Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Şiirin şifasına inandı

Giriş Tarihi: 21.2.2016
Şiirin şifasına inandı

Adı Hatice Çetinkaya, bir kanser hastası.. Yaşam sevincini koruyarak, hayatın sıkıntılarına şiirler yazarak göğüs geriyor. Nilgün Marmara'yı çok seviyor ama kendisini özdeşleştirdiği şair Lale Müldür. Hayali şiir kitabı çıkartmak ve üniversite eğitimi almak

Telefonun ucunda bir kadın sesi: "Her şey bir trafik kazasıyla başladı" diyor bana. Özet geçiyor hayatının dramını telefonun öbür ucunda. "Arayacağım sizi" deyince bir umut ışığı yakalamış gibi seviniyor. Birkaç gün sonra arıyorum da. Evinde buluşmak üzere sözleşiyoruz. İstanbul Sultangazi'nin Cebeci Mahallesi'ndeki bir apartmanın giriş katındaki kapının zilini çalıyorum. Kapıyı açan kadın sanki dünyaya aralıyor evinin kapısını. Adı Hatice Çetinkaya (41). Evli, dört çocuk annesi, çileli bir ev kadını... Hemen yanı başında eşi Kemal Çetinkaya. Her ikisinin de gözlerinin içi gülüyor, sevgiyle birbirlerine bakıyorlar. Hayat mücadelesinde kenetlenmişler, yaşam sevinçlerini de birbirlerinden alıyorlar belli...

YAZMAK TEK DAYANAĞI

Hatice Hanım trajik hayat hikayesini büyük bir içtenlikle anlatmaya başlıyor: "Yaygın özelliğe sahip (tekrarlayan) bir kanser hastasıyım. Üç kez kanseri yendim. Hâlâ kanser tedavisi görüyorum." Geçmişi yaşayarak anlatıyor "Ömrünü adayacak kadar sevdi eşim beni, ben de onu sevdim. Eşimin öldüğü gün öldüğüm gündür. Eşim ekmek parasının peşinde şoför olarak yollara düştü. Kaza geçirdi, ölümün kıyısından döndü. Kazanın şoku psikolojisini bozdu, sosyal hayattan koptu" diye devam ediyor. O cefakar bir kadın; parasızlığa, derde, tasaya, hastalığa karşın boyun eğmemiş hayatın çilesine. Hüzne, acıya, kedere karşı eşine duyduğu aşk ve yazmak tek dayanağı olmuş... Ailesi Muş'un Malazgirt İlçesi'nden İstanbul'a yıllar önce göçmüş. Fedakar bir babanın evladı. İşçi babası İstanbul'da ekmeğinin derdinde çalışmış, çabalamış ama maddi imkansızlıktan dolayı Hatice'yi ilkokuldan sonra okutamamış. Okula gidememenin acısını da içinde büyütmüş: "Okula giden arkadaşlarımın arkasından bakardım. 'Keşke ben de okuyabilseydim!' derdim" diyor. Kitabın, kalemin şifalı haliyle eşinin hastalandığı dönem yani dört yıl önce tanışmış. "Hep yazma isteği vardı. Eşim rahatsızlık geçirdiğinde ilk amatörce yazmaya başladım" diyerek kederini, eşine duyduğu büyük aşkını, çocuklarını, hayat mücadelesini, ikilemlerini, ailesi için direnişini şiirlere ve şarkı sözlerine dökmeye başladığını söylüyor. Acı dolu yaşamında seyyar kütüphanelerin yolunu gözlermiş hep:

LİSE ÖĞR ENCİSİ OLDU
"Açıldığını duyunca kütüphanenin yolunu tutardım. Yüzlerce kitap okudum, sayısını bile hatırlamıyorum. Roman, hikaye ve sosyal içerikli kitapları seviyorum. Kitaplar manevi hazine. Aydınlanmak isteyen, gerçek hayatı anlamak isteyen illa okuyacak. Okumamın bir değerli sebebi de yaşadığım kanser hastalığının bana sunduğu bir imkan olması. Hayat her zaman insana eksiler getirmez, artılar da getirir. Bu benim artım oldu. Hayat her şeye rağmen devam ediyor." İçinde ukde kalan okuma isteği de o dönem devreye girmiş. Geçen yıl ilk açıköğretimden ortaokulu bitirmiş. Şu an Açıköğretim Lisesi'nde öğrenci. Artık özgüveni var. "Şu an okumamanın acısını çıkarıyorum. Kalemimle yüreğimdeki acıyı sevinci, mutluluğu, hüznü döküyorum kağıda, şiirlerime..." diyor. Evde kendine zaman ayırmayı ihmal etmiyor; saatlerini yazmaya, okumaya ve araştırmaya ayırıyor. Ev günlerine gitmenin zaman kaybı olduğunu düşünüyor. Sultangazi'deki kültür merkezlerindeki seminerlere kendini geliştirmek için katılıyor. Açıköğretim sınavlarına hazırlanmak için gittiği Halk Eğitim Merkezi'nde diksiyon kursuna da gitmiş:

ŞİİRLERİ NOTERDEN TASDİKLİ
"Kendimi daha iyi ifade etmek, Türkçe telaffuzumu geliştirmek için gittim" diyor. Zaten öyle bir konuşuyor ki, halkla ilişkiler uzmanlarına taş çıkartıyor. Şu an ise İSMEK'in Yazarlık Atölyesi'ne katılıyor. Şiirler yazıyor. Yüreğinin derinliklerindeki dram da şiirlerinde hayat buluyor; Ömür Dediğin, Sabır Ver, Vazgeçemem, Roman Olur, Aşk Hikâyesi, Kaderimsin şiirlerinden. Büyük bir gururla şiirlerini okuyor tek tek. Her birini de noterden onaylattığını anlatıyor. Şairlerden en çok etkilendikleri Orhan Veli, Can Yücel ve Necip Fazıl olmuş. Sonra Nilgün Marmara'dan söz açıyor. "Onun hayatını her zaman ilginç buldum. İnsanlar tarafından gerçek anlamda anlaşılamamış ve sürekli eleştirilmiş." Ardından Gülten Akın'ın şiirlerini beğendiğini, kendini özdeşleştirdiği şairin ise Lale Müldür olduğunu söylüyor. Onun Kadife Şairler şiiri ise en çok etkilendiği şiiri: "Ölüyorlar kadife şairler.../pazarların tozunda ve kulenin sisinde gömülü/gün geceye akıyor... Gece güne.../Ölüm yaşama akıyor yaşam bilince... "

ŞİİR KİTABI ÇIKARMAK İSTİYORUM

O mahallesinde de takdir görüyor. Mahalledeki birçok ev kadınının kolundan tutup kültür merkezlerine götürdüğü de olmuş: "Onlarca ev kadınının hayatını değiştirdim. Onların güleç yüzlü Adile (Naşit) ablasıyım. Çünkü gülümseyerek yendim her şeyi. Ne yaşamış olursak olalım hayat hâlâ devam ediyor, hayata gülümseyerek direnelim. Maddi sıkıntıların olduğu bir mahalle de olsa hiçbir şey yapmayacağımız anlamına gelmez. Bu azmi gösterebildiysem, neden başka kadınlar da aynısını yapamasın?" diyerek özetliyor umudunu. Hayali üniversitede okumak, edebiyat bölümünü bitirip öğretmen olmak. İlerde eğer imkan sağlanırsa bir kurs açmayı düşünüyor: "Mahallemdeki çocukları edebiyata ve şiire yönlendirmek istiyorum" diyor. Şiirlerini mahalleliye de okuyor. Mahallenin çocukları da "Şair Abla" diyormuş ara ara. Hatice Hanım'ın tek isteği ise şiir kitabı ve şiir albümü çıkarmak... Bunun için de "Bana el uzatın!" diyor. Sonra: "Yoksulluğa, yaşanan hastalıklara, çileye ve varoşta olmaya rağmen tutunacak bir aşkım, şiirlerim ve hayallerim var. Çileme inat haykırıyorum. Bir kapı açılsın, el uzatılsın, şiir kitabı ve şiir albümü için destek olunsun, yeter!" diye çağrısını tekrarlıyor.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Şiirin şifasına inandı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN