Türkiye'nin en iyi haber sitesi
NUR ÇİNTAY

Şişman Yanko'dan Kırmızı Horoz'a...

Kapalıçarşı'daki çığırtkanlar, Mahmutpaşa'nın curcunası... Burjuvalar için Mehpare Mağazası, Şişman Yanko, Dilberler... Taksit yapan tek yer: Kırmızı Horoz... Burjuva beyler için Karlman Pasajı karşısında Pigmalyon... AVM'leri zaten biliyorsunuz, gelin bir zamanların bayram alışverişine çıkalım...

Bayrama kaç gün kaldı? Altı mı? Üç gün geciktik o zaman! Bayrama dokuz gün kala, orta halli ailelerin hanımları, çocuklarının elinden tutup, telaşla soluğu Kapalıçarşı'da ya da Mahmutpaşa'da alırmış. Öyle diyor Halit Fahri Ozansoy (1891-1971) Eski İstanbul Ramazanları adlı anı kitabında.
Ama tek günde hallolmazmış çoğunluklu bayram alışverişi. Çünkü eve dönüşte illa ki aileden ya da çok iyi görüşülen komşulardan birinin hediyesinin unutulduğu ortaya çıkarmış!
Zengin ailelerden alışverişe gelenlerin kupa arabaları, dadısı ve bacısı ile bu hanımları Kalpakçılarbaşı'nın Sahaflar tarafındaki kapısı önünde indirirmiş. Daha 'alafranga' olanlarsa arabayı Galata'daki Tiring ya da Beyoğlu'ndaki Beyker mağazası ile Karlman mağazası pasajının önüne çektirirmiş.
Bir de arabasızlar var tabii; Çarşı İçi ve Mahmutpaşa müşterileri. Bildikleri birkaç dükkâna uğrayıp pazarlıkta uyuştuklarını alır, geri kalanı için de başka dükkânlara bakarmış onlar. "Kapalıçarşı'da ve Mahmutpaşa'da, Babil kulesindeki 'tebelbül-i elsine' gibi anlaşılmaz bir gürültü idi çığırtkanların sesi" diyor Ozansoy. "Buna rağmen, alışık olanlar bozuk telaffuzlu şu kelimeleri işitebilirlerdi:
Basmalar, hazır hanım elbiseleri, zarif şemsiyeler, çantalar, çocuklara kostümler, hanımlara çarşaflıklar, yünlüler, ipekliler, mendiller, kurdeleler, makaralar, iplikler... Kalpakçılarbaşı'nın bu curcunası, Mahmutpaşa'da daha da keskinleşerek bütün gün böyle devam ederdi. Satılan şeylerin de sonu gelmezdi. Ama bir tesiri olur mu idi bu yaygaraların? Esasen çoğu Rum, Yahudi ve Ermeni şivesiyle haykıran bu çığırtkanları dinleyen de yoktu. Hanımlar nereden ne alacaklarını geçerken dükkânın dışından içeriye şöyle bir baktılar mı derhal kestirirlerdi..." Evet, kadın her yerde, her dönemde kadın işte!

MAAŞ BİR GÜNDE HARCANIRDI
Öncelikle büyük anne veya ninenin gardırobuna takviyeyle başlanır, bu da çoğunlukla hırka olurmuş. Sonra hazır kadın elbiseleri ya da bunların evde diktirilecek kumaşları...
Eldivenler, uzun konçlu çoraplar...
Gelin ve damatlara kıymetli hediyeler...
Çocuklara verilecek gümüş paraların ucuna düğümlemek için kırmızı, pembe ve beyaz kurdeleler...
Dadılara, kalfalara, varsa aşçı kadınlara, kenarları oyalı yemeniler, hırka ve "entarilikler"...
Sonra ayakkabı, terlik faslı gelirmiş:
Gençlere iskarpinler, bağlı uzun botlar... Yaşlılara mercan terlikler... "Bu arada, evde bir uşak varsa, onun da ölçüsü evvelden alınan ayağına göre kaloş potin ve mesler... Sonra, yine başka bir dükkâna uğrayarak, oradan da bayram sabahı hediyesi olarak bekçi ile davulcuya çiçekli veya şal örneği mintanlar, koskoca çevreler..." Davulcuyla ilişki ne kaddddar farklı Allahım! "Hasılı bu hanımlar, bir memur ailesi ise, efendinin bir aylık maaşını bir günde dükkânlara dağıtırlardı" diyor Ozansoy. "Sonra işin içinden nasıl çıkardı o efendi, o bey? Herhalde, adet üzere, odacıdan faizle borç alarak!"
Kapalıçarşı'da ve Mahmutpaşa'da alışveriş yapmayan daha meraklı, daha havalı kadınların da meşhur mağazaları varmış: Mehpare Mağazası, Şişman Yanko, Dilberler... Taksitle alışveriş yapanlara da, borç senetlerini imzalayacak beyler refakatinde gidilen Kırmızı Horoz:
Bir zamanlar taksitle alışveriş yapılan yegane mağaza!
İş sadece kadınların alışverişiyle bitmiyor elbette, bunun bir de erkek cephesi var. Onların en birinci mağazası Galata'daki Tiring'miş. Sonra Beyker şubeleri ve Karlman. Bütçe derdi olmayanlar, Beyoğlu'nun namlı terzilerinin kapısını çalıyor. Eğer Mir'e diktirebiliyorlarsa hele, vay! Özellikle Şişli civarında oturan "kibar zenginler" Lavalyer kravatlarını Karlman Pasajı karşısındaki Pigmalyon mağazasından satın alırmış. Zaten de bu nadir malı başka yerde bulmanın imkânı yokmuş.
Bir de fes meselesi var ki o da ayrı tantana, girdik mi çıkamayız... Şekerci Hacıbekir'in yakınında halledildiği için iş tatlıya bağlanıyor; bayram alışverişi lokumlar, akideler, badem ezmeleri, badem şekerleriyle son buluyor. Bugünle tek ortak yan belki de buradaki lokum!
Artık bayram alışverişinin böyle törensi bir hali yok. Ama Kapalıçarşı ve Mahmutpaşa, bambaşkalaşmış olsa da hâlâ renkli ve eğlenceli. Absürt ve komik. Bayramın ister öncesi, ister sonrası: Yolunu o tarafa düşüren hayatta pişman olmaz.

ÇARK DÖNÜMÜ BUGÜN, KIZIL ERİK AY SONU!
Bugün Çark Dönümü Fırtınası var. Yaz ortasında neyin fırtınası mı? Öyle işte. 11 Temmuz demek, bu demek. Aradaki isimsizlerden sonra, ayın en dibinde, 30 Temmuz'da ise Kızıl Erik Fırtınası gelecek.
Fırtına takvimine baktığınızda, adıyla çocukluğunuzdan beri kulağınızda yer edenlere takılıyorsunuz önce: Zemheri(r) Fırtınası mesela (8 Ocak)...
Kocakarı Fırtınası (11 Mart)...
Kırlangıç Fırtınası (8 Nisan)...
Belki adına o kadar aşina olmadıklarımız var sonra:
Ayandon, Hüsum, Koz Kavuran, Çaylak, Kuğu, Çiçek, Filiz Kıran, Kokulya, Ülker, Gündönümü, Yaprak fırtınaları ilk altı ayınkiler.
Önümüze bakarsak: Ağustosta Mircan, eylülde Bıldırcın, Çaylak, Kestane Karası, Turna Geçimi gelecek. Sonraysa sırada Koç Katımı, Yaprak Dökümü, Meryem Ana, Kuş Geçimi fırtınaları var. Yelkenli ortamlarda ezik kalmamak için dursun aklınızın bir köşesinde!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA