Türkiye'nin en iyi haber sitesi

bana insanın mucize olduğunu öğretti”

Usta bir sanatçısı olan Zeytinburnu Belediye Başkanı , yeni sergisi An’a Tanıklık’ta, insanın mekanla ve Yaradan’la ilişkisine odaklanıyor. Aydın’la, ’dan ’e, ’den ’a farklı coğrafyalarda çektiği fotoğrafların hikâyelerini konuştuk

Giriş Tarihi: 25.2.2018
“Fotoğraf bana insanın mucize olduğunu öğretti”
Karşımızda bir bürokrat oturuyor... Ama ezberleri bozan bir isim bu. Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın, bürokrasinin insanı, siyah-beyaz bir 'şablon kahraman'a dönüştüren çarkına girmekten kendini muhafaza etmiş, ruhunu sanatla onarmış ve beslemiş bir bürokrat. Belki de o yüzden temsil ettiği Belediye sadece İstanbul'da değil Türkiye'de bir kültür markası haline gelmiş durumda... İnsanı anlamayı, dinlemeyi bir hikayeci titizliği ve merhametiyle hayatında tatbik eden usta bir sanat fotoğrafçısı aynı zamanda... Çehresinde, karşısındakine huzur ve kendini gönül rahatlığıyla açma isteği veren bir tebessüm duruyor her daim.
Aydın, mekanın insanla, insanın mekanla kurduğu ilişkiyi sorgulayan, gözün görme açısını, kalbin görme yeteneğiyle genişleten, vizörün arkasına ruhunu da koyan bir fotoğrafçı... Aydın'la yakın dönemde Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi, Kubbe Salonu'nda açtığı An'a Tanıklık sergisini konuşmaya gittik. Röportajımızı sergi salonunda gerçekleştirdik. Karşımızda hem asıl mesleğinin getirdiği insana hizmeti insancıl bir bakış ve duyuşla şiar edinmiş bir Belediye Başkanı hem de gözün manevi sınırlarını da araştıran usta bir fotoğraf sanatçısı gördük. İş için yaptığı yurt dışı gezilerinden objektifine takılanları sergileyen Aydın'la fotoğraf sanatından yola çıkarak, sanatında ana malzemesi olan insanı konuştuk.



- An'a Tanıklık serginizde, insan-mekan, insan-maneviyat ilişkisini ele almışsınız. Nasıl bir hissiyatla yola çıktınız?
- Mekanlardaki değişimi gösterebilmek, gelecekteki kişilere mekanı ve insanı aktarabilmek istedim. Kültürü, o an'ı geleceğe aktarmak beni etkiliyor. Son yıllarda ise yaşayan dünya dinleri, mabetleri, inananları ve sembolleri üzerine de düşünüyorum. Gittiğim yerlerde de o mekanlara bakıyorum, fotoğraflarını çekiyorum. İnsanı merak ediyorum, iç dünyasını, gönül dünyasını... İnsanoğlunun bir arayış içerisinde olduğunu hissediyorsunuz. İnsanın belki ölümsüz olmak gibi bir arzusu var, bilemiyorum. Ya da güçlüye, güce teslim olmak. Özel ifadesiyle Yaradan'a. O'nu aramak, bulmak ve teslim olmak gibi bir refleksi var. Bu anların fotoğraflarını da yakalamaya çalışıyorum.

- Bir yazarın bir öyküyle, bir romanla anlatabileceği halleri yakalamışsınız bazı fotoğraflarınızda. Kilisede dua eden bir kadını, mumların ardında çektiğiniz fotoğraf mesela... Acıyı, duayı, şifa arama isteğini, çok şeyi anlatıyor...
- Yazamam ama çekerim. Tek bir kareyle birçok şeyi anlatabilirsiniz, savaşları durdurabilirsiniz, savaşlara sebep olabilirsiniz. Fotoğrafın anlatım dili çok güçlü.



- İnsan ve Yaradan ilişkisini de sorguladığınızı söylüyorsunuz sergide. Semboller değişse de arayış değişmiyor değil mi?
- Şaman'ından Müslüman'ına, Hıristiyanı'ndan Musevi'sine, Budist'ine hangi inançta olursa olsun o arayış ve teslimiyet hep var. Arayı Yaradan'la iyi tutma duygusu düşüncesi hiç değişmiyor.

- Çektiğiniz Kabe fotoğrafı tüyleri diken diken ediyor. Gözle görünmeyen ruhaniyeti yansıtmışsınız sanki... Flu bir şekilde iç içe geçmiş, kaybolmuş ve neredeyse tek kişi haline gelmiş insanlar var...
- O anda hissettiğim hali fotoğrafa, plansız, kurgusuz bir şekilde yansıtmaya çalışıyorum. O birlik hissini orada yaşıyorsunuz. Fotoğrafa yansıtabildiysem ne mutlu bana.

-Başka ülkelerin, dinlerin mabetlerinde de hissettiniz mi bu duyguyu?
- Her uhrevi mekanda öyle bir his vardır. Hindistan-Varanasi'de bir dini ritüel çektim. Ganj Nehri kenarında insanlar toplanmış, Orada da bir yakarış, teslimiyet, huzur ortamı ve barış iklimi hakim. Sanatın birçok dalı da orada kullanılıyor. Musikinin en güzelleri, en etkilileri. Gözü, gönülleri etkileyecek objelerin yerleştirilme biçimi, havayı etkileyecek tütsüler. İnsanları ne kadar iyi tanırsanız o kadar isabetli kararlar verirsiniz.



- Merhamet ve insan sevgisi yansıyor fotoğraflarınızdan...
- İnsan olmadan fotoğraf olmaz, hepsi insan için zaten. Bir de fotoğraf Yaradan'a götürüyor insanı aslında biliyor musunuz? Fotoğraf insana çevresinin farkına varmayı öğretiyor. Çevresinde olup bitenlerin, doğanın farklılığını, sonbaharın, ilkbaharın, kışın, yazın... Canlılığı, ölümü, hayatı gösteriyor. Tüm canlılarla ilgili bir farkındalık oluşturuyor. Hepsinin mucizevi bir farkındalık olduğunu; sonbaharda ağacın kuruması, ilkbaharda canlanmasının, çocukların yüzündeki masumiyetin, yaşlı bir teyzenin bilge bakışının mucizevi bir durum olduğunu fark etmemizi sağlıyor. Özetle, insanın mucize olduğunu gösteriyor fotoğraf.

BOSNALI FATA TEYZE'Yİ UNUTAMADIM
- 12 yıl falan oldu. Bosna'ya gitmiştik, Sarayova'ya, 30 km mesafede küçük bir kasaba. Oradaki yetkililerle görüştük, bize bir okulu dolaştırdılar. Yaklaşık 10 kişilik bir gruptuk. Toplantı biter bitmez yanımda bir arkadaş vardı, o da fotoğrafçı. Onunla toplantı sonrası çıktık, bu küçük kasabada yaşamı yansıtacak fotoğraflar çekmek istedik.



Minik bir Bosna evi. Penceresinde Fata Teyze'yi gördüm. Selam verdim, "aleykümselam" dedi. Fotoğraf makinesini gösterdim çekebilir miyim diye, başıyla onayladı, eliyle de "bekle" dedi. Ben Boşnakça bilmiyorum o da Türkçe bilmiyor. Ve hayatında ilk kez gördüğü bir kişiyim ben. Kayboldu, 15 saniye sonra geldi, elinde bir armutla. Armudu arkadaşıma uzatırken ben fotoğrafı çektim. Bir armut daha getirdi.
Bahçede de bir armut ağacı var onu gösterdi, eliyle "son iki armut" dedi. Düşünebiliyor musun, hayatında ilk defa gördüğü iki insanın hem isteğini kabul ediyor hem de onlara son iki armudunu veriyor. 2011 senesinde vefat etti. Mezarını yaptırmak da bizlere nasip oldu ama gidip ziyaret edemedik, ziyaret edeceğim.
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
“Fotoğraf bana insanın mucize olduğunu öğretti”
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN