Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Cem Sancar: Hayat bana ne ettiyse güzel etti!

SABAH Pazar’ın, üslubu buram buram İstanbul ve sokak kokan derinlikli kalemi Cem Sancar, iki romandan sonra, deneme lezzetindeki köşe yazılarından müteşekkil Her İnsan Bir Âyet kitabını yayımladı. Biz de Sancar’ın kapısını çaldık, tasavvufun ‘küçük âlem’ diye kodladığı insanı konuştuk

Giriş Tarihi: 29.12.2019 ABONE OL
Cem Sancar: Hayat bana ne ettiyse güzel etti!

Medyanın ve edebiyat aleminin sayılı fırtınalarındandır Cem Sancar, bilen bilir. Kendi tabiriyle 'hüzünbaz bir neşe'yle yazar. Buram buram İstanbul kokar yazdıkları... Günlük dili kendine has bir akıcılıkla harmanlayarak; felsefeden tasavvufa, sokaktan siyasete daldan dala konar ama sırrı bizzat kendisinde olan bir üslup sihirbazlığıyla aktarır meselesini... Tiryakisi çoktur. SABAH Pazar'ın kıvrak kalemi çok ses getiren İndiragandi ve Asmalımeccit'te Cinayet romanlarından sonra, şimdi de deneme lezzetindeki köşe yazılarından itinayla yaptığı bir seçkiyle Her İnsan Bir Âyet kitabını yayımladı... Biz de kapısını çaldık, demli bir sohbete daldık...

- Her İnsan Bir Ayet çok çarpıcı ve düşündürücü bir kitap adı. Size ne ifade ediyor bu tabir, yazılarınızla örtüşen tarafı ne?
- Her insan bir ayet, çok uzun süredir dilime pelesenk olmuş bir cümle. Evrenlerin gözbebeği olarak yaratılmış olan insanın, Şeyh Galip'in diliyle 'Zübde-i âlem' olan insanın varoluşuna yaptığım bir iltifat. Her insan Allah'ın bir işareti ve her işaret bize bir öykü anlatmakta. Öyle öyküler ki bunlar, gerçeğe giden yollar, her insanın parmak izi gibi özel. Ondandır insan küçük alem, evren büyük alem diye tanımlanmış. Mikro Kozmos-Makro Kozmos. Yani bütün sır insanda!



- Kitapta yer alan yazılar her ne kadar gazetemiz SABAH Pazar'da yayımlanan köşe yazılarınızdan oluşsa da her biri pekâlâ birer deneme inceliği ve titizliği taşıyor. Bu noktada sizin köşe yazarlığından anladığınızı ve tarzınızı da ortaya koyuyor... Ne düşünürsünüz bu konuda?
- Bu yazılar ülkemin fırtınalı yıllarında yazıldı. Nelerden geçtik, geçiyoruz. Kendi içine kapanmış bir çocuk büyüyor, dikiliyor, köklerini anlamaya ve kendini bulmaya çalışıyor. Ülkenin durumu bence biraz da bu. Köşe yazarlığından anladığım, olabilirse bir 'teenni' içinde, olan bitene bir adım geri çekilerek bakabilme gayretidir, biraz da cesaretidir diyebilirim. Tabii, romancılığımın da köşe yazarlığıma verdiği hediyeleri saklayamam...

- İnsan Çocukluğudur, Onu Söylüyorum, Ah Jale Ah, İnsan Tarikatı... Bu dört bölümden oluşuyor kitap... Dünya kadar denemeden süzerek nasıl bir kurgu oluşturdunuz?
- 'İnsan Tarikatı', sözü aslında söylemek istediğim her şeyi imleyen bir kavram. Asıl tarikat o. Jale, endişeli bir modern. Karizmatik bir figür. Bir süre onunla tartıştım diyelim... Sokakların diri lisanını edebiyata, köşe yazısına taşımak ve dili zenginleştirmek sevdiğim uğraşlar. Deneme tarzı özgür ve iyileştirici bir tarz. Yeni Türkçe kullanıyorum. Yeni Türkçeden kastım, Cumhuriyet Türkçesi, Osmanlı Türkçesi, Anadolu lisanı, mutedil yerleşik argo ve dilimize yerleşip benimsenmiş kelimelerdir. Bir İstanbul lisanı vardır, naçizen dilim budur. İnsan gerçekten de çocukluğudur. Benim çocukluğum bu şehirde, sur içinde geçti. Ergenliğim varoşlarda. Daha sonra da Beyoğlu'nda. Dilimi, kelimelerimi buralarda biriktirdim...



- Yazılarınızda her ne kadar tasavvuftan edebiyata, felsefeden sanatın her alanına fikirler uçuşsa da kendi hayat deneyimleriniz her zaman yegane besin kaynağınız? Hayat size neler etti?
- Valla hayat bana ne ettiyse güzel etti! Fırtınalı bir hayat yaşadım. Ama bunu ben seçtim. Çok küçükken maceralı bir hayat yaşayıp sonunda iyi bir yazar olmayı düşlerdim... Yaşadığım her ana şükrediyorum. Biraz zorlanmış olabilirim, biraz da yalnız kalıp üzülmüş. Fakat seyri sülük denen bu yol olmasaydı, sıkıntılardan ferahlıklar, açılımlar, inşirahlar çıkaran hayat dersi olmasaydı, ne kadar olmuşsa o kadar, bugünkü adam olmaz, sizin karşınızda oturamazdı... Tasavvuf, derin kuyulardan çıkarken bir mucize gibi elimde beliren fenerdir ve yolumu aydınlatmıştır. Orası da kesin.

- Yaşadığımız çağ ile dertleriniz var. 'Ben Çağı' diyorsunuz bir yazınızda? 'Ben Çağı'nı ne hazırladı ve nereye doğru gidiyor, gidiyoruz? Var mı bu durumun ilacı sizce?
- İlacı yok. İlacını biz icat edeceğiz. Bizlerden bekleniyor. Bu vaktin evlatlarından bekleniyor. Bunun için de bu toprakların büyük bilgelerinin, onların manevi hatırasının gidip ellerinden öpmeli, irfanlarını, felsefelerini, hakikat aşklarını içimize çekmeliyiz. 'Ben Çağı' bencillik çağı, küresel bir çağ. Hepimiz içindeyiz. Etrafımıza bakarsak burnu büyük dokunaklı bir kibrin karikatürleştirdiği insanları hemen fark eder, onların 'Ben Ben' diyerek hangi komik hallere düştüklerini temaşa edebiliriz.



ÇEKİRGE İLE KONUŞMALAR GELİYOR

- Yakın dönemde sosyal medya yazılarınızdan müteşekkil Bak Çekirge adlı kitabınız yayımlanacak. İçeriğinden bahseder misiniz?
- Bak Çekirge benim sosyal medya yazılarımdan derlendi. Yedi yıla yakın yaz-kış küçük bir adada münzevi yaşadım. Ve sosyal medyayı not defteri ilan ettim. Genel temayülün aksine sosyal alemde çok sağlam dostlar da edindim. İşte bu yeni gelecek olan kitap, o süreçte Facebook'ta yazdığım günlükler. Kısa, vurucu, içimden geldiği gibi anında yazdığım metinler. Kadim dostum 'Çekirge' ile konuşmalar. İçimi döktüğüm yazılar. Ferahfeza, serbest, serdengeçti şeyler. Kendimi saklamadığım dışavurumlar... Okuyucunun sevdiği bir samimiyet olur inşallah diyelim.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Cem Sancar: Hayat bana ne ettiyse güzel etti!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN