Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Tabii ki tarihten bugüne kalan olumlu ve olumsuz gerçekleri yok sayamazsınız... Tabii ki içinde bulunduğunuz coğrafya, size de olumlu ve olumsuz yansımalarını gönderir. Bu tabloyu değerlendirirken petrol zengini komşularımızla bizim kaderimizin neden farklı olduğunu da düşünmemiz gerekmez mi?
Bir başka deyişle iyi ki Türkiye'de, İran'da, Irak'ta olduğu gibi topraklarımızdan petrol fışkırmamış... Bu nedenle ekonomik kaderimizi yer altı zenginliklerine endekslemek yerine, kendi kadrolarımızı oluşturduk, endüstrimizi kurduk... Dünya rekabetine petrol ve doğalgazla değil, emekle bilginin kaynaştığı bir çizgi üzerinden açılmak zorunda hissettik kendimizi.
Bugün "Ya petrolün varil fiyatı 20 dolarlara düşerse" diyerek titreşen enerji zengini komşularımızın karşısında, Türkiye çok farklı bir konumda değil mi? Bu farklı konumumuzun çok önemli bir diğer öğesi de kendimize vazgeçilmez hayat tarzı olarak seçtiğimiz "Çoğulcu demokrasi"dir. Tarih ve coğrafyanın Ortadoğu'ya mahkûm ettiği Türkiye, bugünü ve yarını ile Avrupa Birliği'nin simgelediği hukuk ve özgürlükler dünyasının içinde yer almayı kendisine hedef olarak seçmiştir.
Topraklarından petrolün adeta fışkırdığı komşularımıza bakın. Petrol paraları ile diktatörler, teokratik oligarşiler ve Batı ile Doğu'nun silah üreticileri fonlanır. Sürekli kendi aralarında çekişirler ve zaman zaman savaşır, savaştırılırlar. Petrol paralarının kitlelere refah taşıması gerekirken, bu ülkeler sosyal adaletsizliğin laboratuvarları gibidir.

Mehmet Barlas/Sabah

  • 2
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Peki, başkanlık sistemi gelirse bu çocukların hali ne olacak?

Erdoğan'ın karşısında yer alacak; ayrı ayrı ama tek ve bütüncül bir mekanizma olarak da çalışması gereken o "taraf" kim olacak? Kimlerden oluşacak ve daha önemlisi o topluluğa kim liderlik edecek?

Bir liderleri olabilecek mi?

Hâl bu iken durup durup "Ama Erdoğan'ın kafasındaki başkanlık sistemi farklı, kötü, kaka bir başkanlık..." diye söylenmenin manası var mı?

Açıktır ki, "başkanlık sistemi" gelirse, sistemin getirdiği ikili yapıda nerede duracakları noktasında bile uzlaşamayacak; uzlaşsalar bile Erdoğan nefretinden sıyrık bir cihetle "Hadi hep beraber ulusal güvenliği batıralım, yansın bu ülke" gibi pespaye bir noktada uzlaşacakları görüntüsü veren; yok, tamam güzel uzlaştılar diyelim, bu kez de "lider" çıkarıp çıkaramayacağı müphem partilerin "başkanlık sistemi" düşmanı kesilmesi son derece anlaşılır. Çünkü başkanlık sisteminin dayattığı konsensüs duygusuna, uzlaşma pratiğine ve muhalefet enstrümanlarına sahip değiller. Yetersizler.

Neden durup durup "diktatör" söylemine yaslandıkları, bu kavrama çılgınlar gibi sarıldıkları da sarih değil mi?

Çünkü bu halleri adamı diktatör eder. Çünkü onların durduğu yerden bakınca üst üste 18 seçim kazanmış her gerçek lider mecburen diktatör gibi görünür. Öyle olmasa bile.

Nihal Bengisu Karaca/Habertürk

  • 3
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Kemâl Kılıçdaroğlu'nun, altı yıla sığdırdığı yedi seçim yenilgisine rağmen rakipsiz girdiği kurultayda yeniden genel başkan seçilmesi tartışılıyor.
Yılmaz Özdil'in dediği gibi bu salt 'gerizekâlılık'la açıklanabilecek bir durum değil.
Kılıçdaroğlu için genel başkanlık öncesi en yoğun PR çalışmasını yaptığı bilinen Gürsel Tekin'in, 'ham çökelek' Atilla Taş'tan bile 54 oy geriye düşerek Parti Meclisi'ne giremeyişi; Yine Enis Berberoğlu ve Mehmet Bekâroğlu gibi isimlerin Parti Meclisi'nde yer bulamayışı gittikçe tek tip bir CHP kadrosuna doğru yol alındığı iddiasını doğruluyor.
Bazıları bunu 52 üyenin 42'sinin Alevi olması üzerinden, "CHP artık bir Alevi partisidir"diye yorumluyor ama bu tanımlamaya pek de katılmıyorum.
HDP'ye "Kürt partisi" demek ne kadar yanlışsa, CHP'ye de "Alevi partisi" demek o kadar yanlış olur. Zira HDP Kürtlükle, CHP de Alevilikle, Kürtlerin de Alevilerin de, Türkiye devletinin de çıkarlarına ters düşen bir siyasî stratejiyi kimlik postuna bürüyerek yüceltip yayma amacını taşımaktadır.
Parti Meclisi'ne en çok oyla seçilen isimlerden birinin 'Türkiye ile İran savaşırsa, İran'dan yana olurum' diyen Eren Erdem olması da bu tezi doğruluyor.
Türkiye'de Alevilerin sorunları, dertleri, ihtiyaçları var. Kâlem sahibi olduğum günlerden beri bunlar üzerine yazıyorum ve Alevilerin haklarını savunuyorum.
Alevilere karşı uygulanan tüm ayrımcı- Kemalist politikalara sonuna kadar muhalefet ediyorum. Mezhepçiliğin ırkçılıktan farklı olmadığının altını tekrar ve tekrar çiziyorum.Ve korkuyorum: Şimdiye kadar Sünnilere olduğu gibi Alevilere de ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapmış rejim partisinin, bundan sonra da mezhep farklılığını bir çatışma sahasına çevirip, İran -Rusya ekseninin uşaklığını yaparak ülkenin millî güvenliğine kast etmesinden!

Hilal Kaplan/Sabah

  • 4
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Hrant suikastının arkasında paralel yapı vardı. Tetikçileri ayarlayan, suikastı organize eden, Hrant'ın öldürülmesini sessizce ayarlayan örgüt, Gülen'in grubuydu. Başka hangi kamu görevlilerinin daha bu suikasta bulaştığı gibi detaylar elbette yargılama sürecinde ortaya çıkacaktır. Ama davanın geldiği noktada net olarak açığa çıkan gerçek, Hrant'ı suikastını organize edenin paralel örgüt olduğu gerçeğidir.
Şu ana kadar siyaset, medya, sivil toplum kuruluşu ve hatta Ermeni cemaati içindeki adamlarıyla Gülen, bu gerçeği karartmaya çalıştı. "Fail devlet" gibi süslü sloganlarla faili belirsizleştirerek adres şaşırttı. Cemaat'in en büyük hinliği, organize ettiği cinayeti "aydınlatma" işini de yine kendi elinde tutmasıydı. Sahte krokiler, suikast haritaları, düzmece belgeleri durmadan servis ederek uzun süre Hrant suikastının arkasındaki örgütü gizlemeyi başardılar. Ta ki, 17-25 Aralık darbesi girişimiyle yakayı ele verene kadar. Gerisi çorap söküğü gibi geldi. Hrant'ı katleden yapı, Türkiye'yi dizayn etmeye kalkan devlet içindeki paralel yapıydı. Cemaat, Ergenekon ve Balyoz gibi siyasi operasyonları başlatabilmek için Hrant'ı öldürttü.
Ne var ki, ortaya çıkan bu gerçek Hrant davasını takip eden çevrelerde yeterince ses getirmedi. Sözde Hrant'ın arkadaşları, bu gerçeğe yüz çevirmiş durumda. "Bu örgütü beğenmedik, içinde AKP'li olan bir örgüt istiyoruz" havasındalar. Bu yüzden eski borç defterlerini karıştıran tefeciler gibi soruşturma dosyalarını karıştırıp, suikastı AK Parti'ye bağlayabilecekleri yeni bilgi kırıntıları bulmaya, çıkarmaya çalışıyorlar. Bunların çoğu da zaten paralel devletin uzantısı avukat, gazeteci ve siyasetçilerden oluşuyor. Hrant davası etrafında toplanan gürültücü bir kesim var ki, bunların işi ilk günden beri cinayeti gürültüye getirerek karartmak. Bu güruh, Ermeni cemaatini adeta rehin almış durumda.

Kurtuluş Tayiz/Akşam

  • 5
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

2 aydır bu konuyu ısrarla yazıyorum ve hala karasal bandından FETÖ kanalları çıkıyor. RTÜK hemen yarın bu FETÖ kanallarının karasal yayın hakkını mahkeme kararına dayanarak iptal edebilir. FETÖ radyolarının frekans hakkını hemen bu mahkeme kararına dayanarak iptal edebilir. Ayrıca Fethullahçı terör örgütünün bir illegal uzantısı olan Cihan Radyo'nun genişlemesi konusunda neden bu kadar fedakar davranıldı? Neden Fethullahçı terör radyolarına 80 ayrı yerde frekans tahsisi yapıldı? Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kırmızı kitabına 1 numaralı tehdit olarak giren Fethullahçı Terör Örgütü'ne neden bir ket vurulmayıp, bütün her yerde frekans çalışması yapılıp cömertçe her yerde frekans ve yayın izni verildi? Bunları yapanların hepsi suç işlemiştir ve yargılanacaktır. Devlete yapılan bütün bu ihanetlerin odağında RTÜK yer alıyor. Devletin ilgili kurumlarının güvenlik ve istihbarat raporlarında gerekirse RTÜK'ün kurum olarak lağvedilmesi ve HSYK tarafından tahsis edilecek tek dereceli basın mahkemelerinin RTÜK'ün yetkilerini devralmasından bahsediliyor. RTÜK eğer gereğini yapmazsa gidilecek ideal yol budur. Böylece tüm bu gereksiz bürokrasi ortadan kalkar. Şu anki HSYK, Türk milletinin gurur kaynağı bir adalet konseyidir. HSYK'mızda Atatürkçüler, ülkücüler, solcular ve muhafazakarlar yani milletimizin tamamını temsil eden hukukçularımız bu milletin adalet ve güvenliği için çalışıyorlar. HSYK'nın tayin edeceği sadece bu meseleyle ilgilenecek hakimler heyeti, TV ve radyo hukukuna dair her meseleyi çözer.

Cem Küçük/Star

  • 6
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Kılıçdaroğlu Dönemi'nde, Deniz Baykal'a yönelik kaset operasyonunun ardındaki güç merkezi (Baronsal Beyin) asla ve kata sorgulanmadı. Bu derin mevzu hiç irdelenmedi, CHP'de… Kaset operasyonunun "sahadaki ayağı" bir başka deyişle "uygulayıcısı" Paralel Yapı ise Kılıçdaroğlu Yönetimi'ndeki CHP ile stratejik ortak konumunda!
Son CHP kurultayında da, kaset komplosunun veya Paralel Yapı ile yakın ilişkilerin tartışılması mümkün olmadı! CHP'nin genel seçimde Terör Partisi'ne Kızılay'lık yapması da; "Amerikancılığı" da gündeme gelmedi! Ecnebi Kemal'in; Ankara'ya karşı Şam Rejimi'ni veya Moskova'yı destekleyip, "Bağımsız Türkiye'nin milli menfaatlerinin karşısında konuşlanmasını" dert edinen de olmadı!
Kurultaydaki Parti Meclisi'ne girme yarışında "691 oyla ilk sırayı alan" ekonomist Selin Sayek Böke dünkü Baronsal Hürriyet'te öve öve bitirilemedi.
Bu, Hürriyet'in Böke'yi ilk "parlatışı" değil… 26 Kasım 2014 tarihinde Ecnebi Hürriyet'te Selin Hanım ile yapılan bir röportaj yayınlanmıştı. Böke "Bu böyle gitmez batacağız!" diyordu! İçimizdeki Batı işbirlikçileri mi, hala daha Türkiye ekonomisinin batmasını bekliyorlar…
Felaket senaryolarından fal tutmayı pek seviyorlar!CHP'nin "yeni yıldızı!" Selin Sayek Böke, Küresel Baronlar'ın yönetimindeki Bilderberg'in geçen Haziran ayında Avusturya'da yapılan toplantısına Türkiye'den katılan isimler arasındaydı! Mustafa Koch da oradaydı.
"Gölge CIA" diye tanımlanan Stratfor'un TR-705 plakalı elemanı Sezgin Tanrıkulu, 406 oy alarak Parti Meclisi'ne seçildi… Dikkat: Kemal Kılıçdaroğlu Yönetimi'ni sembolize eden bir simadan söz ediyoruz!
"Eğer Türkiye ile İran karşı karşıya gelirse, İran'ın yanında yer alırım" diyen, aynı zamanda "Paralel Yapı İşbirlikçisi" olan Eren Erdem de, Ecnebi CHP'nin Parti Meclisi'ne 410 delegenin oyunu alarak girdi!

Tamer Korkmaz/Yeni Şafak

  • 7
  • 10
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Norveç; ülkeye Rusya üzerinden girerek sığınmacı başvurusunda bulunan Suriyeliler'i, Rusya'ya otobüslerle geri göndermeye başladı. Suriyeliler geri gönderilme korkusundan kamplardan kaçmaya başladılar. Geçtiğimiz pazar günü 55 Suriyeli, Rusya sınırı yakınlarındaki Varanger kentinde, açlık grevine başladı. Norveçli avukatlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurdu.
Norveç; demokrasinin, medeniyetin, insan haklarının beşiği kabul edilen ülkelerden biri. Norveç, kişi başına düşen 64 bin 363 dolar milli gelir ile dünyanın en zengin altıncı ülkesi. Ama 50-60 Suriyeli mülteciyi, Rusya'ya göndermek için her yolu deniyor.
İşte Avrupa medeniyetinin özü budur! Avrupa medeniyeti dışarıdan hoş görünür ama Suriyeli mülteci akını gerçek yüzlerini gösterdi. Avrupa'daki barış, refah ve demokrasi bencilik üzerine inşa edilmiştir. Bir de bize insanlık öğretmeye çalışıyorlar...

Mevlüt Tezel/Günaydın

BİZE ULAŞIN