Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

İnanılacak gibi değil ama gerçek... Gülen Örgütü, Amerika Birleşik Devletleri'ni de Uganda'ya döndürmüş. "Harmony Schools" olarak bilinen Gülen Okulları, Houston, El Paso gibi Teksas eyaleti kentlerinde 46 kampus açmış. Bu okullarda öğretmen olarak istihdam edilmek üzere İngilizce bilgileri yetersiz yüzlerce kişiyi, H-1B Vizesi ile Türkiye'den Teksas'a getirmiş. Bu vizenin özelliği, benzer işleri ABD'de yapacak kişilerin bulunmamasına bağlı olarak verilmesi. İş bununla da bitmiyor. Bu okullardan sağlanan paralar ile, Gülen Örgütü'nün ABD'deki imamları fonlanmış. Yüksek paralarla bu imamlara iş verilmiş. Armstrong Hukuk Bürosu tarafından hazırlanan bu konudaki rapor somut delillerle, isimlerle dolu. Şimdi bu rapor "Texas Education Agency"nin önünde.
Bu raporu okurken, haberlerden ABD Dışişleri Bakanlığı'nın 2015 İnsan Hakları Raporu'nda Türkiye'ye ifade ve basın özgürlüğü, yargı bağımsızlığı ve Güneydoğu'dakioperasyonlarla ilgili eleştiriler yöneltildiğini gördüm. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın raporunda, Fethullah Gülen'in ismine de sık sık yer verilirken, hükümetin Cemaat'le ilgili"Paralel devlet" ve "Paralel yapı" ifadelerini kullandığına dikkat çekiliyordu.
Türkiye'de "Cemaat"le bağlantılı bazı medya kurumlarının dijital medya platformlarından çıkarıldığının ve 5 medya kurumuna kayyum atandığının hatırlatıldığı raporda, "Gülenci vebazı liberal medya kurumlarının temsilcilerinin resmi etkinliklere katılmaları ve bazı durumlarda basın akreditasyonları engellendi" ifadesi kullanılıyordu.Al Capone gibi gangsterleri bile vergi kaçakçılığından yakalayan Amerikan hukuk sisteminin, Gülen Örgütü'nün ABD'de "Okul açıyoruz" diyerek tüm yasaları ve kuralları çiğnemelerine göz yumulmasını anlamak kolay değil.
Açıkçası komplo teorileri ile olayları anlamaya çalışmaktan yana değilim. Ama şimdi 1999'da ABD Türkiye'ye Abdullah Öcalan'ı Kenya'da yakalayıp teslim ederken, aynı yıl Fethullah Gülen'in de Amerika'ya göç etmesi üzerindeki komplo teorilerine takılmadan edemiyorum. Bakarsınız Gülen Örgütü ABD'de eğitimden sonra yargıya ve polise de hâkim olur. Bakarsınız Beyaz Saray'daki kilit mevkilerde imamların yer aldığını da görürüz yakın gelecekte.

Mehmet Barlas/Sabah

  • 2
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

"Basın özgürlüğü" başlığı altında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "kınanması" ise AP tarihinde bir ilk olma özelliği taşıyor. AP, iç siyasete bugüne kadar hiç bu denli açık, doğrudan, kişileri hedef alarak müdahil olmamıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili raporda yer alan "kınama" vurgusu AP'nin,Türkiye'deki siyasi çekişmenin tarafı haline geldiğini göstermektedir. AP, Türkiye'deki siyasi partilerden biri değildir, dolayısıyla iç siyasi süreçlerin taraflarından biri de olamaz.
Türkiye'nin AB hevesi yüzünden Türkiye'ye kimi konularda değerlendirme hakkı tanınmış olsa da AP'nin iç işlerimize bu kadar burnunu sokma hakkı bulunmuyor. AP, doğrudan Erdoğan'ı hedefe koyarak, Türkiye'deki siyasi dengeleri etkilemeye çalışıyor. Türkiye'yi kimin temsil edeceğine Türkiye milleti karar verir, vermeli; bunu beğenmeyen AP ve AB'ye düşen beğenmediği liderleri hedef almak değil, buna saygı göstermektir.
Ankara'yı Güneydoğu'da "orantılı güç" kullanmaya davet eden AP, "çözüm süreci"nin yeniden başlatılması ve PKK'yla masaya oturulmasını da öneriyor. AP, kendi şehirlerinde üç ton bomba yüklü tanker patlatan bir örgütle acaba nasıl mücadele ederdi? Tonlarca bomba yüklü araçları patlatan teröristlerle hemen masaya mı otururdu? "Orantılı güç" mü kullanırdı?
Bunlar gerçekçi beklentiler değil. Aynı tezleri içeride PKK/HDP, CHP ve Paralel örgüt elemanları her gün neredeyse kelime kelime dile getiriyorlar zaten. AP Türkiye Raporu, başta Erdoğan'ı hedef aldığı kısımları itibarıyla fazlasıyla iç siyasetin tarafı olarak hazırlanmış bir rapordur. Raportör adeta "Hürriyet","Cumhuriyet" ve "Sözcü" gazetelerine abone gibi. Yoksa diplomatik olması gereken bir raporda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kınanmasına yer vermez, böyle gerçeklerden kopuk abartılı değerlendirmelerden kaçınırdı. Kısacası AP, bu raporla Türkiye'nin hayrına olan ne varsa bunların tam karşısına konumlanarak, kendisi adına Türkiye topraklarına siyaset yapan taşeronlardan yana taraf olduğunu bir kez daha gösterdi. Kaçıncısı olduğunu bilmediğim bu ilerleme raporlarından bir tane de AP ve AB için hazırlanması lazım; lakin bu kısırdöngüyü başka türlü aşmaları imkânsız.

Kurtuluş Tayiz/Akşam

  • 3
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Sabih Kanadoğlu, Türkiye'nin gündeminden dokuz senedir düşmüş bir adam. Bir zamanlar Yargıtay'da başsavcıydı. Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı seçtirmemek için çok çalışmış ama yenilmişti. Hayırlı da oldu, başkanı halkın seçmesinin yolunu iktidarın tepesini attırarak o açtı sayılır! Ankara bürokratlarının temsilcisi ve sözcüsü gibidir. Artık yalnızca bir emeklidir. Esamisi okunmuyor. Kimse takmasa da, postalcı yazarlar işlerine geldiği zaman onu hatırlıyorlar. Kanadoğlu, emeklilikte canı sıkılmasın diye sığındığı Türk Hukuk Kurumu derler bir yerin başkanı sıfatıyla bir panelde konuşmuş... İki ay önce... Postalcı yazarlar şimdi bu konuşmayı hatırlamakta fayda görmüşler.
Kanadoğlu demişmiş ki, yeni bir anayasa ancak "barajın indirileceği bir seçimle oluşacak bir Kurucu Meclis'le" yapılabilir! Malum terane... İktidarı yasadışı paralel bir meclis toplayıp "meşruluktan düşmeye" zorlayacaklar, böylece ileride Tayyip Erdoğan'ı da Adnan Menderes gibi asabilmelerinin yolu açılacak!
Erdoğan bunu yutmayacağını gösterdi ama yeni bir numara yumurtlayamadıkları için durup durup tekrarlıyorlar. Niçin örneğin "barajsız" seçim değil de "barajın düşürüleceği" bir seçim? Allah bilir. O baraj yüzde kaç olmalı? Onu da Allah ve Sabih bilir. Kanadoğlu diyor ki, meclis anayasanın maddelerini değiştirebilir ama kendisini, yani tamamını değiştiremez... Peki, ya tek tek oylayıp her maddeyi değiştirirse? O zaman bütünü değişmiş sayılır mı, sayılmaz mı? Kaç maddeye kadar caizdir, kaç maddeden sonra caiz değildir? Böyle bir kısıtlama, bir sınırlama var mıdır?
367 Sabih, sözlüdesin, cevap veremezsen kırık not alırsın. "İlk üç madde zaten değiştirilemez" mi diyeceksin? Dördüncü madde bunu yasaklıyor, öyle ya. Peki ya meclis bu dördüncü maddeyi de oylar ve "ilk üç madde değiştirilebilir ve değiştirilmesi teklif edilebilir" yaparsa? Ya da herhangi bir "rötuşa" gerek görmeyip tümden kaldırırsa? Çünkü dördüncü madde "bana da dokunamazsınız, beni de değiştiremezsiniz" demiyor ki!
Peki, hadi diyelim ilk dört maddeye dokunmadılar, geri kalan bütün maddeler değişti, o zaman bu "yeni" bir anayasa sayılır mı sayılmaz mı? Üstelik bu durumda referanduma da gerek yok ha! Hem bakınız, birinci madde "Türkiye devleti bir cumhuriyettir" diyor, "parlamenter sistemle yönetilir" demiyor. Yürütmeyi düzenleyen 8. maddeden "bakanlar kurulu" lafını kaldırır, "halkın seçtiği başkan" deyiverirsin, o zaman ne olacak? Bu maddeyi değiştirmek serbest. Sabih Bey, siz hukuku "canbazlık" olarak anlıyorsanız o ipe birkaç adım atacak başkaları da bulunur. Siz en iyisi böyle panellerde manellerde kırkılıp yaranızı kaşımakla yetinin, mütekait memur halinizle...

Engin Ardıç/Sabah

  • 4
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bahçeli partisini ele geçirmek isteyenler tarıkiyle milliyetçi tabana operasyon yapılmak istendiğini düşünüyor. "Aa ne saçma bir düşünce" diyemiyoruz, bunu diyemeyeceğimiz kadar çok olay yaşandı.

Ülkücü camiayı bölme ve karışıklık yaratma pahasına başkanlık yarışına giren adayların motivasyon kaynağına da bakmak lazım. Adaylar 1) MHP'nin başka bir liderle daha başarılı olacağını düşünenlere, 2) MHP'nin kritik dönemlerde AK Parti'yi kurtaracak kararlar vermesinden şikâyet eden kesime oynuyorlar. Öyle ki, Bahçeli'nin 7 Haziran sonrası Meclis Başkanlığı seçimlerinde CHP'yi desteklemek yerine kendi adayını göstermiş olmasının AK Parti'nin adayının kazanmasına olanak tanıması bile deliller arasında sayılıyor.

Bu kadarına pes doğrusu. CHP kendi adayında (Deniz Baykal) diretmeyip MHP ile ortak bir aday belirleme yoluna gidebilirdi, gitmedi. O halde nedenKılıçdaroğlu değil de Bahçeli sorumlu?

Koalisyon görüşmelerinde olumsuz tavır takınması, "Bahçeli iktidar olmak istemiyor" yorumlarına neden olmuş, görüşmelerin tümünün başarısız geçmesi sonucunda alınan "seçimlerin tekrarlanması" kararının ve 1 Kasım seçimlerinin sonucu AK Parti lehine olunca bu durumu da Bahçeli'nin hesabına yazanlar olmuştu. Ama bir dakika. Bu meseleyi "Bahçeli kritik anlarda AK Parti'ye yarayacak işler yapıyor" diye yorumlamak ve şimdi aday olan isimlerden birine yönelmek için aday isimlerin "Bahçeli hatalıydı, koalisyon yapmalıydı" diye düşünmesi gerekir. Ama hayır. Hiçbir aday öyle düşünmüyor. Hiçbiri "7 Haziran'dan sonra MHP AK Parti ile koalisyon yapılmalıydı" demiyor.

Devlet Bahçeli terörle mücadele iradesi ve niyetinde samimi olan hükümete sadece bu meseleyle ilgili olarak destek veriyor. Sorun bu mu? Buna "MHP, AK Parti'ye çalışıyor" denir mi? Birileri Bahçeli'nin ülke adına sorumlu davranmasını "parti açısından kayıp" olarak görüyorsa orada durmak ve şunu söylemek icap eder: Nasıl yani, ülke partiye oranla daha üst bir değer değil midir? Yoksa diğer 4 aday arasında eğer parti başkanı olursa "Terörle mücadele etmeyin, bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" diyecek olanlar mı var?

Ya da tam tersi, Bahçeli'nin itina ile tuttuğu sokaklar harekete geçirilip şu ana kadar çıkmamış iç savaş olasılığı siyasete şantaj yapmanın aracı haline mi getirilecek? Bu sorular ürpertici cevaplar barındıran sorular doğrusu. Ürpermek için de MHP'li olmak, MHP Başkanı olmak gerekmez; ülkeyi herhangi bir partiden üstün görmek ve sorumlu bir kişilik yapısına sahip olmak yeterlidir. Nitekim bunları akil insan heyetine seçilmiş ve o günün sabahına Bahçeli'den yediği "Hain" damgasıyla uyanmış kişilerden biri olarak söylüyorum. Her parti gibi MHP'nin de, tabanının da iktidar talebi olduğunu biliyorum; başlarında daha atak, daha enerjik bir sima görmek isteyebilirler, bunu anlarım. Anlamadığım Bahçeli'yi yanlışlarından dolayı değil, doğru yaptığı şeylerden, sorumlu davrandığı hususlardan dolayı derdest etme, genel başkanlığı aleyhinde kamuoyu oluşturma çabaları.

Nihal Bengisu Karaca/Habertürk

  • 5
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Güven ruh gibidir, terk ettiği bedene asla geri dönmez... Demirtaş ve Kılıçdaroğlu durmadan çark etmeyi biliyorlar ama Shakespeare'in bu sözünü bildiklerini, bilseler bile umursadıklarını sanmıyorum. Ama şu kesin gerçek... Bu yalanlar... Bu bitmek tükenmek bilmeyen pervasız manevralar... Ülkenin ruhunu hırpalıyor, kirletiyor. Demirtaş'a yine New York Times'a yazdırmışlar. İki gün önce İstanbul'da kongrede hendek direnişini selamlayan Demirtaş, ertesi gün özerklikle bir yere varılamaz açıklaması yaptı, ardından da New York Times yazısı geldi.

Sabah Leyla'yla (İpekçi) konuşuyoruz. "Bu sözde makale, bu kadar mizansen, böyle alenileşen kötücüllük" karşısında öylece kalakalmaktan, hakikati bir türlü dünyaya anlatamayışımızdan yakınıyor. Yerden göğe kadar haklı! Hele eşbaşkanları Figen Yüksekdağ'ın daha dün "bu vatanı size parçalatıp böldürtmeyeceğiz" deyişini hatırlıyorum. Bizi bir nevi kaşar seyirci haline dönüştürmeye çalıştıkları açık. Uyuşturmayı, yatıştırmayı hedefliyorlar. İster istemez etkileniyoruz. "Bazen yeterince öfkelenemediğimi, giderek öfkelenmiş taklidi yapar hale gelmekten korktuğumu" anlatıyorum.

Hepsi bir yana... Bu işleri iyi bilen bir mahfilde özenle hazırlanmış ve Demirtaş yazmış gibi sunulan New York Times makalesindeki bir cümlenin altını çizmek gerekiyor. Ne o cümle? "Birileri Erdoğan'a Ortadoğu'da istikrarsızlığın kaynağı hâline geldiğini söylemeli!" Türkiye ve Erdoğan üzerine epeydir süren melanet çalışmalarının yeni aşamasını ifade ediyor bu cümle. En fenası ne biliyor musunuz? Demirtaş söylemiş olmasa, bu cümleyi pek sevip köşesine yazacak muhafazakâr kalemler tanıyorum. Neyse bu tatsız detayı bir kenara bırakıp... Sadede geleyim. Şaşıralım ama umutsuzluğa meydan vermeden uyanık olalım. Hep uyanık! Ve çok aldatıldık. Artık aldanmayalım.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 6
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

28 Şubat yargılamalarına temel teşkil eden 5 numaralı CD'nin sahte çıktığı haberini önceki gün gazetelerde okudunuz. ("Balyoz ve Ergenekon soruşturmalarında elde edilen ünlü 5 numaralı CD" diyeyim de, anlayın...)

Kimse bu olayın üzerinde durmadı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun "seviyesiz" sataşmalarından fırsat bulup, biz de "Ne oluyor?" diye bakamadık. Şu olmuş: 28 Şubat soruşturmasını yürüten paralelci polis ve savcılar, bu imal edilmiş CD'den hareket etmişler... Soruşturma çürük başlatılmış, sizin anlayacağınız. Çürük başlatılan soruşturmanın nasıl neticelendiğini biliyorsunuz. Demek ki, 28 Şubat soruşturmasında derine inmeyi engelleyen "mekanizma" harekete geçirildi ve hem birtakım isimler korundu, hem de deliller karartıldı. Demek ki paralel el devredeydi. Böyle mi anlamalıyız? Çok sürmedi, başta 28 Şubat darbesinin en ateşli ismi Çevik Bir olmak üzere, bütün sanıklar tahliye edildi.

Evet, 28 Şubat tahliyeleri bir şeylerin (pis bir şeylerin) habercisiydi. Paralel organizasyon, "pis oyunları"ndan birini daha oynuyordu. Menderes döneminde işaret fişeğini, 9 subayı salıveren Askeri Mahkeme çakmıştı.

Bugünün işaret fişeği ise 28 Şubat sanıklarının tahliye edilmesidir. Erdoğan nefretinin motive ettiği ve alesta tuttuğu, üstelik farklı renkler barındıran, hatta "dış ayağı" da bulunan bir ittifak bu... Birbirleriyle hasım olması gereken unsurlar, Gezi'cisi, solcusu, Kemalist'i, Emniyet'çisi, yüksek yargı bürokratı, Beyaz Türk'ü bu nefret temelinde birleşmiş durumdalar. Hikâye, 7 Şubat'la başladı... Ardından Gezi ayaklanması, ardından 28 Şubat'çıların tahliye edilmesi, ardından 17-25 Aralık girişimleri, ardından MİT TIR'larına yapılan baskın, ardından liberal görünümlü çakalların başlattığı "27 Mayıs benzeri bir müdahale gündeme gelebilir" kampanyası... Hülasa... Darbe süreci bitmedi ve paralel organizasyon "çalışmalarına" devam ediyor.

Ahmet Kekeç/Star

  • 7
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

"Bizimkisi bir faiz hikâyesi" başlıklı yazımda Türkiye ile eşzamanlı olarak Brezilya'da Gezi kalkışmasının ve 17-25 Aralık darbe girişiminin muadilinin yaşandığını anlatmıştım. Fark, onların 'Zekeriya Öz'ü olan Sergio Moro'nun başarıya ulaşmış olmasıydı. Bizdeki hedef Halk Bankası'ydı; Brezilya'da hedef devletin yönettiği, dünyanın en büyük ikinci petrol şirketi Petrobras. Moro'nun Öz'den bir diğer farkı, ortada hiçbir muhalefet de bırakmayana kadar siyaset kurumunu çökertip esir alması çünkü yolsuzluk dosyasında suçlanan vekiller meclisin %60'ını oluşturuyor!Dosyası olan vekiller de, onların akıbetine uğramaktan çekinen diğerleri de yargı darbesine dil uzatamayacak kadar sindirilmiş durumda. Bunun en acı örneği, şimdiki Başkan Dilma'nın sağ kolu olarak bilinen Delcidio Amaral'ın tutuklandıktan sonra hapse girmemek için Dilma'nın da yolsuzluğa bulaştığı yönünde ifade vermesi oldu.
İşin en garip yanı, %60'ı 'zanlılar'dan oluşan Meclis Dilma'yı düşürmeye çalışırken, Dilma aleyhinde bir tane somut yolsuzluk iddiası yok! En fazla ihmal suçundan bahsediliyor ve bir de muhalefet Dilma'nın bütçe açığını seçimlerden önce bilerek düşük açıkladığını iddia ediyor. Ama bu suçlar gerçek olsa dahi anayasaya göre Başkan'ı yargılamak için gerekli olan 'büyük suç' kategorisinde değiller.
Her darbede olduğu gibi bu darbenin de fırsatçısı çok. Başkan Dilma aleyhindeki "yargılayıp görevden alma" sürecini başlatan Eduardo Cunha, direkt yolsuzlukla suçlanan, hatta İsviçre'deki banka hesaplarına kadar ortaya dökülmüş olan bir isim. Cunha, Meclisi kapalı oylamayla Dilma'yı yargılamak için oy vermeye çağırdı ve böylelikle gereken 2/3'lük çoğunluk bulunmuş oldu.
Ayrıca geçtiğimiz günlerde, Dilma'nın en büyük koalisyon ortağı olan İlerlemeci Parti yönetimden topluca çekildi. Bir diğer fırsatçı olan bu partinin üyesi Michel Temer, kabineden çekilmeyen tek üye oldu. Çünkü Dilma düşerse, yerine Başkan Yardımcısı olduğu için o gelecek. Şimdi de basına dolaylı yollardan verdiği demeçlerde ekonomide hükümetin rolünü küçültecek reformlar yapacağı mesajını ileterek darbenin esas oyun kurucularına göz kırpmayı ihmal etmedi. Brezilya'nın gayri safi milli hasılası bu süreçte -%3.5'lere geriledi. Petrobras'ın değeri düştü ve felç oldu. Ülke siyasi istikrarsızlığın kurduğu cadı kazanında kaynıyor. Dilma ve ondan önceki efsanevi lider Lula için halkın bir kesimi sokaklara dökülmeye hazırlanıyor. Karşılarında medyanın %70'ine sahip sermaye oligarşisi ve onlara destek veren 'radikalsol'cular var.
Anlayacağınız Brezilya'daki kâbusu izleyip, kendi gidişatımıza dair ibret almamız gereken çok şey var.

Hilal Kaplan/Sabah

BİZE ULAŞIN