Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Hepimiz paşa paşa değişeceğiz

30 yıldır ’da yaşayan neyzen, elektronik müziğin mütevazı dervişi ve ressam , nam-ı diğer ’yle salgın günlerinin ruhundaki yansımalarını konuştuk. Söze “Herkes normal hayatlarımıza ne zaman döneceğiz diye soruyor, peki o ‘normal’ değil miydi bizi bugünlere getiren!” diye başladı ve ortaya derinden de derin bir söyleşi çıktı

Giriş Tarihi: 19.4.2020 ABONE OL
Hepimiz paşa paşa değişeceğiz

"Müziğim yaşamımın bir yansıması, yani müziğime yansıyan hayatımın kendisi. Bir semazen gibi gönlümüz öncelikle Anadolu'da, köklerimiz Doğu'da ama diğer ayağımızla dünyayı dolaşıyoruz. Ben her zaman kendimi bir dünya vatandaşı olarak gördüm ve dünyayı dolaştıkça anladım ki dili, dini ne olursa olsun aslında bizler aynı geminin yolcularıyız." Vaktiyle bir söyleşimizde böyle demişti Arkın Ilıcalı, nam-ı diğer Mercan Dede. Yıllardır elektronik müziğinin üzerine iç aleminin renklerini neyi ile üfleyen, ünü kıtaları aşmış ama dervişane, mütevazı duruşundan bir milim sapmamış bir müzik adamı… Yıllar önce bize, sadece yaşadığımız ülkelerin sınırlarında değil, dünya vatandaşları olarak bu gezegende hepimizin aynı geminin yolcuları olduğumuzu fısıldamıştı. Zaman onu haklı çıkardı. Bugünlerde bütün dünya vatandaşları olarak içinde bulunduğumuz salgın çıkmazından feraha kavuşmak için dünyaca mücadele ve dua ediyoruz… Hayatlarımızın, nefeslerimizin birbirine sıkıca bağlı olduğunu virüs zoruyla da olsa kavradık, kavrıyoruz. 30 küsur yıldır Kanada'da, Montreal'deki evinde yaşayan Mercan Dede'yle salgın günlerinin onun yaşamında ve ruh dünyasında açtığı yeni durumları, halleri konuştuk… Hem bize Kanada'nın bugününü anlattı, hem kendi dünyasının kapılarını açtı.

- Arkın selamlar. Nasılsın bugünlerde? Hayat nasıl geçiyor?
- Montreal'de evdeyiz. Herkes gibi kendi sağlığımız başta olmak üzere, herkesin sağlığına saygı göstermek, canla başla çalışan sağlık çalışanları ve güvenlik görevlilerine destek olmak amacı ile evde kalıyoruz. Tabii evde boş boş oturmak yerine, bunca zamandır okuyamadığımız kitaplarımızı okumak, biriken sanat işlerine kolları sıvamak, bir türlü bitiremediğimiz kitabımızı toparlamak, yakın dostlarla internet üzerinden toplantılar yapıp bizden zor durumda olanlara nasıl yardımcı olabiliriz gibi konular üzerine fikir alışverişinde bulunmakla zamanımızı elden geldiğince faydalı bir şekilde kullanmaya çalışıyoruz.
- Kanada'da, hem sağlık hem de psikolojik olarak durumlar nasıl?
- Hemen altımızdaki Amerika'ya göre elbette çok daha iyi durumdayız.
Çünkü Kanada daha az nüfuslu, eğitim seviyesi yüksek ve genelde birbirine saygı ve duyarlılıkla yaklaşan insanlardan oluşan bir ülke. Amerika'daki gibi çok tehlikeli ve cahil Trump gibi bir yönetici ve hükümet yerine, daha aklı başında insanlar tarafından yönetilen bir ülke Kanada. Onun getirdiği avantajlar var.
- Ne gibi avantajlar bunlar?
- Örneğin işini kaybedenlere hemen aylık maaşlar bağlandı ve ödemeler yapılmaya başladı. İnsanların bir yandan virüsle mücadele ederken, diğer yandan ev kiramızı nasıl ödeyeceğiz stresini azaltmak için elden geleni yapmaya çalışıyorlar.

YAŞADIKLARIMIZ SÜRPRİZ DEĞİL

- ABD, Kanada ilişkileri nasıl bu dönemde?
- Amerika ile sınır, turizm için kapatılmış olsa da yine de birbirine bağımlı iki ekonomi olduğu için ticari giriş çıkışlar devam ediyor. Özellikle New York'a çok yakın olduğumuz için ciddi tedbirler alınmış durumda.
- Bugünlerde hayat neler öğretiyor bize sence?
- Yaşadıklarımızın hiçbiri sürpriz değil. Her gün muazzam bir rahatlıkla perişan edip neredeyse yaşanılmaz hale getirdiğimiz dünyanın bize verdiği bir tepki bu. Doğayı katlettik, hayvanları damak tadımıza her ne hikmetse pek bir düşkün olduğumuz için vahşice katlettik. Son 50 yılda doğaya, çevreye, hayvanlara karşı uyguladığımız acımasız katliamın sonunda, uzay okyanusunda yüzen Dünya dediğimiz bu gemi batma aşamasına geldi.
- Bir yandan da dünyada ciddi bir benmerkezcilik, bencillik hüküm sürüyordu sanki… Doyumsuzluk had safhadaydı…
- Globalizm adı altında her yeri birbirine bağlayıp tek bir merkezden yönetilmeye doğru giden bir dünyada elimizdeki cep telefonlarına öyle bir daldık ki, bu bağlantının salgın gibi felaketlerde dünya ve tüm insanlık için ne kadar büyük bir risk içerdiğinin farkına varmak istemedik. Bunları anlatan bir avuç değerli bilim insanını dışladık, ciddiye almadık. Sonuç itibari ile insanoğlu dünyaya kendisinden önce toplam 5 bin yılda veremediği zararı son 50 yılda verdi.
- Doğa bu virüsle kendini insandan koruyor diyorsun yani?
- Virüslerden daha beter bir şekilde adım attığımız her şeyi yok ettik, ne Amazon ormanlarındaki ağaçları bıraktık, ne denizlerdeki balıkları. Şimdi yeryüzü bu korkunç virüsten kurtulmak üzere kendi şifacısını gönderdi. Bu virüs üzerine düşen misyonunu yapıyor. Tabii olan her zamanki gibi öncelikle masum, fakir, kimsesiz, evsiz, zor durumdaki insanlara oluyor. En çok onlar etkileniyor. Ama bunun sorumlusu virüs değil, bizleriz. Hepimiz. Şimdi bu virüs bize şu soruyu soruyor: "Hiçbir suçu olmayan diğer çaresiz canlıları katletmek, keyif için öldürmek, nasıl bir duyguymuş!" Çünkü şimdi virüs insanlara yapıyor bunu.
- O zaman, 10 puanlık soru: Acaba ders alacak mıyız, yoksa aynı tas aynı hamam devam mı ederiz sence?
- Hiroşima'dan, dünya savaşlarından, böylesi inanılmaz ölçülerde doğa katliamının sonuçlarından, küresel ısınmadan ders almayan insanın bunu da iplemeyeceği kesin. Ama bir avuç duyarlı insanın yıllardır söylediklerinin doğruluğunun ortaya çıkması yine de önemli bir adım olabilir farkındalık anlamında. - Şimdi biraz da senden konuşalım. Evde müzik yapma, üretme süreci nasıl geçiyor. Kendinle ilgili neler keşfediyorsun?
- Önce kendimizi keşfediyoruz. Göbek adım dedemin ismi olan Keşfî bu arada. Yani keşfeden. İnsanlık tarihinde çok çok önemli bir dönüm noktası bu, yaşamın her alanının etkilendiği ve değişime zorlandığı bir süreç, insanlığın evriminde önemli bir nokta. Bu dönemin enerjisini tarihe geçirmek, yazmak için müzikler, resimler, kitaplara son hız dalmış haldeyiz. Hayatın ne kadar kırılgan olduğunu keşfediyoruz, birbirimizin kaderlerinin birbirine ne kadar bağlı olduğunu keşfediyoruz, kocaman imparatorlukların, Amerika'nın Çin'in, tüm servetine, askerine, ordusuna, nükleer silahlarına karşı, gözle görülmeyecek kadar minicik bir yaratık tarafından dize getirildiğini keşfediyoruz, her gün dev gibi büyüyen insan egosunun burnunun nasıl yere sürtüldüğünü keşfediyoruz. Çok çok önemli bir yerdeyiz insanlık tarihinde.



MEVLANA YÜZYILLAR ÖNCESİNDEN ÖĞÜDÜNÜ VERMİŞ

- Uğruna albümler yaptığın, hayat serüveninde yol göstericin olduğunuz bildiğimiz Hz. Mevlana yüzyıllar öncesinden neler söylemiş bugünkü durumumuza? Nasıl tavsiyelerde bulunmuş? Bir baktın mı tekrar?
- Pir zaman ve mekanların ötesinden konuştuğu için sözleri bugünün hakikatleri olarak karşımızda. "Unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir" dememiş miydi Şems-i Tebrizi! Mevlana; "Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim, bugün ise bilgeyim, kendimi değiştirdim" diyerek, dışarıdaki hastalığın içeriden geldiğini, içerinin değişmesi gerektiğini anlatmamış mıydı bize! Dünyanın bu yok ediliş hali, içimizdeki perişanlıktan geliyor, Merhamet, sevgi, anlayış, hoşgörü yerine, yakıp, yıkma, şiddeti içimizde yaşıyoruz, sonra bu dışarıya yansıyor, kadınlara işkence ediyoruz, doğaya tecavüz ediyoruz, elimizdeki oyuncak telefonlarda hayatlarımızı tükettiğimiz gibi dünyayı tüketiyoruz. Bu muazzam bir ders insanlık için, "Bir musibet bin nasihatten daha değerlidir" sözünün tam karşılığı.

BOŞ İŞLER İÇİN VAKTİMİZ YOK

- İnşallah bugünler bir geçsin, hayatında radikal ya da hafif değişiklikler yapmayı planlıyor musun? Neleri es geçmişsin sence?
- İnsanlar "Hayat ne zaman normale dönecek? diye sorup duruyor, ben de diyorum ki: "Hangi normalden bahsediyorsun, adını andığın 'normal' değil mi bizi bu günlere getiren?" Hayatımızda, seçimlerimizde hepimiz bir şekilde değişeceğiz, değişmek zorunda kalacağız. Zaten zorunda kalmasa insanoğlu değişmek için kılını kıpırdatmaz. Önüne televizyonu koy, eline çayını ver, tavla olsun, bir de futbol maçı, konu kapanmıştır. Dünya yansa umurunda olmaz, ta ki kendi evi yanan kadar! Şimdi dünya dediğimiz ve hepimizin içinde yaşadığı ev yanıyor, hepimiz değişmek zorundayız, değişmek istemeyenleri hayat paşa paşa değiştirecek. Hep bildiğimiz ama daha fazla farkında olduğumuz konu; hayata ne kadar incecik bir pamuk ipiyle bağlı olduğumuz. Hayatın ne kadar kırılgan olduğu, o yüzden saçmalıklarla kaybedecek hiçbir zamanımızın olmadığının farkına yeniden varıyoruz. En başta ben olmak üzere!

'GÖNÜL ÜLKESİ'NİN VATANDAŞLARIYIZ'

- Neleri özledin? Türkiye'deki yakınlarınla görüşüyor musun? Nasıl hayaller kuruyorsun?
- Kendimi hep dünya vatandaşı olarak gördüm. Mevlana'nın "Gönül ülkesinin vatandaşları" dediği insanlardan olmaya çabalıyoruz. Ailemiz tüm insanlık, memleketimiz tüm dünya, ülkemizi tabii ki özlüyorum. İnsanın ailesini özlemesi gibi ama diğer taraftan kalben yakın olduğun kimse senden ayrı gayrı değil, gönülde ayrılık yok. Özlem ise sevdiklerine verdiğin ruhani selam, hatır sorma hali. Elbette ülkem insanları için ne yapabiliriz diye düşünüyorum, elimizden fazla bir şey gelmese de en azından kalbimizden geleni. İyi dileklerimizi sevgiler, şifalı yeni müzikler, resimler, kitaplarla bezeyip dostlarla paylaşmak… Amacımız, dileğimiz, çabamız bunun üzerine. Muhabbet müebbet, dostluk bak

ARKADAŞINA GÖNDER
Hepimiz paşa paşa değişeceğiz
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
SON DAKİKA