Cemaleddin Aksarayi kimdir?

Asıl adı Mehmed'dir. I. Murad devrinde dinî, edebî ve aklî ilimler alanında ün yapmış âlimlerden biri olup nisbesinden de anlaşılacağı üzere Aksaraylıdır. Doğum tarihi ve öğrenimi hakkında ayrıntılı bilgi bulunmamakla beraber Aksaray'da yaşadığı, ilmî faaliyetlerini burada sürdürdüğü bilinmektedir. Bazı kaynaklarda soyunun dördüncü kuşakta Fahreddin er-Râzî'ye (ö. 606/1210) ulaştığı belirtilmektedir. Kendi döneminde Cemâlî nisbesiyle tanınmıştır (Taşköprizâde, eş-Şeḳāʾiḳ, s. 18).

O dönemde Cevherî'nin eṣ-Ṣıḥâḥ adlı lugatını ezbere bilenlerin tayin edildiği Aksaray Zincirli Medresesi'nde müderris olan Aksarâyî öğretim faaliyetini burada sürdürdü. Rivayete göre talebelerini üç kısma ayırırdı. Birinci kısma evinden medreseye giderken yol boyunca ders anlatırdı. Yürüyerek ders yaptıkları için bunlara "meşşâiyyûn" denilirdi. İkinci kısım talebe medresenin revaklarında toplanıp ders yapardı; bunlara da "revâkıyyûn" adı verilirdi. Üçüncü kısmı teşkil edenler ise medresenin içinde ders gören öğrencilerdi. Büyük dedesi Fahreddin er-Râzî'nin de yürürken ders anlattığı rivayet ediliyorsa da gerçekte yürüyerek ders anlatma Aristo'nun Lise'de (Lykeion) uyguladığı bir metottur. Revâkıyyûn tabiri ise İslâmî literatürde İlkçağ felsefe ekollerinden biri olan Stoa ekolü mensuplarına verilen bir isimdir.

Devrinin ilim ve irfan hayatına büyük ölçüde hizmet etmiş olan Aksarâyî pek çok talebe yetiştirmiştir. Osmanlılar'ın meşhur âlimlerinden Molla Fenârî de Mısır'a gitmeden önce öğrencileri arasında bulunmaktaydı. Seyyid Şerif el-Cürcânî, Aksarâyî'nin şöhretini duyarak talebesi olmak için Karaman'a giderken şehre yaklaştığı bir sırada onun Şerḥu'l-Îżâḥ'ını inceleme fırsatı bulmuş, eserin aslının şerhinden daha açık ve anlaşılır olduğunu görünce Aksarâyî'nin ilmî yetersizliğine hükmederek geri dönmek istemiştir. Ancak görüştüğü bazı kimselerden Aksarâyî'nin telifte güçlü olmamakla birlikte ders okutmada çok başarılı olduğunu öğrenmesi üzerine yoluna devam etmişse de Karaman'a vardığında Aksarâyî'nin öldüğü haberini duymuş ve burada karşılaştığı Molla Fenârî ile Mısır'a gitmiştir. Büyük âlim Zenbilli Ali Efendi de Cemâleddin Aksarâyî'nin neslinden geldiği için Cemâlî mahlasını almıştır.

Cemâleddin Aksarâyî Bursalı Mehmed Tâhir'e göre 791 (1388-89), Brockelmann'a göre 1377, Adnan Adıvar'a göre ise 1388 yılında memleketi olan Aksaray'da vefat etmiştir.

Eserleri. Cemâleddin Aksarâyî tefsir, hadis, fıkıh, ahlâk, edebiyat ve tıp gibi konulara dair birçok eser yazmış olup başlıcaları şunlardır: 1. Şerhu'l-Îzâh. Dımaşk hatibi Kazvînî'nin meânî ve beyân konusundaki el-Îżâḥ adlı eserinin şerhidir. 776 (1374-75) tarihli müellif hattı nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde (İbrâhim Paşa, nr. 1020) kayıtlıdır (diğer yazmaları: Yenicami, nr. 1032; Yenimedrese, nr. 1872/210). Aynı eserin Şerhu müşkilâti'l-Îzâh, başlıklı bir yazması da Süleymaniye Kütüphanesi'ndedir (Süleymaniye, nr. 895). 2. Hâşiye ʿale'l-Keşşâf. Zemahşerî'nin el-Keşşâf'ına bir hâşiyedir (Süleymaniye Ktp., Cârullah Efendi, nr. 208). 3. İʿtirâzât ʿalâ Şerhi'l-Keşşâf (Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 577/1). 4. Hâşiye ʿalâ Şerhi Mecmai'l-bahreyn. İbnü's-Sââtî'nin Mecmaʿu'l-bahreyn ve mülteka'n-neyyireyn adlı kendi eserine yazmış olduğu Hanefî fıkhına dair şerhin hâşiyesidir (Süleymaniye Ktp., Fâtih, nr. 1472). Eser bazı Şâfiîler'in Hanefî fıkhına itirazları göz önüne alınarak kaleme alınmıştır. 5. Esʾile ve ecvibe. Tefsir, hadis ve fıkıh meselelerine dair çeşitli soru ve cevapları ihtiva eder (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 70, 71, 72, 1033; Fâtih, nr. 99/1; Nâfiz Paşa, nr. 108; Şehid Ali Paşa, nr. 45). 6. Hallü'l-Mûcez. İbn Sînâ'ya ait el-Kānûn fi't-tıb adlı eser üzerine İbnü'n-Nefîs tarafından Mûcezü'l-Kānûn adıyla yapılmış çalışmanın şerhidir. Eser birkaç defa basılmıştır (Delhi 1870; Leknev 1877, 1908). 7. Keşfü'l-İrâb. Tâceddin el-İsferâyînî'nin nahve dair Lübbü'l-elbâb fî ʿilmi'l-iʿrâb adlı eserinin şerhidir (Süleymaniye Ktp., Mahmud Paşa, nr. 369). 8. Ahlâk-ı Cemâlî. Kâtib Çelebi, Yıldırım Bayezid'e ithaf edilen ve üç bölümden (makale) oluşan bu eserin ilk bölümünde insanın kendi şahsına, ikinci bölümünde aile fertlerine, üçüncü bölümünde de diğer insanlara karşı görevlerinin anlatıldığını söyler (Keşfü'z-zunûn, I, 36); aynı bilgileri Bursalı Mehmed Tâhir de tekrarlar (Osmanlı Müellifleri, I, 266). Buna göre Ahlâk-ı Cemâlî'nin, geçmişi IV. (X.) yüzyıl düşünür ve bilginlerinin çalışmalarına kadar uzanan (meselâ bk. Hârizmî, s. 80; İbn Sînâ, s. 16) ve zamanla gelişerek Tûsî'nin Ahlâk-ı Nâsırî'sinde en mükemmel şeklini bulan İslâm ahlâk programının bir devamı olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Agâh Sırrı Levend, İstanbul ve Ankara kütüphanelerini tarayarak hazırladığı ve bu kütüphanelerde bulunan İslâm ahlâkına dair başlıca eserleri tanıttığı yazısında (TDAY Belleten, s. 89-115) bu eserler arasında Ahlâk-ı Cemâlî'ye rastlamadığını belirtmektedir.

Aksarâyî'nin bunlardan başka Beyzâvî'nin Şâfiî fıkhına dair el-Gāyetü'l-kusvâ'sına yazdığı bir şerhi (Keşfü'z-zunûn, II, 1192) ile Şemsiyye fî esrâri'l-kelimâti's-Sıddîkıyye, Şerh-i Müşkilâti'l-Kurʾâni'l-Kerîm ve Şerh-i Müşkilâti'l-ehâdîs adlı eserleri olduğu da kaydedilmektedir (son iki eser Farsça'dır).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN