Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

  • 1
  • 16
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Şu anda Türk siyasetinin galiba en önemli sorunu, HDP ile PKK'nın aralarındaki farkların saptanmasıdır. PKK varlık sebebini teröre ve şiddete bağlamış, Türkiye Cumhuriyeti yaslarına göre de, uluslararası hukuka göre de bir terör örgütüdür. Ancak bu örgüt ideolojisi ve hedefleri de bulunan bir siyasi oluşumdur da... HDP ise Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na uyumlu olarak yapılanmış meşru bir siyasi partidir. Seçmenlerin oyları ile belirlenmiş milletvekilleri yeminlerini ettikten sonra TBMM'de göreve başlamışlardır.
Özellikle PKK'nın terör eylemleri sonrasında HDP sözcülerinin bu eylemlere destek veren söylemleri ve HDP'li belediyelerin hizmet yerine hendeklerle teröre yataklık etmeleri, kamuoyunda "Acaba HDP bir anlamda PKK'nın uzantısı mı" kuşkusunu uyandırmaktadır. Bu kuşkunun somut bir girişime dönüşmesi ise, HDP'li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına dayanmıştır.
Varlığını meşruiyete dayamış ve gücünü seçmenlerinden alan bir siyasi partinin bir terör örgütü ile özdeş görünmesi, olağan koşullarda, bu parti için büyük bir sorundur. Ama görüldüğü kadarıyla şu anda HDP'ye yön veren kadrolar bu sorunu pek umursamamaktadırlar. Bu partinin Eş Başkanı'nın kitleleri sürekli sokağa çağırması, artık Güneydoğulu seçmenlerden cevap alamamaktadır. Son genel seçimlerde bu partinin oyları, tüm bölgelerde düşmüştür. Sivilleri hedef alan bombalı eylemler, geniş kitlelerde bu partiyi de toplumsal öfkelerin odağına yerleştirmektedir. Terör eylemlerinin hayatı felç ettiği Güneydoğu kentlerinde insanlar, tek güvencenin devletin güvenlik güçleri olduğunu görmektedirler.
Varlığını meşruiyet ve gücünü seçmenlerden alan bir parti, bu kuşkulu görünümünü daha ne kadar koruyabilir? Belki biraz safça bir dilek bu... Ama HDP'li yöneticilerin artık gerçekleri görmelerinin zamanı gelmiştir diye düşünüyorum. Nasıl yapacaklarsa yapmaları ve HDP'nin PKK'nın bir uzantısı olmadığını kanıtlamaları gerekmiyor mu? Neticede HDP demokratik temsilin tam olmasını sağlayan önemli bir partidir.

Mehmet Barlas/Sabah

  • 2
  • 16
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Tüm dünya kamuoyunun obsesif bir şekilde tartıştığı konu "radikal" İslam... Orta Doğu'ya dair kitabevlerinin en çok satanları kısmı, gazete köşeleri, akademik yayınlar... Hummalı bir şekilde özellikle genç erkek Müslümanların nasıl radikal örgütlere katıldığını anlamaya ve anlatmaya çalışıyor.

Oysaki Türkiye'de ve aslında tüm dünyada gördüğümüz başka bir trend var. Radikalleşme sadece Müslümanlar arasında bir sorun değil. Lakin bu mesele nedense hiç ilgi görmüyor.

Bir üniversite öğrencisinden canlı bomba oluşturan karanlık sadece Müslümanların sorunu değil.

Seküler ideolojideki örgütler arasındaki radikalleşme daha az tehlikeli değil. Türkiye'de eline silah alan gençlerin çoğu DAEŞ'e değil, PKK-MLKP-DHKP-C gibi sol örgütlere katılıyor.

Bu radikalleşme süreci ve teröre oksijen sağlayan iklim ise konuşulmuyor.

Taksim'in göbeğinde intihar bombalı eylemleri öven, Türkiye'nin en saygın üniversitelerinde şiddeti yücelten, anaakım medyada teröre meşruiyet sağlayan bu eğilim tartışılmıyor. Sol düşünce ile meşrulaştırılan vandallık, barbarlık ve vahşet ilericilik olarak lanse edilebiliyor.

Eğer demokrasi istiyorsak, demokratikleşmeyi savunuyorsak, demokrasi önündeki en büyük engel olan terörün her biçimini lanetlemek zorundayız.

Zira seçilmiş hükümetleri silah yolu ile devirmeye çalışan her eylem sadece iktidara değil, bu sistemin parçası olan, oy veren her vatandaşın hakkının gasbedilmesi demektir...

Ceren Kenar/Türkiye

  • 3
  • 16
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

7 Haziran 1 Kasım arasına geri dönüş için geniş bir cephe var gücüyle çalışıyor.
Demek ki bunu mümkün görüyorlar.
Demek ki, bütün hesapları 49.5'in etkisinin hafifletilebileceği ihtimali üzerine dayanıyor.
Eh, hatırlayın! O günlerde müthiş bir koalisyon/ uzlaşma kampanyası işletilmişti.
Kampanyanın medyadaki kimi muhafazakâr ayakları şimdi hiç oralı değilmiş havasındalar; birinci sayfaya taşıyıp manşetten övgü düzdükleri paralelleri unutturmaya çalışıyorlar.
Ama şimdi de başka dinamikler harekete geçirilmeye başlandı. Doğrudan siyaset alanının içerisi kurcalanıyor.
Diyeceğim şu...
Böyle bir ortamda iktidar partisinin seçmenini şaşırtma ve oradan oraya savurma lüksü yok. Her siyasi çıkışını iyi hesap ederek yapması gerekiyor.
49.5 kesin ve tartışmasız biçimde demokratik bir güçtür.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 4
  • 16
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

PKK Erdoğan'a ve AK Parti hükümetine savaş açmış. PKK kim? Bir terör örgütü. Sicili masum insanların katledilmesiyle dolu bir yapılanma. Bu tür açıklamaları yapanlar kimler? Bu terör örgütünün idarecileri. Gerek bu örgütün gerekse idarecilerinin demokrasi teorisiyle, demokratik ilkelerle ve demokratik uygulamalarla ne alâkası var? Hiç. Demokrasinin ne olduğunu ve nasıl kurulacağını veya korunacağını ömrünü dağlarda geçirmiş ve işi gücü insan öldürtmek olan adamlardan mı öğreneceğiz? Bunların üstüne bir de PKK'nın kendisi gibi ortodoks sosyalist (Marksist-Leninist-Maoist-Stalinist) ona yakın terör örgütüyle ittifak kurduğunu hatırlarsak tablo daha net görülür. Bu örgütlerin toplumsal tabanı yok ama dar şehir örgütlenmeleri var. PKK ile şehirlerdeki her tür terör saldırısında işbirliği yapabilirler.

Erdoğan demokratik seçimleri kazanarak Cumhurbaşkanı olmuş bir siyasetçi. AK parti hükümeti de yine seçimleri kazanarak iktidar olmuş bir siyasî parti. Her iki aktörün varlığı da makamlarında oturuşları da meşru. Bu iki aktör demokratik bir sistemde nasıl göreve geldilerse ancak öyle giderler. Yani onların bulundukları makamdan uzaklaşması sürelerinin dolmasına, seçim kaybetmelerine bağlı. Bu açık gerçek ortadayken PKK ve müttefikleri kime, neyin savaşını açıyor? Bu savaş meşru mu? Demokratik seçimlerle gelen aktörlerin demokrasi dışı yollarla iktidardan indirilmesi demokrasiyi güçlendirir mi zayıflatır mı? Bir terör örgütünün demokratik aktörler karşısında ne meşruiyeti olabilir? PKK'nın hükümet devirebildiği bir yerde demokrasi mi despotizm mi egemen olur?

Bu sorular Erdoğan ve AK Parti düşmanlığı aklını ve vicdanını kavurmuş kimseleri pek ilgilendirmiyor. Onlar her ne pahasına olursa olsun siyasî hedeflerine ulaşmak istiyorlar. Nefret ettikleri aktörleri mevkilerinden uzaklaştıracak yollar-yöntemler arasında meşru-gayri meşru, demokratik-antidemokratik ayrımı yapmıyorlar. Sormak istiyorum: Terör örgütlerinin demokratik usulle işbaşına gelmiş bir hükümete savaş açmasını nasıl karşılıyorlar? Onaylıyorlar mı? Onaylıyorlarsa bu savaşın meşruiyetini nerede buluyorlar? Onaylamıyorlarsa gayr meşruluğun saldırısına karşı neden hiç ses çıkartmıyorlar?

Diyelim ki AK Parti ve Erdoğan yanlış. Adı geçen terör örgütleri AK Parti ortaya çıkmadan da vardı ve eylem yapıyordu. Hükümet giderse bu örgütlerin duracağını, sadık demokratlar olacağını mı sanıyorlar?Sanmıyorlarsa onlarla nasıl mücadele edilmesini istiyorlar? Silah kullananların üzerine çiçekle mi gidecekler? Askere ve polise barakasına dönmesi ve hiçbir şey yapmaması emrini mi verecekler? Kuru gürültüye pabuç bırakmam. Laf kalabalığına ve cambazlığına da kanman. Bu sorulara cevap vermeden ileri geri konuşanları hem vicdansız ve akılsız sayarım, hem de demokrasiye inanmadıkları ve bağlı olmadıkları sonucuna varırım.

Atilla Yayla/Yeni Yüzyıl

  • 5
  • 16
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Bir süredir, CHP'nin kalesi diye anılan Nişantaşı ve Etiler gibi semtlerde otomobillerine Türk bayrağı asan gençlerin konvoylarını görüyorum. Dün de bağırıyorlardı: "Sosyete uyuma şehidine sahip çık!" Nedeni belli. HDP 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde şaşırtıcı oranda oy almıştı buralarda.
Evet, tam da o zaman! PKK'nın "demokratik özerklik" kararını açıklayıp terör eylemlerinin startını verdiği, canımızı yaktığı o günlerde... Peki, ne olmuştu atadan babadan CHP'li, milliyetçi ya da yurtsever bu insanlara? Nasıl oluyordu da kentleri kana bulayan, ekonomiye kasteden, Türkiye'nin ne kadar düşmanı varsa ona çalışan PKK'nın yasal partisine oy veriyorlardı? HDP siyasetini konuşturup PKK'yı dağdan indirsin diye mi? E, bunu, PKK'ya silah bıraktırmayı, devlet birkaç yıl önce denediğinde "ülke bölünüyor, hainler" diye ortalığa dökülen yine kendileri değil miydi? Kaldı ki, tüm hareketin lideri Öcalan'ın geçen sene 21 Mart'ta yaptığı "PKK silah bırakma konferansı toplasın" çağrısını bile Kandil'e karşı savunamayan HDP mi siyaset yapacaktı?
Bırakın Allah aşkına, birbirimizi kandırmayalım. İçlerinde gerçeği görüp bu kadar da olmaz diyenler de var ama genel ruh halleri hâlâ 7 Haziran değerlerinde, yerlerde. Hâlâ istedikleri, partilerinin sandıkta gönderemediğini yollamak, Gezi'nin halledemediğini bertaraf etmek. Üstelik de ellerini kirletmeden.
Öyle ya, ölen askerin de PKK'lının da cenazesi Teşvikiye'ye değil, Bağcılar'a, Diyarbakır'a gidiyor. İşte "sosyete uyuma" diyen o gençler de artık bu "azmettiriciliğe", kurtla bir olup sürüye daldıktan sonra çobanla yas tutanların riyakârlığına isyan ediyor. Kızmayın o gençlere, emin olun bundan daha kibar olamazlar.

Melih Altınok/Sabah

  • 6
  • 16
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

İngiliz BBC'ye röportaj veren PKK'lı Cemil Bayık, amaçlarını "Erdoğan'ı ve AKP'yi devirmek istiyoruz. Erdoğan ve AKP devrilmedikçe, Türkiye asla demokratik bir ülke olamaz" şeklinde özetledi. Yani Erdoğan daha üniversite öğrencisiyken kurulan PKK'nın nihai amacı, meğerse onu devirmekmiş. PKK, yollara mayınları ve bombaları da, doğmamış bebeklerden ihtiyar kadınlara, sivilleri öldüren canlı bombaları da "Türkiye'nin demokratik bir ülke olması" için patlatıyormuş! Üstelik bu yöntem, Türkiye'nin 'faşizm'den kurtuluşunun tek çaresiymiş. Tabii Bayık'ın röportajın devamında söylediği 'intikam bizim olacak' sözlerinin, nasıl bir demokrasi inşa çabası olduğunu da sizin kanaatinize bırakıyorum.
Son Taksim saldırısında, 'sivilleri öldüren saldırıları kınadıklarını' açıklayan KCK'nın başı olan Bayık, daha geçtiğimiz hafta 38, önceki ay 27 sivil vatandaşımızı öldürdüklerini bile bile aklımızla alay ediyor aslında. Ki aynı röportajda Bayık, "Mücadelenin bu aşamasında, gerillalarımıza yerine getirmeleri yönünde verilecek her emir, meşru olacaktır" diyerek intihar bombacıları dahil her yolu mubah gördüklerini ilan etmişti bile.
HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ ise, yine başka bir provokatif açıklamaya imza attı ve PKK kanalı Med Nuçe'de katıldığı programda, "Birleşirsek yenilmemiz mümkün değil. Alevi ile Kürt halkının mücadelesinin birleşmesinde ne engel var?" diye sordu. Yüksekdağ, PKK ve DHKP-C gibi terör örgütlerinin ordusu olduğu, düşmanın "Türk-Sünni" olarak kodlandığı bir iç savaş senaryosuna işaret etti. Artık kartlarını bu kadar cüretkâr oynuyorlar. Çünkü PKK, 'devrimci halk savaşı'na aradığı halk desteğini bulamadı. Bilakis, %90'ların üstünde oy aldığı yerlerde bombalarla doldurduğu çukurların içinde kendisi boğuldu.
HDP, PKK'ya karşı çıkmadı. Bilakis, PKK'yı dağdan indirmenin görevleri ve amaçları olduğunu söyleyen HDP, kendisi 'dağa çıktı.' Tekrar şehirlerde canlı bombalı saldırılara başlayan ve bunu yaygınlaştırmak için, on radikal sol terör örgütüyle işbirliği yapan PKK'nın stratejisi, ülkeyi toptan bir kaos ortamına sürüklemek ve iç savaş çıkarmaktır. Bu anlamda PKK, HDP'yi zaten 'kapatmıştır.' Bundan sonraki süreçte HDP'den provokatif eylem ve söylemler gelmeye devam edecektir. Suriye'nin kuzeyi PKK'ya bırakılsa da ses edemeyen zayıf bir ülke haline gelmemiz için, darbeyi 'içerden' vurmak istiyorlar. PKK ve DAEŞ'in intihar bombacıları, bu yüzden sahaya sürüldü. Şayet birliğimize kast edenlere değil de, birbirimize düşman kesilirsek istenen amaca ulaşılmış olacak.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 7
  • 16
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…
Editörün seçtiği 10 köşe yazısından…

Fethullah Gülen, Erdoğan'ın ha bugün ha yarın devrileceğini müjdelerken, kulağını Gülen'e veren çevreler de bu heyecanı paylaşıyordu. Erdoğan'ı artık kimsenin kurtaramayacağı düşünülüyordu. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı; Erdoğan, milleti ve devleti arkasına alarak bu alçak ihanet çetesini bertaraf etmeyi başardı. Cumhuriyet tarihinde ilk kez darbe mekaniği işlemedi; sivil siyaset, Yargı-Emniyet-Medya üçgeninde kurulan darbe tuzağını alt ederek darbeye kalkışan çeteyi etkisizleştirdi. 17-25 Aralık'ta darbeye kalkışan Gülen çetesine bağlı yapılardı; ancak darbeyi kışkırtan Erdoğan'dan rahatsız olan, onun ülke siyaseti ve kaderi üzerindeki etkisinin yok olmasını isteyen uluslararası güç çevreleriydi.
Bu yüzden de Gülen başarısızlığa uğramasına rağmen darbe arayışları son bulmadı. Gülen'in darbe bayrağını PKK devraldı. Gülen'in diline "Erdoğan devrilecek" tehditlerini dolayan güç, bu kez aynı tehdidi Cemil Bayık ve Murat Karayılan'a söyletmeye başladı. Çözüm sürecini bozarak Türkiye'ye karşı kanlı bir kampanyaya girişen, neredeyse her gün ayrı bir yerde canlı bomba patlatan PKK'nın hedefinde Erdoğan bulunuyor. Erdoğan, Cemaat ve PKK'nın darbe mekaniğini boşa çıkararak Türkiye'nin kaderini değiştiren bir lider. Bu nedenle Erdoğan'ın sınırsız terör kampanyasının hedefinde olması şaşırtıcı değil. Görünürdeki hedef Erdoğan olmakla birlikte asıl hedefte millet ve devlet var. Terör kampanyasıyla Erdoğan'ı yıldırmaya çalışan akıl, esasta milleti ve devleti yıldırmayı amaçlıyor.
Ne var ki Gülen nasıl ki mağlup oldu, PKK da aynı akıbetten kurtulamayacaktır çünkü milletin ortak vicdanı, ortak tarihi kökleri ve ait bulunduğu medeniyet ufku, tavrını Erdoğan'dan yani bölünüp parçalanmasını istemediği tarihsel, kültürel ve dinî süreklilikten yana koyacaktır. PKK ve HDP üzerinden Türkiye'ye karşı kurulan tuzağı gören ve oyunu bozan Erdoğan'a örgütün üst perdeden savurduğu tehditler, korkularının büyüklüğünü ve sonlarının yaklaştığını gösteriyor. Erdoğan eğer içeriden ihanete uğramazsa Gülen gibi PKK'nın da sonunu getirmeyi başaracaktır.

Kurtuluş Tayiz/Akşam

BİZE ULAŞIN