Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bugün Türkiye, milli güvenlik sınırlarının nereden başladığı ile ilgili kritik kararlar alıyor. Ve tıpkı bir asır öncesinde olduğu gibi aynı anda birden çok iç ve dış düşmanla mücadele ediyor. Güneydoğu sınırının güvenliğini fiilen Musul'dan başlatmayı düşünen Ankara, Diyarbakır'ın ara sokaklarına sıkıştırılmak isteniyor. Baştaki konuya dönecek olursak... O iki çocuk ve girdikleri kare bugüne ve yarına dair çok şey anlatıyor. Çatışma ortamı Sur içindeki çocuklar için "rutin" mi olacak yoksa kader diye dayatılan o ortamdan çıkmaları için el birliği ile bir şeyler mi yapılacak? O çocukları bulmak, ulaşmak zorundayız. Tek tek bakanlık isimlerini, kurumları sayarak, olayın özünü değiştirmeyeyim ama henüz kamu kurumlarından bu çocuklara ulaşan olmadı. Biz de araştırmayı sürdürüyoruz. Sokağa çıkma yasağı, güvenlik riski tespitleri zorlaştırıyormuş. Olsa olsa emniyet bilebilirmiş. Okullardan tarama yapmak, sosyal hizmet uzmanları eliyle ailelere ulaşmak şu anda mümkün değilmiş. Vs vs... Ama ne yapıp edip çocuklara, iç dünyalarına girmek, sahip çıkmak durumundayız. Yoksa bugün ev ev, mahalle mahalle, ilçe ilçe yapılan operasyonlar birkaç yıla kalmadan anlamını ve önemini yitirecek. 4 ayaklı minarenin dibinde mermi kovanları içinde unuttuğumuz çocuklar, ülkenin gençleri olarak, hınç ve kinle yine kendi ülkesinin karşısına dikilecek.

Okan Müderisoğlu/Sabah

  • 2
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Ülkenin sorunları ve ihtiyaçları düşünüldüğünde, 'iyi' bir başkanlık sisteminin iki temel alanda daha parlamentarizme göreceli üstünlüğü var. Bunlardan biri adem-i merkezi bir idari teşkilatın hayata geçirilmesi. Merkeziyetçilik doğrudan sistemle ilişkili olmasa da, başkanlık sistemi yetki ve sorumluluk dağılımının yaygın ve yerele uzanan bir biçimde yapılanması açısından daha fazla imkan sunabiliyor. Dolayısıyla talep ve tercihlerdeki değişimin kararlara yansıması açısından çok daha esnek bir sistem… İkinci husus buna destek vermek üzere dar bölge seçim sistemine geçilmesidir. Yine seçim sisteminin yönetim yapısıyla doğrudan bağlantısı olmasa da, dar bölge mantığı başkanlık sisteminin ruhuna daha yakın bir anlayışı yansıtıyor.
Türkiye'nin temel meselesi hızla değişen koşullara aynı cevvaliyetle cevap verebilmek ve bunu yaparken yine hızla değişmesi beklenecek toplumsal tercihlerin siyasete katılımını ve etkilemesini garanti altına almak olmalıdır. Bunun şu anki parlamenter sistemle gerçekleştirilmesi olanaksız. 'İyi' bir parlamenter sistemin ise, Türkiye'nin siyasi geleceğinde tek parti hakimiyetinin geçerli olma ihtimalinin yüksekliği hesaba katıldığında, söz konusu amacı gerçekleştirecek bir zemin sağlaması son derece güç. Dolayısıyla Türkiye'de başkanlık sisteminin her yönüyle tartışılması, 'iyi' ve herkesin içine sinen bir alternatifin üretilmesi ve bunun sağlam bir anayasal çerçeve içine yerleştirilmesi gerekiyor.
Eğer amaç bir tahakküm sistemi yaratmak olsaydı, başkanlık ne AKP ne de Erdoğan'ın işine yarardı. Hiçbir 'iyi' başkanlık sistemi iktidarın şu anki gücünden daha fazlasını sağlayamaz. Ama ülkeyi bir bütün olarak yönetmeyi kolaylaştırır, riskleri azaltır, meşruiyeti pekiştirir. Bu da hem iktidarların daha sağlam bir zemin üzerinde iş yapmalarını, hem de toplumun siyasete doğrudan damgasını vurmasını sağlar.

Etyen Mahçupyan/Akşam

  • 3
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Sahi böyle birini kim, niçin ve nasıl CHP'nin başına sardı

… Buradaki amaç Erdoğan, Davutoğlu ve Fidan'ı uluslararası ceza mahkemesinde yargılatmaktı. Çünkü bir ülkeye silah göndermek savaş suçudur. Silah dışında her şeyi yollayabilirsiniz. Tıbbi malzeme sınıfında olan ve hastanelerde dezenfektan olarak kullanılan isopropyl Alcohol adlı malzemeleri kimyasal silah yapımında kullanılan bir malzeme ile güya sarin gazı yapılıyor iddiasını ortaya atmaya çalışıyorlar. Açıkçası Eren Erdem ciddi bir suç işliyor. İşin ilginci bu konu ile ilgili yazıp çizen kimse de dönüp Guta'da atılan hardal gazı ve Hollanda ilişkisini açıklayan raporlara bakmadığı gibi.

Adana'da olan sarin gazı hikâyesinde de o dönem kimlerin savcı hakim olduğuna bakmıyor. Bu arada; Guta'da olan sarin gazı hikayesini yerinde inceleyen uzmanlar aynı zamanda UCM içinde delil topluyorlardı ve Türkiye'nin hiç bir ilgisinin olmadığını açıklamışlardı. Türkiye'de, Paralelci bir adam, Ulusalcı bir partiden milletvekili oluyor, iktidarı geçtik, devlete karşı başka ülkelerin istihbarat çalışmalarına malzeme olmak üzere kendi ülkesi aleyhine yalan haberler uyduruyor..

Bu olay bir ilk değil. Bu gidişle son da olmayacak.. Bu rezalete bir son verilmesi gerek.. Dokunulmazlığı kaldırılır ve bu iddianın sahibi yargılanır. Bunu en çok da CHP'nin istemesi gerek. Belki bu kamburdan kurtulmak için bu kişiyi partiden ihraç etmesi ve dokunulmazlığının kaldırılması için kendilerinin talepte bulunması gerek. Bir o kadar önemli bir diğer konu da, bu kişiyi, kim, nasıl ve niçin CHP'nin başına bela etti, onun incelenmesi gerek. Bir çok partide bu tip takiyeci, kripto adamlar var. Belki hâlâ AK Parti'de de varlar!. Yeniden herkes kendi içine baksa iyi eder, yoksa yarın bunun faturasını ağır bir şekilde öderler.

Abdurrahman Dilipak/Yeni Akit

  • 4
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Donald Trump, Amerika'da bütün elitin dilinde.. Komedyenlerin hepsi alenen alay ediyorlar adamla.. Hiciv, şaka değil, alay.. Ciddi elitler ise "faşist" diyorlar, başka şey demiyorlar..
Ama Amerikan halkı her gece televizyonlarda dalga geçilen, her sabah gazetelerde yerin dibine sokulan Trump konusunda elitlerle ayni fikirde değil.. Hem de hiç değil..
Cumhuriyetçi Parti'den adaylığını açıklar açıklamaz, diğer adayların hemen üstüne çıkmıştı da, kimse ciddiye almamıştı.
Ama iş şimdi ciddi. Cumhuriyetçi adaylar arasında yapılan ankette oyu, yüzde 36'ya çıkmıştı. Ardından gelen ikinci 16 iken.
Geçen hafta, asılsız çıkan "IŞİD'in Los Angeles'te Canlı Bombaları var" ihbarı ile okullar 3 gün kapatılınca, Trump yüzde 41'e fırladı.
Dahası.. Demokratların şu anda en güçlü adayı Hillary Clinton.. Alay edilen Trump, anketlerde Hillary'yi de geçiyor..
Yani..
Amerikan halkı Trump'ı seçerse kimse şaşmasın ve hesaplarını ona göre yapsın şimdiden.. Seçimler seneye.. Bu arada Paris benzeri bir eylem Amerika'da yaşanırsa, Trump'ı kimse tutamaz bilesiniz..

Hıncal Uluç/Sabah

  • 5
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Merak bu ya: Türkiye sınırlarını ihlal eden bir Rus uçağını değil de, Rusya her nasılsa sınırlarını ihlal eden bir Türk uçağını düşürmüş olsaydı... O zaman Rusya'da, sınırını korumak için refleks gösteren kendi ülkelerini suçlayan ve sınır ihlali yapmış olan ülkeyi haklı gören yayınlar yapan medya organları olur muydu?.. Daha doğrusu olabilir miydi?.. Bizde bol miktarda var... Misali geliştirelim: Rusya'da parlamentodaki partilerden birinin lideri, ülkemizi ziyarete gelmeye ve kendi hükümeti aleyhine olacağı kesin olan birtakım görüşmeler yapmaya cesaret edebilir miydi?.. Tabii ki edemezdi. Ancak Türkiye'deki bir partinin eş genel başkanı tam da bu günlerde Moskova ziyaretine gidiyor... Yukardaki örnekler, hiçbir ülkede normal karşılanmayacak davranışlardır. Uzun uzun düşünmeye gerek duymadan verebileceğimiz ve çoğu henüz yakın zamanda yaşanmış birçok örnek, bunun böyle olduğunu anlatmak için yeterli. Özgürlüklerin sınırsız olduğu iddia edilen ABD ve Avrupa'da bile; ülkelerinin aleyhine olabilecek davranışlarda bulunanlar defterlerinin dürüleceğini bilirler. Ancak tam da burada, bütün bu ülkeler arasında Türkiye'nin bir istisna olduğunu zikretmemiz gerekiyor, mecburen. Birilerinin iddialarına göre medyanın özgür olmadığı, insanların fikir ve kanaatlerini serbestçe ifade edemediği bir ülke Türkiye. Ancak her nasıl oluyorsa, bu ülkedeki medya organlarının önemlice bir kısmı ile beraber bazı sözüm ona aydınlar ve siyasetçiler, normal şartlar altında 'ihanet' olarak tanımlanabilecek davranışlarda bulunabiliyorlar...

Ekrem Kızıltaş/Takvim

  • 6
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bilindiği gibi faşizmin en güzel yuvalandığı yerler oldu üniversiteler. Daha birkaç hafta önce İstanbul Üniversitesi'nde yine sol faşist öğrenciler, İslamcı öğrencilerin üzerine yürümüş, parkalarının içine saklamaya çalıştıkları sopalarla İslamcıları okuldan kovalamaya yeltenmişti. Sabah yürek yiyip başladıkları eylemin sonu arkalarına bakmadan kaçmak oldu.

Yine birkaç hafta önce Eskişehir Üniversitesi'nde bir gurup solcu faşist İHH'nın standını basmış, standı yıkmış, yardım broşürlerini yırtıp atmıştı. Güzelce bir kız, birazdan gerçekleştireceği faşist eylemi "üniversiteler aydınlık düşüncenin yeridir, burada sizin gibileri barındırmayacağız" sözleriyle haber veriyordu. Kesif bir karanlığın içinden konuşan zavallı bir kız... Önceki gün aynı faşist solcu karanlık, ana vatanı olan ODTÜ'de eyleme geçti. Kütüphanenin alt katındaki mescidi basıp namaz kılan öğrencileri darp etmeye kalktılar. Sorsanız "gericilerin mescit provokasyonuna karşı direniyorlardı."

Üniversite yönetiminin şımarttığı bu faşist solcu gençler, kampüste yapılmakta olan mescit inşaatını durdurmayı başarmış, buna itiraz eden öğrencilere ise "burada bizim sözümüz geçer dayağı" atmaya kalkmışlar. ODTÜ'yü özel mülkü zanneden bu faşist kafanın ataları, 70'lerde Türkiye'yi savaş alanına çevirenler, karşıt gruplara uyguladıkları şiddet yetmezmiş gibi sol içi fraksiyonlara karşı dahi şiddet uygulayabilen, şiddet dışında hiçbir iklimde yaşama imkanı olmayanlar...

Türkiye'de solun tarihini okuyanlar az çok bilir; şiddetten bağımsız bir okuma yapmak imkansızdır. Kendi kısa üniversite tarihinizde bile bunu müşahede edebilirsiniz. Boğaziçi Üniversitesi'nde PKK şiddetinin teorik meşrulaştırması yapılır, ODTÜ'de solun kurtarılmış bölge pratiği hayata geçirilmeye çalışılır. Mimar Sinan Üniversitesi'nde hocalarımızdan birinin solcu arkadaşlarımızla birlikte eylem planladıklarını fark ettiğimde yaşadığım şoku, yüksek lisans için gittiğin ODTÜ'de karşılaştığım "Burası ODTÜ, türbana geçit yok" pankartıyla atlatabildim. Demek üniversitelerde özgürlük solcuların tekelindeymiş, sizin yüzünüze bakmayan hocalar solcu sınıf arkadaşlarınızla eyleme gidebilirmiş, aynı puanı alıp girdiğiniz okuldan sınıf arkadaşınız sizi kovabilirmiş...

Halime Kökçe/Star

  • 7
  • 12
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Hayale bakın...
DTK ana dilde eğitim yapılmasını, yerel meclislerin güçlendirilmesini, idari teşkilatlanmanın demokratikleştirilmesini isteyecek, hükümet de "emriniz olur" diyecek ve hendekler kapanacak!
Anlamıyorlar... Ortaya sürülen taleplerin haklılığının, bu talepleri silah gücüyle dayatma hakkı vermeyeceğini; silahlı bir grubun dayatmasıyla demokratik reform yapılmayacağını bir türlü anlamıyorlar...
Sadece devlete şantaj yapılamayacağı için değil; aynı zamanda Kürtlere emrivaki yapılamayacağı için... Devlet, Kürt çoğunluğun karar vermesi gereken bir konuda onun adına karar verme hakkına sahip olmadığı için; böyle bir şey tamamen anti-demokratik olacağı için...
Aslında sadece onlar değil, kamuoyunun büyükçe bir kesimi de anlamıyor. Sadece şimdi değil, 80'li yıllardan beri PKK'nın suçunun ne olduğu konusunda bir görüş birliğine varılmış değil. Neyin suç neyin hak olduğu bir türlü birbirinden ayırılamıyor.
Sol tandanslı kamuoyu PKK'nın öne sürdüğü talepleri haklı bulduğu için bu taleplerin terör yoluyla gerçekleştirilmeye çalışılmasını da meşru görüyor. Zaten beslendiği ideolojinin temelinde de belli bir siyasi amaca ulaşmak için şiddetin mubah olduğu anlayışı yatıyor. Sosyalist blokun çökmesi ve Leninizm'in iflasının yarattığı ideolojik yenilgiden sonra, ruhen Leninist, lafzen demokrat bilumum eski sol kalıntısı, göğüslerine çevrecilik, insan hakları, demokrasi gibi yeni yaftalar asıp eski fikirlerini mahcup bir biçimde tekrarlıyorlar. Bugün PKK'nın taleplerine bakarak ve bu taleplere sempati duyduğu için, katliam emirleri veren bu örgütü siyasi bir aktör gibi gören solcular, bu tutumlarıyla resmen düşünceyi yargıladıklarının farkında bile değiller. Çünkü eylemi amacın terazisinde tartmak, kaçınılmaz biçimde düşünceyi yargılamaktır. İster onaylayıp ödüllendirin, ister kınayıp mahkûm edin...

Gülay Göktürk/Akşam

BİZE ULAŞIN