Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Dubrovnik

Dubrovnik, savaş yaralarını sardı ve dünyanın gözde tatil destinasyonlarından biri oldu. Tertemiz denizi, yemyeşil doğası, renkli gece hayatı, istiridye çiftlikleri, lezzetli yemekleri ve tarihe tanıklık eden surlarıyla dikkat çeken Dubrovnik'i gezdik ve nereleri görmeli, nerede yemek yemeli rehberi hazırladık...

Son günlerde Hollywood starlarından ünlü işadamlarına kadar pek çok kişi Adriyatik'in incisi Dubrovnik'te tatil yaparken objektiflere yansıyor. Kimi Beyonce gibi mega yatıyla Dalmaçya kıyılarındaki irili ufaklı adalarda denize girmeyi tercih ediyor, kimi de Kevin Spacey gibi yaş gününü Hotel Excelsior'un içindeki Villa Agave'de kutluyor. Bir de Oprah Winfrey gibi Ortaçağ'dan kalma surların içindeki şehir merkezinde ev bakanlar var. Abramoviç, Goldie Hawn ve Kurt Russell, tatilini Dubrovnik'te geçiren isimlerden sadece birkaçı. Oysa 25 Haziran 1991'de bağımsızlığını ilan eden Hırvatistan, sadece üç ay sonra kendini savaşın içinde bulmuş ve Dalmaçya kıyıları, turistlerin haritalarından silinmişti. Su, elektrik yoktu. Hayat ancak 1995'te imzalanan Dayton Barış Antlaşması'yla normale döndü; 2005'te UNESCO tarafından başlatılan restorasyon çalışmaları sonrasındaysa Dubrovnik ikinci kez doğdu. Ve Hırvatistan'ın güney sahilindeki şehir, dünyanın gözde tatil merkezi haline dönüşmeyi başardı. Dubrovnik'e ulaşım iki şekilde oluyor. İster denizden ister karadan gidin ilk karşılaştığınız manzara, şehrin minyatür Çin Seddi'ni andıran surları oluyor. Bir zamanlar yabancılardan korunmak için inşa edilen bu surlar, şimdi turistlerin gelme nedenlerinden biri. Şehrin kalbi Old Town'da (Eski Şehir) atıyor. Tüm yeme-içme mekânları, kafeler ve müzeler, surların içine inşa edilmiş Old Town'da. Old Town'a girmek için iki kapı var: Pile ve Ploce. Ama ana giriş kapısı Pile. Kapıdan girince karşınıza Place Sokağı çıkıyor. Hemen solunuzda dünyanın en eski üçüncü eczanesinin de bulunduğu Franciscan Manastırı kalıyor. Diğer tarafta ise 15. yüzyıldan kalma bir çeşme. Old Town'da farklı kilise ve müzeler de var. Ama aralarında en güzeli, şüphesiz etrafı sütunlarla çevrili Başkanlık Sarayı.

YATLARIN GÖZDESİ
Bir dönem mega yatların gözde destinasyonu, Ege kıyıları ve Göcek'ti. Şimdilerde ise denizciler rotayı Dalmaçya kıyılarına çevirdi. Nasıl çevirmesinler! Sadece Dubrovnik'in çevresinde irili ufaklı yaklaşık bin 200 ada var. Dalmaçya kıyılarında tekneyle gezerken "Öldüm de cennete mi geldim?" deyiminin ne anlama geldiğini gerçekten anlıyorsunuz. Deniz suyu bizim alışık olduğumuzdan daha soğuk. Suyun bir diğer özelliği de az tuzlu olması. Çıktıktan sonra duşa girmeseniz bile üzerinizde beyaz beyaz tuzlar kalmıyor. Koylar sessiz, sakin. Biraz Datça'yı andırıyor. Ama havası çok farklı. Nem yok, güneşlenirken hava insanı boğmuyor. Ilık bir rüzgâr hep teninizi okşuyor. Dubrovnik'te güneşlenirken bir anda şakır şakır yağmur yağmaya başlayabiliyor. Ama yağmur damlaları da sizi rahatsız etmiyor, yağmur yağarken bile güneşlenmeye devam ediyorsunuz. Elafiti Adaları olarak geçen üç adalar, mutlaka görülmeli. Bu adalara ister tekne kiralayıp gidin, isterseniz Old Town'dan kalkan günlük turlarla... Tekne kiralarsanız günlük en az 630 avro ve mazot parasını gözden çıkarmanız gerekiyor. Üstelik bu, 8 metrelik bir teknenin fiyatı. Daha ucuz bir alternatif ise günlük turlar. Old Town'ın içindeki limandan günlük Elafiti Adaları turuna çıkan tekneler kalkıyor. Fiyatları da 35 avrodan başlıyor.

ELAFITI ADALARI TURU
Elafiti Adaları'ndan ilki olan Koloçep, doğası ve palmiye ağaçlarıyla dikkat çekiyor. Bir-iki restoran ve kafesi de var. Buradaki kafelerden birinde oturup, Hırvatistan'ın yerel birası olan Ozujsko'dan içebilirsiniz. İkinci ada Lopud Adası. Adanın bir tarafında Sunj isminde bir plaj var. Burası 'altın kum plajı' olarak geçiyor. Bu plajın özelliği, suyunun sıcak olması. Ama kıyıdan yaklaşık 100 metre sonra bile su hâlâ belinize kadar geliyor. Adanın diğer tarafı ise restoranların olduğu bölge. Restoranların hepsinde deniz ürünleri var. Obala restoranı limoncello'suyla ünlü. İçinde dondurma da var. Fiyatı ise 30 kuna yani yaklaşık 5 avro. Bu arada 1 avro yaklaşık 7 kuna ediyor. Üçüncü ada olan Şipan, dünyaca ünlü isimlerin de mutlaka uğradıkları yerlerden. Çünkü adada suyun hemen üzerindeki Marco Restaurant'ın ününü bilmeyen yok. Restoran, bir baba-oğul işletmesi. Baba içeride yemekleri pişirirken, oğlu da servisle ilgileniyor.

İSTRİDYE CENNETİ
Dubrovnik'te yemek denilince, akla hemen deniz ürünleri geliyor. Buradaki restoranlarda fiyatlar o kadar makul ki, yabancı turistlerin neden Çeşme'yi tercih etmediklerini anlıyorsunuz. Çeşme ve Bodrum'da rakı-balık keyfi, kişi başı 100 TL'ye geliyor. Oysa Dubrovnik'te iki kişi koca bir kabuklu tabağı ve bir şişe şaraba 350 kuna yani 50 avro ödüyorsunuz. Üstelik bahsettiğim tabakta kerevitten ıstakoza pek çok farklı seçenek var. Bu kadar ucuz olması da 'kötü' olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü Sting de gelse Beyonce de gelse aynı restoranda aynı şeyleri yiyor. Hırvatistan istiridyeleri dünya çapında rüştünü ispatlamış durumda. Dubrovnik'ten karayoluyla gidebileceğiniz Stone'da istiridye çiftliklerini görebilirsiniz. Ama istiridyenin en iyi adresi, hiç kuşkusuz Mini Stone'daki Kapetanova Kuca restoranı.

ŞARAP VE RAKIJA
Hırvatistan şarapları, dünyada yeni yükselişe geçti. Saat 11.00'de bile kafelerde şarap ya da bira içenlere rastlamak mümkün. Kırmızı şarapta Dingac, beyaz şarapta ise Posip etiketini aramanız tavsiye ediliyor. Tatlı şarap seviyorsanız da Muskat deneyebilirsiniz. Dubrovnik'te yapılması gereken şeylerden biri de şarap tadımı. Şarap evleri arasında en iyileri Grgic ve Frano Milos. Şarabınızı tadarken Hırvat peynirlerini deneme şansınız da var. Rakija ise diğer yerel içkileri. Tadı oldukça sert. Hırvatlar hastalandıklarında iyileşmek için içiyorlarmış. Bu arada kadeh kaldırırken 'Civyeli,' diyorlar, 'hayata' anlamına geliyor.

GECE HAYATI
Old Town, biraz Alaçatı sokaklarını andırıyor. Ama tek fark, burada topuklu ayakkabı giyen ya da abartılı makyaj yapan kimseyi görememeniz. Daha nezih, eğlencenin belli sınırlarda tutulduğu bir yer. Ses yasağı var ve işletmeler bu konuda oldukça tutucu. Siz tam içkinizi yudumlarken masaları toplamaya başlıyor, elinizdeki dolu bardağı plastik bardağa boşaltıp, size kapıyı gösteriyorlar. Hırvatların tavırları ve konuşma tarzları biraz sert. İlk başta kişisel gibi geliyor ama kısa süre sonra hepsinin aynı olduğunu görüyorsunuz. Ana meydandaki Hemingway Bar ilk bakışta antipatik gelen bir yer. Koltuklar sinema salonu gibi aynı yönde dizilmiş ve herkes gelen geçeni izliyor. Popüler içkisi mojito. Dar sokaklardan birinde bulunan Irish Pub da, gençlerin en sevdikleri yerlerden. İçeride müziğin sesi oldukça yüksek ama burası bir sokak barı. Zaten Old Town'daki her yer sokak barı konumunda. Hiçbirinde içeriye giriş ücreti ödeme ya da girememe derdi yok. Sky Bar da farklı kokteylleriyle ünlü bir yer. Caz dinlemek isteyenlerin tercihi ise Cafe Troubadour oluyor. Burası bir aile işletmesi. Saat 23.00 gibi kardeşler sahneye çıkıp, caz müzik yapmaya başlıyor. Ayrıca bir Türk işletmesi olan Rixos Libertas Hotel'in barında da cuma akşamları canlı caz dinletisi oluyor. "Burası kesmedi," diyenler Old Town'ın girişindeki Frego'da ya da Ploce kapısının yanındaki East-West'te soluğu alıyor. Eğer dolunay varsa gitmeniz gereken yer ise Buza. Tepede surların arkasında kalan mekâna, genelde dolunayda gidiliyor.

NEREDE KALMALI?
Plajı olan bir oteli tercih etmekte yarar var. Rixos, bir Türk işletmesi olduğu için daha avantajlı. Çünkü otelin müdür yardımcısından şefine kadar pek çok Türk, sizi yönlendirmek için hazır bekliyor. Otelde iki farklı restoran var. Biri balık restoranı olan Azur, diğeri Osmanlı yemekleri de sunan Lalezar. Üstelik burada Türk usulü kahve içme şansınız da oluyor. Şef Özgür Dönertaş, Dubrovnik'te ün yapmış biri. Bu yüzden onun yemeklerini tatmak için otele gelenler çoğunlukta. Özellikle ilk kez gidiyorsanız nereleri gezmeli, nerede yemek yemeli gibi konularda Türk çalışanlar size yardımcı oluyor. Gecelik 4.500 avroyu gözden çıkarırsanız, Kevin Spacey gibi Villa Agave'de kalabilirsiniz.

NASIL GİDİLİR?
Dubrovnik'e direkt uçak seferi yok. Önce başkent Zagrep'e gitmeniz, ardından da aktarmalı uçakla Dubrovnik'e ulaşmanız gerekiyor. Dilerseniz karayoluyla da geçebilirsiniz. Türkiye'den turlar oldukça popüler. Prontotour her hafta charter uçakla Dubrovnik seferi yapıyor. Yani sırf Prontotour'la her hafta yaklaşık 300 Türk, Dubrovnik'e gidiyor. Üstelik bütçeye göre üç, dört ya da beş yıldızlı otellerde konaklama imkânı da sunuyor. Gidenler arasında genç çiftler kadar kalabalık arkadaş grupları da dikkat çekiyor. Dileyenler günübirlik Saraybosna, Korçula, Karadağ gibi turlara da katılabiliyor. Vize de istemiyor. ETS de Dubrovnik'e tur düzenliyor.

PLAJLAR...
Dubrovnik kıyıları dünyanın en temiz denizlerinden birine sahip. Plajları, Avrupa Birliği tarafından 'mavi bayrak' standartlarına uygun görülmüş. Tüm Hırvatistan'da standartlara uygun tam 150 plaj bulunuyor. Genelde bütün otellerin kendine ait plajları var. Dünya jet sosyetesinin de tercih ettiği Hotel Excelsior ve Argentina dışındaki oteller, dışarıdan müşteri kabul ediyor. Rixos Libertas'a giriş, kişi başı 100 kuna. Burada servis bizim alışık olduğumuz türden. Direkt iskeleden girdiğiniz için kumla uğraşma derdi de yok. Plajda patenli garsonlar servis yapıyor. Otel müşterileri dışında, dışarıdan gelenler de oluyor. Dubrovnik'te her zevke göre plaj bulmak mümkün. Kum, kaya ya da çakıl... Yerli halk genelde kayaların üzerinde güneşlenmeyi ve yine buralardan denize atlamayı tercih ediyor. Ufacık çocuklar, yaşlılar, herkes kayaların üzerinde güneşleniyor. Plajlar arasında en popüleri East-West. Burası gece, kulübe de dönüşüyor ama plaj partisi geleneği yok. Zaten Dubrovnik, daha sakin ve huzur arayanların geldiği bir yer. Öyle yüksek ses ve birbirini rahatsız etme derdi yok. Plajlara giriş paralı. Şezlonglar 60 kuna, havlu 10 kuna. Genelde plajda roze değil, bira ve beyaz şarap tüketiliyor. Roze modası, Cote D'Azur'dan buralara gelememiş anlayacağınız.

Old Town'da bütün restoranlarda aşağı yukarı fiyatlar aynı. Restoranlara 'konoba' deniyor. Bir nevi bistro... Limanda, deniz kenarındaki Lokanda Peskarija'da yemekler siyah kocaman tencerelerle servis ediliyor. Türkler en çok kalamar tavayı seviyormuş. Yumuşacık. Bir tencereyle dört kişi doyar ama burada âdet kişi başına bir tencere söylemek. Fiyatı ise 60 kuna (8 avro). Ançüez kızartma, sardunya ve istiridye de Dubrovnik'te çokça tüketiliyor. Bir tek sardalyanın fiyatı diğerlerine göre daha pahalı. Gelelim Dubrovnik'in en pahalı restoranlarına... Gil's, Nautika, Proto; kişi başı içki hariç 100 avro harcayabileceğiniz ender yerler. Genelde şehirdeki tüm taksiler size buraları öneriyor. Bunun nedeni taksilere restoran sahiplerinin komisyon vermesiymiş. Gil's, bir Fransız restoranı. Mor-beyaz bir dekorasyonu var. Gece yemeğe gitmeseniz bile 23.00 gibi bir kadeh içki için uğrayabilirsiniz. Hem alt katta hem de terasta masaları var. Ayrıca terasın muhteşem manzaralı bir köşesinde tek bir masası var. Altı kişilik bu masada oturmak için en az 2.000 avro ödemek gerekiyormuş. Nautika ise surların dışında, Adriyatik Denizi'ne tepeden bakan bir konumda. Oldukça şık. Ama yemekler diğer yerlerden farklı değil, üstelik burada da içki hariç kişi başı 100 avro hesap geliyor. Manzarası için uğramak isteyenler çoğunlukta. Ama genelde şehre gelen popüler isimler mutlaka Nautika'da yemek yiyor. Proto ise risottosu ile ünlü bir restoran. Yaş ortalaması nispeten daha yüksek. Fiyatlar da Nautika ile hemen hemen aynı.


DUBROVNİK'TE BUNLARI YAPMADAN DÖNMEYİN

  • İstiridye cennetindesiniz. Elbette istiridyebira keyfi yapmadan dönmek olmaz. Bunun için tavsiyem; sahildeki Lokanda.
  • Uygun fiyata kabuklu tabağı ve şarap yemek için Old Town'daki Arca'yı tercih edin. Kişi başı 25 avroya balık çeşitlerini deneyebilirsiniz.
  • Sebzeli balık çorbası mutlaka tadılmalı. En iyi adres ise sahildeki Poklisar. Çorba, ortaya kocaman bir kase içerisinde geliyor ve siz kepçe kepçe kendinize servis yapıyorsunuz.
  • Akşamüstü içki içmek için herkes Buza'ya gidiyor. Ünlü Hırvatlar, puro içip şaraplarını yudumluyor.
  • Türk yemeklerini özlerseniz, istikametiniz Rixos Hotel'in içindeki Lalezar Restaurant olmalı. Şef Özgür Dönertaş, içliköfteden mantıya Türk lezzetlerini Hırvatlara sevdirmiş.
  • Dubrovnik'teki tek kumarhane Rixos Hotel'in yanında. Golden Sun Casino, İtalyanların favori yeri.
  • Zatun'daki Orsan restoranı denizin üzerinde. Şehre gelen tüm ünlüler, mutlaka burada yemek yiyor.
  • Istakozu en iyi Mljet Adası'nda yiyebilirsiniz.
  • "Bu kadar deniz ürünü bana kâfi," diyorsanız mutlaka kuzu çevirme denemelisiniz. İmkânınız varsa, şehrin doruk noktasındaki Velido'ya gidin. Burada kuzuyu patatesle köze gömüyorlar.
  • Klapa, buranın lokal müziği. Enstrümansız yedi-sekiz amatör müzisyenin yaptığı bir müzik türü. Şansınız varsa bir kafe ya da restoranda otururken yan masanızdakiler bir anda söylemeye başlayabilir.
  • Adriyatik'in en büyük adalarından biri olan Korçula, hem Marco Polo'nun doğduğu yer hem de en iyi korunmuş Ortaçağ kasabalarından biri.
  • Tekne kiralamak için Pavlo'yu arayabilirsiniz. İngilizcesi çok iyi değil, ama en iyi koylara götürmekte üstüne yok. Bilgi için: www.dubrovnik-watersports.com
  • Mürekkep balıklı risotto her restoranda var. Dubrovnik'e kadar gidip de tatmamak olmaz.
  • Sabaha kadar Ibiza tarzı eğlence arıyorsanız, Hvar Adası'na geçmelisiniz. Ama bunun için dört saat karadan yol yapıp, ardından tekneye binmeniz gerekiyor.
  • Posip ve Dingac mutlaka tadılması gereken şaraplar. Zaten "Dubrovnik'ten ne almalıyım?" diye sorduğunuzda herkes size "Şarap," yanıtını verecektir.
  • Bosna restoranı olan Taj Mahal'de bir nevi İnegöl köfteye benzeyen 'cevapcici'nin mutlaka tadına bakmalı.
  • Pizza için Old Town'ın arka sokaklardaki İtalyan restoranlarından herhangi birine oturabilirsiniz. Ama en iyisi Meaculpa.
BURCU ALDİNÇ
HABERLER Dubrovnik ile ilgili tüm haberlere, sabah.com.tr’ye eklenen son dakika haber ve gelişmelerine 7/24 bu başlık altından ulaşabilirsiniz. Toplam 01 Dubrovnik haberi sayfamızda bulunuyor.
BİZE ULAŞIN