Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bir merak bin yolculuk

Türkçeye ilk çevirisinin üzerinden 39 yıl geçmiş olan , Profil Kitap’tan çıkan yeni baskısıyla Tevfik el-Hakim’in edebiyattaki yerini bir daha hatırlamamızı sağlıyor

Giriş Tarihi: 7.2.2020 ABONE OL
Bir merak bin yolculuk
Yazın alanında verdiği eserlerle adından bir hayli söz ettiren Tevfik el-Hakim, Arap edebiyatının saygın ve güçlü kalemlerinden biri. Roman, hikâye, eleştirel ve düşünsel deneme kitaplarının yanında, kalemindeki yetkinliğe yazdığı tiyatro eserleriyle daha da kani olmamız kaçınılmaz; zira kendisi hem çağdaş Mısır ve Arap tiyatrosunun hem de gerçekçi, tarihsel, gerçeküstücü tiyatronun kurucusu. Üstelik sırtlandığı bu öncülüğün hikâyesi, hemen her başarı öyküsünün değişmez kurallarından biriyle bezeli: Mücadele. İngiliz sömürgeciliğine karşı Mısır halkıyla beraber isyana katılan el-Hakim'in hapis cezasından sonra sanatla iç içe olması, edindiği sosyal çevre, hukuk doktorasını Fransa'da tamamlamasının ardından Kahire'ye dönerek göreve başlaması edebiyattaki yeteneğini kamçıladı.
Toplumun, ilgisinden yoksun bıraktığı tiyatroya yön vermeye başlayan yazarı besleyen en temel konular arasında kuşkusuz doğu toplumlarının yaşantıları, inanç şekilleri, kültürleri, halk türküleri, yerel efsaneleri vardı. 1956 yılında Sanat ve Edebiyat Yüksek Şurası üyeliğine seçilen, dört yıl sonra da UNESCO'nun Mısır temsilcisi olan Tevfik el-Hakim'in Trendeki Derviş'ini Nabi Avcı çevirisiyle okurken, içimdeki kıskançlığı hissediyorum. Sebep, 2000'li yılların başında İstanbul Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen bu eserin seyircisi olabilecek kadar olgunlaşmamış bir bilince sahip olmak. Gerçi Dostoyevski, "Yemin ederim size baylar, fazla bilinçli olmak bir hastalıktır. Gerçek tam bir hastalıktır. Sıradan bir bilinç, insanın yaşamı için fazlasıyla yeterlidir" diyor ama, neyse. Bu arada 'gerçek' nedir?

VAY EVRENİN HALİNE!
Realizmi yadsıma konusunda Trendeki Derviş, yeni tiyatro diye adlandırılan akımın eğilimlerine uygun görünüyorsa da, onu her şeyiyle belirli bir kategoriye sığdıramıyor Tevfik el-Hakim. "Bir yandan kendi tabiatım, bir yandan da Mısır halk kaynaklarından aldığım ilham, haberim olmadan 'ideal halk gerçekdışılığı' terimiyle belirtebileceğim bir türün tanımlanmasında özel bir rol oynadı" diyen yazar, evrende insanın konumunun tuhaf olduğu yönünde bir saptamada bulunuyor. "Sürekli konuşmak, cevap almak isteyen insanın sorularına evrenden bir karşılık gelmezse vay o evrenin haline!" Trendeki Derviş'i bir evren olarak kabul ettiğimde, suallerimin yanıtsız kaldığı çok açık; ancak yenilerini sordurarak eskisini unutturduğu ve hatta yeni soruların, eskilerine bizzat cevap niteliği kazandırdığı da olmuştur nezdimde. Kitabın sayfa sayısına aldanmamakta da fayda var. Akan ama gitmek istemeyen diyaloglarıyla felsefi derinliği arasındaki ilinti, dikkatin cazibe merkezi...

HER ŞEY MERAK İLE BAŞLADI
Her şey, hikâyenin başında aniden ortadan kaybolmuş bir Bahane Hanım'ı aramakla mı başladı, yoksa hikâyenin sonlarına doğru birdenbire ortaya çıkmasıyla mı, kendi adıma bir muamma. 'Acayip' olarak tanımladığımız durumların sonuna yaklaşırken, tuhaf konuşmalar aldı başını gitti. 'An'ın içinden geçmiş olana yolculuk etmek de, tüm işaretlerle geleceğe doğru devam etmek de ilginçti. Bahane Hanım'ı bulmakla mükellef dedektif, dedektife yol gösteren derviş, dervişe kızgın Bahadır Bey, Bahadır Bey'in biricik portakal ağacı etrafında dönen zaman, fıtratında taşıdığı bilinmezlik ve kaosla baş başa bıraktı bizi. Yarım saate eve döneceğini söyleyip dönmeyen Bahane Hanım için endişelenmedi önce Bahadır Bey. "Hanımın dönmediğine göre demek ki daha yarım saat olmadı" dedi önce hizmetçiye. Ertesi gün, "Herhalde hanımın söz verdiği saatte dönene kadar dünya dönmeyi bıraktı" deyiverdi ve sonra 'merak' ile tanıştı.

YİNE OKUMALAR YENİ ANLAMLAR
Öğrendiğimiz tüm duyguların bize neler yaptığını görmek için, yol göstericilerimiz arasında artık Bahadır Bey de var; tanımadığımız hiçbir duyguya esir olamaz, tanımadığımız hiçbir davranışı kategorize edemeyiz. Ortaya çıkışından sonra dedektifin Bahadır Bey ile yaşadıklarına dair anlattığı her şeyi -ki bize göre inanılmaz- şaşkınlıkla dinleyen -ki bu da bize göre- ama "Gözlerinizle görüp kulaklarınızla işittiğinize göre, mutlaka olmuş olmalı" diyen Bahane Hanım'ın tanımlayamadığım özellikteki karakterine mi şaşmalı, dervişin öngörüleriyle olan bitene bir anlam katmasına mı yoksa? Determinizmi ters yüz eden konuşmalar arasında dedektifin cümlesi nakış gibi işleniyor sayfalara: "Aslında, o zaman bunların hepsi anlamlı görünüyordu. Şimdi hepsi niye altüst oldu anlayamadım. Tüm zamanlardan ve duygulardan bağımsız bir kere daha okumakta, belki sonra yeniden okumakta fayda var..."

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Bir merak bin yolculuk
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN