Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Sessizlik kışkırtıcı bir şey!
Hele hep sessiz olmaya itilenler için...
Nitekim saygı duruşlarındaki patırtı da genellikle egemenliğiyle başlar ve sonra o ana kadar fikri sorulmayanlar kademe kademe sessizliğin egemenliğine son verirler.
Bazen bu patırtı seyircinin haykırarak verdiği mesajdır: "Sizin bize önerdiğinizden ve sunduğunuzdan daha önemli bir meselemiz var!" (Türkiye- Yunanistan maçında Fransa için 1 dakikalık sessizliği bozan sloganlardan birinin "şehitler ölmez, vatan bölünmez" olması bu tavra katılın katılmayın, klişe denilip geçilecek bir şey değildir!)
Bunları bilelim de öyle tartışalım istiyorum.
Yoksa ne olacak; iki gündür medyada gördüğüm gibi "Adamın kendine saygısı yok, başkasına mı olacak" diye atıp tutmak çok kolay.
Bir de yurt dışındaki statlarda böyle şeyler olmuyor diyenler var ki, kafadan atıyorlar.
Basit bir Google taraması bile onları saygı duruşları konusunda Batı tribünlerinin futbolculara ırkçı aşağılamaları ve bazı milli maçlardaki etnik protestolar konusunda aydınlatır.
Ha! Ne olursa olsun, tribünler Milli Marşlara saygılı olmalıdır. Bize yakışan budur.
Rakibin Milli Marşı çalınırken ıslığın, bağırmanın, sloganın kabul edilebilir yanı yok.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Sadece güvenlik tedbirleriyle değil, asıl olarak çözümü, insan hakları, özgürlüklerin genişletilmesi, demokratikleşme zemininde aramalıyız. Adalet, şefkat, merhamet, kucaklama, birlik ve kardeşlik, yeni dönemin ruhunu oluşturmalıdır.

Bu, devlete paralel yapılanmalara müsamaha gösterilmesi anlamına gelmez. Bundan böyle kimse "demokrasiden geriye dönüş yok.." deyip, devleti içten içe ele geçirme cüretini gösterememelidir... Burada da yeni hükümetten beklenen, hukuktan zerrece ayrılmadan, kurunun yanında yaşın yanmasını önleme titizliği ile hareket etmesidir. Gülenist hareketin masum tabanını rencide etmeme hassasiyeti, vicdanlı milletimizin gönülden arzusudur.

Hüseyin Gülerce/Star

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Son Paris katliamı nedeniyle de, söz konusu kesime dönük nefret ve öfke dalgaları yoğunlaşmakta. Acaba bu şekilde IŞİD'li teröristlerin amaçlarına da hizmet mi ediliyor? Yabancı düşmanlığı ve İslamofobi Avrupa ülkelerinde ve hatta Amerika'da tırmanarak bir siyasal davranış biçimine dönüştükçe, bu ülkelerde IŞİD'e sempati duyan ezilmişlerin ve dışlanmışların sayısı artmayacak mı? Doğup büyüdükleri ülkelerde "Yabancı" ve hatta"2'nci sınıf insan" olarak görülen bu kitleler, daha fazla oranda IŞİD'e katılarak, ezilmişliklerini onarmaya çalışmayacaklar mı? Ama bir yanda da "Toplum psikolojisi" diye bir olgu var... Bombalarla, silahlarla tehdit edilen Parisliler veya Brükselliler, kendilerini tehdit edenlere karşı nasıl anlayışlı olabilirler? Suriyeli mültecilere karşı zaten insafsızca yaklaşan Avrupalılar, "Paris katliamı"nın bazı faillerinin Suriye mültecileri ile birlikte Fransa'ya sızdıklarını öğrendikten sonra, bu mültecilere şefkatle yaklaşmayı düşünebilirler mi?

Mehmet Barlas/Sabah

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Sözü, "turpun büyüğü heybede" diyen ve Şubat ayının (2014 Şubat'ının) ortalarında farklı ve yepyeni bir Türkiye müjdeleyen bir başka paralel yapı savunucusuna getireceğim.

Ne diyordu bu zat? "Şubat ayının ortalarında bu hükümetin akıbeti belli olacak. Adaletin keskin kılıcı inecek, bazı başlar düşecek."

Onu bu şekilde, "güvenle" ve pervasızca konuşturan bilginin kaynağı neydi?

Dış dünyanın verdiği "sufle" elbette... Daha doğrusu, "dış dünya"nın icazetiyle operasyona kalkışan birimlerin ortaya saçacağı kirli malzeme... Bir diğer ifadeyle, heybeden çıkması beklenen büyük turp...

Turpun büyüklüğü içerideki "direnci" kıracak, nihayetinde Türkiye'yi yalnızlaştıran (ve Mısır'laştıran) süreci başlatacaktı.

Çünkü dünya, 7 Şubat ihanet kalkışması ve Gezi'den başlayarak, Türkiye aleyhtarı bütün girişimleri desteklemiş, bu girişimlerin perde arkası organizatörü olan "paralel yapı"ya (çok güçlü medya desteği vererek) alan açmıştı.

Fakat beklenen olmadı.

Ahmet Kekeç/Star

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

R. Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti, bu çevrelenme, yönlendirilme ve frenlenme gayretlerini aşmayı başardı. Gündemin arkasından gitmedi, kendi gündemini hayata geçirdi. Siyaset bu süreçte itibar kazandı, demokratikleşti. Ekonomi bu süreçte büyüdü.
Yeni dönem, eski Türkiye'nin siyaset mühendislerinden kurtulabilmiş değil. 2002'de AK Parti'yi kuşatmaya ve esaret altına almaya çalışan zihniyet bugün de var ve canlı.
Bugün AK Parti'ye "2002'ye dön" çağrıları yapanlar onlar.
O gün, AK Parti'ye "Türban'ı siyasi malzeme olarak kullanma" diyenler bugün"başkanlık işine girme" diyorlar.
O gün, "AKP üzerindeki İslamcı parti imajını silmeli ve biz de ona yardım etmeliyiz"diyenler, bugün "Erdoğan kötü, Davutoğlu iyi" diye nifak saçmaya çalışıyorlar.
O gün "Türkiye'de hiçbir partinin oyu, yüzde 100 kendisine ait değildir. Bu kadar hızla gelen oylar, bu kadar hızla gider" diyenler, bugün "yüzde 9'u çantada keklik bilmeyin ha"diye uyarıda bulunuyorlar.
O gün "Bu hükümet Türkiye için gerçekten bir şanstır. Bu şansı 'aceleci', 'inadına' ve kışkırtıcı hareketlerle tahrip etmeye kimsenin hakkı yoktur" diyenler bugün "bağımsız dış politika da neymiş" diyorlar.
Amaç, AK Parti'nin özneliğini elinden almak ve bizi eski Türkiye cenderesine sıkıştırmak!
Yok, biz almayalım...
Bir de, bir yere dağılmayalım...

Fahrettin Altun/Sabah

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Boşanmaların, bireyselleşmenin hızla arttığı bu zamanlarda RTÜK gibi bir kurumun AHaber, TVNet gibi televizyonlara ceza yağdırırken, toplumdaki ahengi ve huzur bozan, toplumu zihinsel olarak iğdiş eden dizileri halkla birlikte oturup izliyor olması anlaşılabilir durum değil.

Kurumlar görevlerini hakkıyla yapmıyor, bunun sonucu olarak arzu edilmeyen durumlar gözümüze sokuluyorsa görevi devralıp medya ve diziler konusundaki sorumsuzluğa tepki vermek hepimizin görevi olmalı. Çünkü herkes kenara çekildiğinde elimizde içinde yaşadığımız toplum kalacak ve o toplumu korumak hepimizin ödevi. Bunu da ancak âileyi koruyarak başarabiliriz.

Cemile Bayraktar/aktüel.com.tr

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Çare de belli: Başkanlık Sistemi. Yok tıkanmayı önlemenin başka yolu!
Şimdi, "Başkanlık Sistemi yokken Türkiye yoluna devam etmedi mi?" diye sorulabilir. Etti elbette, ama kör-topal ve ite kaka. İki adım ileri attıysak, bir adım geri gittik. Bunu görmek için sadece Cumhurbaşkanı Sezer-AK Parti dönemine bakmak yeterli. Ciddi sıkıntılar yaşandı. Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nden gelen vetolar yüzünden hükümet adım atamaz hale geldi. Sürekli bir gerginlik atmosferi vardı. AK Parti o dönemde gerginliği önleme politikası izlemeseydi, Sezer'in yaşattıklarına sert tepkiler verseydi, büyük bir krizle karşı karşıya kalabilirdik.
Nitekim, asıl önemli atılımlar Sezer'in görev süresinin sona ermesiyle başladı. Ayrıca, 7 Haziran-1 Kasım arasında olup biteni hep birlikte yaşadık. Millet kurulamasa bile koalisyonun ne demek olduğunu gördü. Önümüzdeki seçimlerde yeniden aynı tablonun çıkmayacağının da garantisi yok.
Sıkıntı yaşamak istemiyorsak tedbir almak zorundayız. İlaç ise yine koalisyon hükümetlerini gündemden düşürecek olan Başkanlık Sistemi!

Emin Pazarcı/Akşam

BİZE ULAŞIN