Türkiye'nin en iyi haber sitesi

12 Eylül'de duvarlara biri yazdı biri sildi

Giriş Tarihi: 31.1.2016
12 Eylül'de duvarlara biri yazdı biri sildi

İftarlık Gazoz, 70'ler Türkiyesi'nden bir Ramazan ayında, huzurlu, barışçıl bir mahalleden, sesleniyor bize. Yüksel Aksu'nun yönettiği Cem Yılmaz'ın başrolde oynadığı film 12 Eylül darbesinin bedbahtlığını da hatırlatıyor. O günleri anımsayınca darbeyi de konuştuk ikiliyle. Cem Yılmaz "Küçüktüm, olayların farkında değildim. Ama duvardaki yazılamaları sildiğimi hatırlıyorum" derken Aksu "Yalan yok ben birkaç duvara yazılama yaptım" diyor

Yıllar önce Nuri Bilge Ceylan'ın Bir Zamanlar Anadolu'da filminde Yılmaz Erdoğan ile çalışacağı duyulunca herkes şaşırmıştı. Sinema dünyasının iki ayrı kutbundaki insanlar nasıl olmuştu da bir araya gelebilmişti? Sonra Yeşim Ustaoğlu Araf'ta Özcan Deniz'i oynattı. Yine benzer bir soru işareti oluşmuştu kafalarda. Aslında onların açısından bakınca bu şaşkınlığın pek de karşılığı yoktu. Hepsi sinemacıydı ve iyi film yapmak için bir araya gelmişlerdi. Ama kafalarda yapay ayrımlar olduğu için şaşkınlıklar da anlaşılabiliyordu. Lakin bu işbirliklerinin pek de devamı gelmedi. Bu cuma vizyona giren İftarlık Gazoz bu tür bir işbirliğini yeniden hatırlatıyor bize. Dondurmam Gaymak, Entelköy Efeköy'e Karşı filmleriyle tanınan Yüksel Aksu'nun İftarluk Gazoz'da Cem Yılmaz ile çalışacağı haberi ilk duyulduğunda yine de bir şaşkınlık yaşanmıştı. Oysa onlar 2011'den beri birlikte bir şeyler yapmak için fırsat kollayan iki sinemacı. Ayrıca Cem Yılmaz'ın da yeri geldiğinde farklı sinemacılarla işbirliği yaptığı filmografisi incelendiğinde görülür. Yılmaz Erdoğan, Ferzan Özpetek, Yavuz Turgul hatta Russell Crowe'un filmlerinde sadece oyuncu olarak yer almıştı. Ama algılarla hareket ettiğimiz için bu görülemiyor işte. Fakat İftarlık Gazoz'un şöyle bir durumu var Yılmaz ilk defa kendi kuşağından bir yönetmenin kurduğu bir dünyada oyuncu olarak yer alıyor. 1970'lerde geçen film, bir çocuğun, Adem'in (Berat Efe Parlar) oruç tutma macerasını anlatıyor, o eski Ramazanların nasıl yaşandığını hatırlatıyor, farklı dünya görüşlerinin bir zamanlar nasıl birlikte bir harmoni oluşturduğunu da... Futbol meraklısı bir imam, maç izlemek için imamla pazarlık eden cemaat, yazılama yapan solcu abiler, tütün işçileri... Ve her şeyin ortasında ustası Cibar Kemal ile gazoz satan Adem. Dondurmam Gaymak gibi bir film bekleyenlerin filmin çıkışında Babam ve Oğlum'u hatırladığı (Film Ege taşrasında geçtiği için, çocuk karakterin ağırlığı ve 12 Eyül darbesi nedeniyle bu da doğal) İftarlık Gazoz sürprizli bir film. Bir yanıyla geçmişimizi, mahalleli halimizi ve 12 Eylül'ün bedbaht günlerini anımsatan bir hali var. Yani anlayana anlamlı mesajlar veriyor. Ayrıca baştan söyleyelim İftarlık Gazoz bir Cem Yılmaz filmi değil. Yüksel Aksu filmi ve yönetmenin de en iyi filmi... İkili ile bir araya gelip 12 Eylül darbesinden başlayıp; filmi, bu işbirliğini, 70'ler Türkiyesi'ni konuştuk.

- Film bir ucuyla 12 Eylül'e uzanıyor. Nasıl hatırlıyorsunuz darbeyi?
- Cem Yılmaz:
Çok küçüktüm, olayların pek de farkında değildim. Yazıların içeriğine daha sonra vakıf olmakla beraber duvarlardaki yazılamaları hatırlıyorum. Filmdeki Adem gibi ne yazıyorlar diye bakıyorduk. Darbe sonrasında, belediyeler duvarları boyama kampanyası başlatmıştı. Herkes kendi duvarındaki yazılamaları silecekti. Ben de kampanyaya katıldım ve elime boyayı alıp evimizin duvarındaki yazılamayı sildim. Daha doğrusu üzerini boyadım.
- Yüksel Aksu: Cem'den biraz yaşça büyük olduğum için daha net hatıralarım. Yalan yok ben de o yazılama yapan taraftaydım. Birkaç duvara imzamı atmışımdır.
- 1970'ler Türkiyesi'nde geçiyor film. 70'ler genelde kaotik zamanlar diye anılagelir. Filmde resmedilen memleket halindeyse bir huzur var.
- Yüksel Aksu:
70'ler denilince 70'lerin hangi dönemi kastediliyor o önemli. 70-72 arası başka bir şeydir, 74-75 başka bir şey. O kaos hali özellikle 1977'den sonra şehirlerde vardı. Ege'de ve benim de büyüdüğüm taşrada farklı dünya görüşleri olsa da yekpare bir durum söz konusuydu. Çünkü karşıt görüşlü denilen kişi ya amcaoğlu olur, ya abinin arkadaşıdır. Yani tanış ya da akrabadır. Dolayısıyla karşıt görüşlü olsan ne olacak, kiminle kavga edeceksin? Doğal olarak ben 70'leri daha karnavalesk, muhabbetli hatırlıyorum. Hatta 70'lerin sonlarına doğru da Ege taşrasında biz mahalleliydik. Kaldı ki filmde mercek tuttuğum, 70'lerin o kendiliğinden olan haline merkezden yapılan müdahaledir.

PARTİLER ÜSTÜ DURMAK ZOR

- Film sanki bir zamanlar tek mahalleydik demeye mi getiriyor?
- Yüksel Aksu:
Ya şimdi popüler söylemde bir mahalle ayrımı, bir kutuplaşmadır gidiyor. Türkiye'de her zaman bir kutuplaşma vardı. 70'lerde daha belalısı vardı. 80'ler tam bir kabustu. O kabus 90'larda da sürdü. Ama bir de kutuplaşmayanlar var. Ben kutuplaşmaktan ziyade kendi dünya görüşü ve kişiliğiyle insanların bir arada yaşayabildiklerine tanık oldum. Yaşayamayanlara da tanık oldum. Mesela babam koyu bir Demirel'ciydi. Komşumuz da Ecevit'çi. Her gün bahçede onların tartışmasını dinliyorduk. Vallahi bir kilo Kamelya çayını bir haftada bitiriyorduk. Ama beni ilgilendiren birlikte yaşayabilenler. Kutuplaşmayanlar. Filmlerimde de bu tür karakterleri anlatmaya çalışıyorum.

- Cem Bey, ilk defa politik tavrı olan bir filmde yer alıyorsunuz. Basın toplantısında filmin verdiği mesajlarla ilgili bir derdinizin olmadığını, hepsine katıldığınızı söylediniz. Sizin için suya sabuna dokunmayan işler yapıyor derler ama burada suya sabuna dokunuluyor.

- Cem Yılmaz:
Çeşitli dünya görüşlerinin bir tık üzerinde durmakla ilgili benim durumumun. Konfor o. Yoksa dünya görüşlerinin bir kısmına katılıp bir kısmına katılmamak da bir fikirdir. Ama ne yazık ki şu yanlış algılanılıyor. Suya sabuna dokunmamak o kadar kolay bir şey değil.
- Nasıl yani?
- Cem Yılmaz:
Günlük hayatta böyle şeyler kolay söyleniyor. Oysa suya sabuna dokunmamak hiç de insani değil. Ama böyle suçlanmakla mücadele etmek de çok zor. Halbuki gerçekte hissiyatımız belki de böyle olmayabilir. Bu tür konularda benim derdim söylenmemiş olanı söylemekle ilgili. Söylenmiş bir şeyi söyleyerek neden vakit kaybedelim. Şimdi Yüksel'in bir gözlemi, bitmiş eseri var ve bir gerçekten bahsediyor. Karakterlerden bazıları politize, bazıları değil. Bazısının dünyadan haberi bile yok. Bu çerçevede bir rolü canlandırmayla ilgili bir durumu kendimce büyütmek bana anlamlı gelmiyor.

- Yani partiler, takımlar üzeri durmak zor diyorsunuz?
- Cem Yılmaz:
Eee zor tabii.
- Yüksel Aksu: Politika zaten partilere indirgenecek bir şey değil. Bir insan partiler üstü olabilir, altı olabilir, partisiz olabilir. Parti gündelik politikanın enstrümanı. Ama hayat görüşü çok başka bir şey.
- Cem Yılmaz: Berkun Oya'nın Güzel Şeyler Bizim Taraf'ta diye adını çok sevdiğim bir oyunu vardı. Şimdi herkes kendi perspektifinden çok güzel şeyler söylüyor. Baktığın zaman Yunus Emre diyor, Mevlana diyor, bol keseden anlatıyor da anlatıyor. Ama o anlatılan güzelliklerin kişinin temsil ettiği düşüncede değil kendisinde nasıl bir yansıması var. Biz onunla ilgileniyoruz.
- Yüksel Aksu: Mesela öyle adamlar var ki, insan hakları konusunda mangalda kül bırakmaz ama hayatında envaiçeşit şiddeti görürsün. Ama öyle adamlar vardır ki, hiç renk vermez ama çoluğu çocuğu ile inanılmaz sivil bir ilişki kurmuştur, mutlu mesut yaşar.

ARKADAŞINA GÖNDER
12 Eylül'de duvarlara biri yazdı biri sildi
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN