Gözü kara bir rock'n roll'um...

Bu yıl oyuncu Nesrin Cavadzade'nin yılıydı. Üç filmi vardı sezonda. Cavadzade'yi önce Annemin Şarkısı sonra da Son Mektup'ta izledik. Sırada haftaya vizyona girecek Kutluğ Ataman'ın yönettiği, kendisine ödül de getiren Kuzu filmi var. Ödüllü oyuncu tanımlamasından hoşlanmayan Cavadzade: Ödül iyi hoş, ama ben başarı gibi başarısızlıktan da besleniyorum

Giriş Tarihi: 14.6.2015
Gözü kara bir rock'n roll'um...
Nesrin Cavadzade ile yıllar önce Cemal Şan'ın yönettiği Dilber'in Sekiz Günü filminin Antalya Film Festivali gösterimi sonrasında tanışmıştım. Çekingenliğinden dolayı biraz mesafeli dursa da sahici bir sohbette ne kadar bilgili, meraklı ve sezgilerinin kuvvetli olduğunu anlıyordunuz. Soyisminin hikayesini sorunca hiç çekinmeden Bakü'de doğduğunu 90'larda Türkiye'ye geldiğini anlatmıştı bir çırpıda. Sonraları kah TV dizileri kah filmlerle yoluna devam etti. Güzel Günler Göreceğiz filminde bir Rus kızını, Yangın Var'da bir Kürt kızını oynadı. Bu yıl ise sanki onun yılı oldu. Üç filmle karşımıza çıktı. İlki Annemin Şarkısı'ydı, sonra Son Mektup geldi. Şimdi sırada Antalya Film Festivali'nde En İyi Film seçilen Nesrin Cavadzade'ye de En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazandıran Kutluğ Ataman'ın yönettiği Kuzu var. Film haftaya vizyona girecek. Cavadzade filmde Erzincan'da bir köy yerinde toplumsal baskılar, kaygılar nedeniyle gittikçe deliren Medine adlı bir kadını oynuyor. Ve önceki pek çok film yaptığı gibi o narin bedenine tezat güçlü bir kadın portresi çiziyor bize. En son Yangın Var'ın setinde görüşmüştük. Beşiktaş'ta buluştuğumuz zaman görüşülemeyen yılların bir muhasebesi yapıldı. Sonra Kuzu'dan girip oradan hayata uzandık...

- Filmi iki yıl önce çektiniz. Festivalleri dolaştı, ödüller aldı. Aradan epey bir süre geçtiği için sorayım Kuzu ve Medine sizde nasıl bir iz bıraktı?
- Kuzu, beni başka türlü bir oyuncu yaptı diyebilirim. Hep doğru oynamakla ilgili kaygılarım vardı. Sete kafamda bir sahnenin nasıl oynanırsa iyi olacağına dair bir ön konseptle geliyordum. Kendimden beklentilerim hep çok yüksekti. Bu da beni bir yönüyle paralize ediyordu. Kutluğ, çekimlere başlamadan önce Bresson ve Kaurismaki filmlerini izlememi istedi. Özellikle Kibritçi Kız'ın üzerinde durdu. Ben buna deli olmuştum. Filmde oyuncular neredeyse satır okuyup kadrajlardan çıkıyorlardı. Hiçbir şey yapmıyormuş gibiydiler. Oynayacağım Medine ile arama nasıl böyle bir mesafe koyabilirdim?

TOPLUM KADINLARI DELİRTİYOR

- Nasıl bir çözüm buldunuz?
- Kutluğ'la tekrar konuştuğumda bana o oyunculuğu bir 'sıfır noktası' olarak referans almamı söyledi. "Böyle oynamak zorunda değilsin ama alıştığımız dramatik oyunculuğa 10 puan verirsek, ben senin hep 0 ile 10 arası bir yerde kalmanı isteyeceğim" dedi. Dolayısıyla Medine'nin filmde kademe kademe delirmesini bile belli bir mesafede oynamış oldum. Filmin her karesinde Medine'yi de, Medine'yi oynayan Nesrin'i de görüyorsunuz. Kutluğ, beni karakterin içine saklamayı tercih etmedi. Bu da başıma ilk kez geliyordu. Çok dönüştürücü bir deneyimdi. O yüzden Fatih Özgüven'in hakkımda "Bir Armani mankeni gibi oradan oraya salınan" diye yazmış olmasını çok seviyorum. Yapmaya çalıştığımız tam da buydu.

- Kadınlar kendi sözlerini söylemek için delirmek durumunda mı?
- Elbette. Medine, oğluna bir sünnet düğünü yapmak istiyordu. Bu son derece masumane ve kabul görülebilir bir istekti. Fakat bu arzusunda tamamen yalnız bırakıldı ve içinde yaşadığı toplumun ikiyüzlülüğü ile bir yüzleşme yaşadı. Bu noktada kaderine razı gelebilir, sinip susabilirdi de ama o bir söz söylemeyi tercih etti. Baktığınızda, ayağa kalkmak ve söz almak çok uçuk kaçık bir şey olmasa gerek. Ama işte toplum kadını öyle dar bir alana hapsediyor ki, bunun adı 'delirmek' oluyor. Hatta bazen deha mertebesinde akıllı, yetenekli, güçlü ve başarılı kadınlar, kendi rızalarıyla 'deliliği' bir çarmıh gibi sırtlanıyorlar. Aysel Gürel, Sezen Aksu, Semiha Berksoy, Yıldız Tilbe... İlk aklıma gelenler... Bu kadınlar söz söylemeyi deli olmakla eş tutan toplumumuzda, kendilerine benzersiz varoluş alanları yarattılar.

GÖRKEMLİ YALNIZLIK YAŞADIM

- Peki bir iyileşme, gelişme göremiyor musunuz?
- Kötümserlik benim ruhuma aykırı. Ben kendimde her zaman bir iyileşme ve gelişme görüyorum. Her zaman buna niyet ediyorum ve bunun için çalışıyorum. Ama toplum benim kadar hızlı mı emin değilim (gülüyor). Yaşamlarımız göz açıp kapayıncaya dek sonlanıyor. Deneyimlerimiz iyi ihtimalle birkaç on yılla sınırlı, toplumdaki iyileşmeyi gözlemleyebilecek kadar uzun yaşamıyoruz maalesef. Sanırım buna gerek de yok.

- Nesrin cephesinde durum nedir?
- İşin delirme kısmını söylüyorsan, akılla hiçbir zaman fazla mesaim olmadı. Rasyonel olanı her zaman sıkıcı buldum ve genellikle aklıma gelenin tam tersini yapmayı tercih ettim. Bunun bedellerini de her zaman ödedim. Nesrin cephesi son bir senesini görkemli bir yalnızlık içinde geçirdi. Bu beni eskisinden daha güçlü ve kararlı kıldı. Sanırım bu noktada Medine'ye çok yaklaştım.

İSYANKARLIK RUHUMA ÇOK YAKIN

- Sizin için zor olan dönem ne zamandı?
- Sovyetler zamanında Azerbaycan'da doğdum ve 90'larda ailemle birlikte Türkiye'ye geldik. İlk geldiğim zamanlar çok bocaladım. Yani benim için zor bir dönemdi.

- Ne gibi zorluklar yaşadınız?
- Mesela Türkiye çok şaşalı gelmişti bana. Çünkü sosyalist sistemde büyüdüm ve orada özellikle tüketime yönlendirme yoktu. Türkiye'de her şey 'al beni' diye bağırıyordu. 11 yaşında bir çocuk olarak böyle bir cümbüşün içine düşmek zor. Kendinizi, kimliğinizi bulmanız biraz zaman alabiliyor. Düşünsenize ergenlik başlı başına bir bela iken, üstüne sevdiğiniz herkesi ardınızda bırakıp ülke değiştiriyorsunuz. Sadece annem ve bendik. Başka kimse yoktu. O yüzden annemi düşündüğümde onu yarı mitolojik bir tanrıça gibi hayal ediyorum bazen. Tanıdığım herkesten daha güçlü ve ilham veren bir kadın. Beni o büyüttüğü için çok şanslıyım.

- Güçlü kadın rollerini böylesine sindirmiş bir şekilde oynamanız bu yüzden olabilir mi?
- Olabilir. Etkisi vardır muhakkak. Baktığınızda şu veya bu şekilde hep isyankar kadınları oynadım. Benim ruhuma çok yakın isyankarlık. Ben de dururum, dururum, sabrederim, sonra bir saniyede bütün köprüleri yakabilirim. O noktaya gelmek için yıllar yılı emek sarf etmiş olsam bile, bir anda her şeyi tuzla buz edebilirim. Gözü kara bir rock'n roll'um... (Gülüyor)

ARADIĞIM DİNGİNLİĞİ ANNEMİN YANINDA BULDUM

- Annemin Şarkısı, Son Mektup, Kuzu, arka arkaya üç filmde oynadınız. Yorucu bir süreç miydi?
- Yorucu bir süreçti. Dinlenmek için ama daha çok hayatımla ilgili birtakım yeni kararlar almak için bol bol gezdim. Aslında bu ruhsal bir arayıştı benim için. Peru'ya da gittim Slovenya'ya da... Ama ilginçtir aradığım dinginliği Datça'da annemin yanında buldum.

TANIMADIĞIM SULARDA YÜZMEYE İHTİYACIM VAR

- Oynadığınız birçok filmle ödül aldınız. Kuzu ile de Altın Portakal kazandınız. Bu ödüller nasıl etkiliyor sizi?
- Adımın ödüne ödüllü oyuncu yazılması beni çok sıkıyor. Sadece adım ve soyadım olmak istiyorum. Ödül iyi hoş, ama ben başarıdan olduğu kadar başarısızlıktan da besleniyorum. Bana dair 'sınıfın en çalışkan kızı' imajının yaratılması beni rahatsız ediyor. Sürprizsiz bir alana itilmiş gibiyim. Belki oraya kendi kendimi de hapsetmiş olabilirim. Ama işte kendimi boşa düşürmek ve şaşırtmak da istiyorum. Tanımadığım sularda yüzmeye çok ihtiyacım var.

- Yeni sularda yüzmek için ne yapıyorsunuz?
- Avrupa'da bir ajansa kaydoldum. Sürekli audition'a giriyorum. Benim için çok heyecan verici bir süreç. Her seferinde bir şeyler deniyorum, acaba yaptıklarım beğenildi mi diye meraklanıyorum. Bu beni diri tutuyor. Ardından New York var.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Gözü kara bir rock'n roll'um...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN