Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Fetullah Gülen'in, "İsrail'in devlet otoritesine saygı gösterilmeliydi" sözü dün gibi hatırımızda. Bugün, Haaretz'deki "Türkiye ile İsrail'in anlaştığı" yönündeki haberi duyar duymaz Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ve AK Parti'yi topa tutmaya çalışanlar bu zatlar. Akıllarınca, onları tutarsızlıkla suçlayacaklar. Dahası, Filistin'i, Mavi Marmara şehitlerini satmakla! Dikkat edin, halihazırdaki anlaşma söylentisini gündem yaparlarken bile, İsrail'in geçmişteki cürümlerine tek bir eleştiride bulunmuyorlar.
Toz kondurmama çabasına devam! Paralel yapı mensuplarının bu haberin üstüne atlama biçimleri ise muhteşem. Ortak söylemleri, "hani biz İsrail uşağı" idik.
Biri de çıkıp şunlara, "evet bir dönem öyleydiniz, belli ki iş akdiniz feshedilmiş" demeli. Birkaç hususun altını çizmekte yarar var. Bir kere, Türkiye ve İsrail arasında görüşmelerin olduğunu hepimiz biliyoruz. Fakat henüz imzalanan bir anlaşma metni yok ortada. Olabilir mi? Pekala olabilir. Türkiye, kimsenin uşağı da, esiri de değil.
Kendi ad ve hesabına dış politikasını şekillendirebilecek bir aktör. Ve şekillendiriyor da. Oyuna yeni unsurlar eklendiğinde stratejimizin yenilenmesi kadar doğal ne olabilir? Bütün bunlara ek olarak Türkiye, dış politikasında çıkar- değer dengesini gözeten de bir aktör. Türkiye, bugün de Filistin halkına dönük hak ihlallerini mesele edinen, bununla mücadele eden başlıca ülke. Türkiye, eksen değiştiriyor edebiyatı yapanlara, o gün ne diyorsak bugün de aynı şeyi söylüyoruz. Dış politika ideolojik körlükle, dogmatik tavırlarla sürdürülmez. Doğu Akdeniz'de bir enerji savaşı var. Suriye krizinde yeni bir evredeyiz. İsrail, Türkiye ile yakınlaşmak için yoğun çaba içinde. Ve saire, ve saire...

Fahrettin Altun/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Sevgili Dorsay, ayrıca, A. Turan Alkan'ın "Alevi Miyim Neyim" başlıklı yazısını da hararetle tavsiye ediyor…
Ah ne güzel, okuyalım, aydınlanalım.
Lakin, Atilla Dorsay da bi zahmet aynı yazarın Madımak hakkında yazdıklarını da arşivden bulsun okusun. Çok istifade edecektir, çoook!
Gelelim Mümtaz'er adlı elemana…
Sinema eleştirmenimiz, bu muhteremi de özgürlüklerden yana sanıyor, hiç gelmesek olmaz.
İş bu eleman geçenlerde Silivri'de nöbet falan tutmuş, iyi mi? Nedim Şener, Nazlı Ilıcak'ın mahut nöbet şovunu, "mundar etti" şeklinde yorumlamış. Biz bu elemanın nöbetine ne desek, nasıl yorumlasak acaba?
Yargının keskin kılıcı inecek, kelleler kopartılacak diyerek, 17 Aralık darbe teşebbüsü ardından isterik naralar atan bu elemanın elinden gelse, sadece "dönemim başbakanını" değil, Pensilvanya'daki hocasına ve darbesine karşı çıkan gazetecilerin alayını içeriye tıkacaktı.
Şimdi kalkmış hiç utanmadan "özgürlükçülük" oynuyor!
Tansu Çiller'e danışmanlık yaptığı dönemde, yani, faili meçhulcinayetlerden geçilmediği dönemde, "devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir" diyen de bu elemandı.Şimdilerde solu pısırık ve sünepe buluyor.
Seçilmiş demokratik iradeye karşı illaki "hendek kazılacak," muhteremi aşağısı kurtarmıyor galiba.
Halbuki… Üç-beş yıl önce solcu gençlerden kafasına yumurta yediğinde feveran eden de kendisiydi.
Neyse, elemanı herkes tanıyor. İstedim ki, Atilla Dorsay da tanısın.

Salih Tuna/Yeni Şafak

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Putin'in açıklamalarında en maksatlı olanı Türkiye'deki yöneticileri içte ve dışta "İslamcılığı yaymakla" eleştirmesiydi. Daha önce de tekrar ettiği bu karalamada iki yeni unsur var. İlki, iç siyasete yönelik: "Bu yayılan İslamcılık nedeniyle herhalde Atatürk mezarında ters dönmüştür."
Putin'in Atatürk üzerinden polemik yapması nafile bir çaba. CHP'nin bile laiklikİslamlaşma üzerinden AK Parti iktidarını eleştirmeyi bıraktığı bir dönemde bu malzemeden Putin'e ekmek çıkmaz. Kaldı ki mevcut iktidar döneminde Atatürk, Türk modernleşmesinin ortak bir sembolü olarak daha da tahkim oldu.
Putin'in karalamasındaki ikinci yeni unsur AB ve ABD'nin Ankara'yı "kendi İslamcıları" olarak gördükleri savı. Bunun da tutulur tarafı yok.
Putin, devletler arasındaki ilişkileri ideolojinin değil jeopolitiğin ve milli çıkarların belirlediğini pekala biliyor. Rusya'nın Velayet-i fakih sistemi ile yönetilen İran ile yakın ilişkileri buna bir örnek. O halde birileri de Tahran'ı Rusya'nın "ılımlı Şii İslamcısı" olarak niteleyebilir.
Halbuki İran hem Rusya hem de ABD ile yakınlaşmayı başarabilen çıkara dayalı usta bir diplomasi çizgisinde yürüyor. Nitekim Soğuk Savaş döneminde bile ideoloji bir malzeme olmaktan öteye gidememişti.
Putin'in ideolojik salvolarının altında gizlenen ilk hedef kendi "terörle mücadele" gündemine ait. Bu da Suriye'deki bombalamaları sebebiyle Kafkas- Çeçen militanlardan gelebilecek olası saldırıların maliyetini Türkiye'ye fatura etmek.
Putin'in Kafkas kökenli militanları Suriye'de yok etme niyetinde olduğu biliniyor. Ancak söz konusu militanların bazılarının da Rusya ile savaşmak için DAİŞ'ten koparak çatışmanın daha sıcak olduğu Nusra Cephesi saflarına geçtiği konuşuluyor.
Dahası, Putin, PYD-PKK'ya artırdığı desteğin Türkiye'deki muhalefet cenahında yaratacağı rahatsızlığı AK Parti'ye "İslamcılık suçlaması" ile hafifletmeyi amaçlıyor. HDP'nin Rusya'ya verdiği şimdilik ürkek olan söylemsel desteği takip etmekte fayda var.
Putin bir konuda haklı... Bölgedeki bütün güçler için "DAİŞ artık ikinci planda..."
Asıl olan jeopolitik çıkarlar; ideolojik iddialar da suçlamalar da işin hikâyesi...

Burhanettin Duran/Sabah

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Demirtaş, milletin sinesiyle PKK'nın sinesini birbirine karıştırıyor. Daha doğrusu hala Kürtleri yanıltmaya çalışıyor. PKK ve HDP, Kürtlerin yaşamlarını, özgürlüklerini, geleceklerini ellerinden aldı, hayatlarını mahvetti, almadıkları bir canları var Kürtlerin, onu da "halkın onurlu direnişi" safsatasıyla alma niyetindeler. Hangi "onurlu" direniş? Esed için Güneydoğu'yu ateşe vermek mi? Kürtleri, İran ve Esed rejimi için ölüme yollamak mı?

Sorun, PKK'nın ideolojik-siyasi dar kafalılığında ya da dünyadan kopukluğundan kaynaklanmıyor; sorun HDP içindeki solcuların varlığından da ileri gelmiyor; asıl sorun, PKK ve HDP'nin bugüne kadar "Kürtlerin temsilcisi" olarak yutturulmuş olması. Ne PKK ne HDP'nin Kürtlükle ilgili bir derdi var; Kürtler, PKK ve HDP için sadece ucuz bir asker kaynağı. PKK ve HDP'nin arkasındaki güçler, Türkiye'ye karşı verdikleri savaşta Kürtleri "ucuz asker" olarak kullanıyor. Asıl gerçek bu!
Ne var ki bu oyunun farkına varan insanların sayısı her geçen gün biraz daha artıyor. Kürtler, PKK'nın dağıttığı silahları alma yerine evlerini bırakıp göç etmeyi tercih ediyor. Kürtler, HDP ve Demirtaş'ın milletin değil, PKK'nın sinesinde olduğunu artık çok daha net olarak görüyor.

Kurtuluş Tayiz/Akşam

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

1980: Kenan Evren darbesi, ılımlı İslam operasyonlarının hızlanması...
1984: Gladyo'nun, ılımlı İslam projesi hazırlıklarına göre Gülen örgütü, üçüncü aşama hamlelerine geçiyor.
1987: Gülen Örgütü, seçimlerle yakından ilgileniyor.
Süleyman Demirel DYP'nin başına geçiyor. Bülent Ecevit, Alpaslan Türkeş siyasi manevralara başlıyor. Gülen, sadece Necmettin Erbakan'a uzak duruyor. Zaten Erbakan da Gülen'e yakınlık göstermiyor.
1991: Fethullah Gülen Demirel'le yakın ilgili. DYP-SHP hükümetine sıcak bakıyor.
1993: Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın zehirlenmesi sonrasında Demirel'in Cumhurbaşkanı olmasıyla, yerine geçen Tansu Çiller'e yakın ilgi ve destek var. DYP'den Gülen'e yakın bazı milletvekilleriyle ağ genişliyor.
1995: Gülen, merhum Erbakan'ın başbakan olmasından tedirgin. ANAP-DYP hükümetine destek var.
1997: Darbeci Çevik Bir'le yakın adamlarından Alaattin Kaya görüşmesi, 28 Şubat darbesine destek, Merhum Erbakan'a açıkça, 'çekil' demek. Hürriyet-Kanal D ile de yakın muhabbet devrede...
1999: Başbakan Bülent Ecevit-Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan'ın yardımıyla Fethullah Gülen Amerika'ya geçiyor, Abdullah Öcalan CIA tarafından Türkiye'ye teslim ediliyor. ABD'nin yeni projesi başlıyor.
CIA ajanı Graham Fuller'in yeni Ortadoğu ve ılımlı İslam projesi. Amerika'da Bush ve Neo-Conlar'ın gelişi, İsrail beyinlerinin Amerikan CIA, Rand, Stratejilk kuruluşlar üzerinden hamlelerine geçiş.
2001: Türkiye'nin ekonomik dibe vurduruluşu. Bilderberg, IMF valisi Kemal Derviş'in Bakanlar üstü getirilişi. Hüsamettin Özkan-İsmail Cem Yeni Türkiye Partisi'ne, Fetullah Gülen'in ilgisi... Kemal Derviş'in Özkan-Cem'e kazıl atarak CHP'ye geçişi.
2002: Seçimlerde beklenmeyen sonuç. Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti'nin zaferi, koalisyon peşinde koşan ANAP-DYP-MHP'nin çöküşü.
2003: 1 Mart tezkeresinin çıkışı için Gülen'in, İsrail'in, Amerikan'ın sıkı markajlarına rağmen, TBMM'nin reddi.
2003-2008 arasında, Fethullah Gülen ve Amerika'nın çok gizli kılcal damar operasyonları, örgütlenmeler... Emniyetyargı cuntaları hareketi başlıyor... 2008: Ergenekon davasının düğmesine basıldı. AK Parti'nin kapatılma davası gündeme sokuldu.
2009: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın İsrail'e one mınute çelmesi sonrası, FETÖ yepyeni bir modelle sahneye çıkarılıyor.

Bülent Erandaç/Takvim

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Eğer Fethullahçı çete 17 Aralık'ta girdiği savaşı kazansaydı ben ya hapiste ya mezarda olacaktım. Bunu bilerek mücadeleye girdim. Eğer Fethullahçı terör örgütü beni hapse sokabilseydi de Can Dündar gibi mızmızlanmaz ve dırdırlanmazdım. Can Dündar kanlı bir iktidar ve ihtilal mücadelesinin içine girdi ve kaybetti. Ama o kadar fake bir devrimci ki, şimdi tüm dünyaya yalvarıyor, ağlıyor zırlıyor. Eğer ben hapse girseydim kanımın son damlasına kadar girdiğim mücadelenin bedeli derdim. Aynı şekilde 17 Aralık'ta FETÖ yardakçısı olarak bu iktidar ve ihtilal mücadelesinin tam göbeğinde yer alan Ahmet Hakan da ağlayan ve zırlayan familyadan. Onurlu bir devrimci gibi "Evet Tayyip Erdoğan'ı FETÖ yoluyla indirmek istedik ama olmadı" demiyor, diyemiyor.
Tam aksine herkesten hızlı Erdoğancı oldu. Zaten Ahmet Hakan budur ve hiçbir karakteri ve omurgası yoktur.

Ahmet Hakan ile benzer bir omurgasızlık hastalığına sahip kişi de Deniz Ülke Arıboğan'dır. 50 yaşını geçtiği halde 30 yaşındaymış gibi fake hareketler yapan botoks kraliçesi aklıma Timur Selçuk'un meşhur şarkısını getiriyor. "Sağcıyla sağcı... Solcuyla solcu... Çevir kazı yanmasın, çevir de çevir.. Çevir kazı yanmasın devir bu devir..."

İşte bu Deniz Ülke de bir gün sağcı bir gün solcu, öbür gün liberal, diğer gün muhafazakar oluverir. Bazı gün Atatürkçü bazı gün Özalcıdır. Fakat bu sefer bukalemun gibi renk değiştirirken Fethullahçı role girdiği sıra birileri Deniz Ülke balonunu patlattı. İşte şimdi kocasıyla beraber çok bildiği yargı içi yöntemlerle beni sindirmeye çalışıyor. Ahmet Hakan da aynı şekilde.

Alayınıza sesleniyorum, istediğiniz Fethullahçı savcıları ve hakimleri de ayarlasanız, ben tek başıma da kalsam sizinle mücadele edeceğim...

Cem Küçük/Star

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

İlk şart yerine getirilmişti, ikinci şart yolda ve 3. şartın çıkmaz sokak olduğu belli. Haaretz'in haberinde yer alan "Salah Aruri'nin iadesi ve HAMAS'ın Türkiye'deki aktivitelerinin kısıtlanması" maddesi de Türkiye'nin Gazze lehine almaya kararlı olduğu sonuçlarla çelişen bir madde. İsrailli yetkililere dayandırılan haberde Türkiye'nin Gazze ablukasının kaldırılmasıyla ilgili şartlarda ısrarlı olduğu belirtiliyor. Şu ifade de dikkat çekici: "Erdoğan'ın Gazze ablukası ısrarı, Türkiye-İsrail normalleşmesinin önündeki en büyük engel."

Belli ki İsrail, görüşmedeki pazarlık gücünü medya eliyle artırmak istiyor. Türkiye'deki diplomatik kaynaklar da "Görüşme var, mutabakat yok" diyor. Bu sevindirici. Ancak bu yazının yazıldığı saatlerde şiddetli bir dille yalanlama da gelmemişti.

Devletleri bağlayan realite ile bireylerin ve ortak bir hassasiyet çerçevesinde bir araya gelen grupların hassasiyeti genellikle örtüşmez. Bireyler ya da topluluklar kendi hassasiyetleri konusunda devletlerine baskı yapabilirler, ama devletler bir ülkenin tamamını temsil ettikleri bilinciyle kararlar alırlar. Bu bağlamda İsrail-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesi kararı bizim arzu ve temennilerimizden bağımsız olarak ele alınacak belli ki, bunun farkındayız, en azından ben farkındayım. Ancak Türkiye başından beri normalleşme için "Gazze'ye ablukanın kaldırılması" nı şart olarak ileri sürdü. Bu, hassasiyet sahibi birey ya da toplulukların değil, devletin kırmızı çizgisi. Dolayısıyla abluka ile ilgili olumlu bir sonuç alınmadan varılacak bir mutabakat, hele hele HAMAS'a "terör örgütü" muamelesi yapmamızı isteyen şartlarla beraber devreye girerse, sonuç pek çok açıdan hezimet olur. İktidarın bunu hesap ettiği kanaatindeyim.

Nihal Bengisu/Habertürk

BİZE ULAŞIN