli Bir Dünyada Mutlu Çocuk Yetiştirmek adlı kitabında da aynı soruya yöneldiğini gördüm. Yıldız, "Anne-babanın çocuk eğitimindeki rolü sadece mutlu etmek değil, onu psikolojik anlamda hayata dayanıklı bir kişi olarak yetiştirmektir" diyor ve sadece çocuğu mutlu etme üzerine kurgulanan çocuk yetiştirme düşüncesinin aşağıdaki dört temel soruna neden olacağını belirtiyor:
1 Çocuk hayal kırıklıkları, başarısızlıklar, umutsuzluklar karşısında neler yapabileceğini öğrenme fırsatı bulamaz.
2 Çocuk can sıkıntısı, hoşnutsuzluk karşısında neler yapabileceğini öğrenme fırsatı bulamaz.
3 Çocuk hayatında her istediğini yapabileceği, her istediğine ulaşabileceği konusunda yanlış bir düşünce yapısına sahip olabilir.
Çocukların gelişimlerinde sınırlara ihtiyacı vardır. Çünkü bu sınırları test ederek kişiliğini geliştirir, güven duygusu kazanır. Sınırlar çocuğun meydan okuma girişimleridir.



ANADOLU'NUN GİRİŞİMCİ KADINLARI
Kadınların iş hayatına katılımları ve kendi ayakları üzerinde durması için yapılan sosyal sorumluluklara elimden geldiği kadar destek vermeye çalışıyorum. Geçtiğimiz hafta Türkiye Vodafone Vakfı'nın 'Girişimcilikte Önce Kadın' projesini dinleme fırsatı buldum. Aslında 2015'ten beri adını sıkça duyduğum bir projeydi. Öncelikle Tüm Türkiye'yi kapsaması ve Anadolu'daki kadınlarımıza da el emeklerini ekonomiye çevirebilmeleri konusunda sunduğu fırsatlarla oldukça değerli buluyorum. Halk Eğitim Merkezleri'nde mesleki eğitim almış kadınlarımıza proje kapsamında ayrıca girişimcilik ve teknoloji eğitimleri verilmiş. Üstelik bu eğitimlerin online alınabilmesi için Girişimcilikte Önce Kadın Uygulaması yapılmış. Kadınlarımız fiziksel olarak herhangi bir yere bağlı kalmadan istedikleri yerden bu eğitimleri alabiliyor. Bu uygulamayı tam 30 bin kişi indirmiş ve 10 binden fazla kişi eğitimi sonuna kadar tamamlamış. Ancak burada sonlanmıyor, el emeği bir ürünü olan kadınlarımız girişimcilik ve teknoloji eğitimi alarak bunu nasıl pazarlayacağını öğrenmiş. Teknoloji çağına hazırlar. Peki, sadece sosyal medya kullanarak ya da bulundukları şehir de mi satacaklar ürünlerini? İşte bu ürünlerin satılabilmesi için oncekadin.gov.tr adresli bir dijital pazar da kurulmuş. Yaklaşık 30 bin üyesi bulunan dijital mağazada bugüne kadar 15 kategoride 52 bini aşkın ilan verilip bir milyon TL'nin üzerinde satış yapılmış. Projeyle son dört yılda 60 milyon TL'lik potansiyel ekonomik değer yaratılmış. Ancak bir gazeteci olarak merak ettiğim asıl mevzu şuydu: "Elindeki ürünün satışı iyi giden girişimci kadınımızın satışları bir zaman sonra azalabilir hatta sonlanabilir de. İşte bu noktada yani, işin sürdürülebilirliği, istikrarı konusunda kadınlarımıza bir eğitim veriliyor mu?" Türkiye Vodafone Vakfı Başkanı Hasan Süel, girişimci kadınlara bu konuda da mentorluk hizmeti ve yaşayabilecekleri sorunları nasıl aşacakları konusunda onlara koçluk desteği verildiğini söyledi. Bu yıl üçüncüsü düzenlenen Girişimcilikte Önce Kadın yarışmasına da Türkiye'nin dört bir yanından 621 kadın başvurmuş. Kursiyerlerin kendi üretimleri olan el yapımı ürünlerle katıldığı ve projenin internet sitesi aracılığıyla satış yaptığı yarışmada katılımcılar, satış adedi, siteye yüklenen ilan adedi, kargolu ve kargosuz satış tutarları gibi sayısal verilerle değerlendirilmiş. Yarışmanın birincisi Balıkesir'den katılan Berna Ertürk Polat olmuş. Kokulu taşlar üreterek internet sitesi üzerinden hatırı sayılır siparişler alan Polat, şu an taleplere yetişemediği için atölye açıp istihdam yaratmayı amaçlıyor. Üstelik atölyesinin ilk müşterisi de yurt dışından... Polat gibi girişimci kadınlarımızın çoğalması ve böyle destek bulması dileğiyle.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Bırakın sıkılsın hayata alışsın
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN