Fahreddin-i Iraki hayatı...

Hemedan'ın Kumcân köyünde doğdu. Öldüğünde yetmiş sekiz yaşında olduğu bilindiğine göre 610 (1213) yılında doğduğu söylenebilir. Daha çok Irâkī nisbesiyle tanınan Fahreddin İbrâhim Kumcânî, Cevâlîkī ve Ferâhânî nisbeleriyle de anılır.

Müellifin dönemine yakın bir tarihte adı bilinmeyen bir kişi tarafından divanına yazılan önsöze göre kültürlü bir aileye mensup olan Fahreddîn-i Irâkī çok iyi bir öğrenim gördü. Genç yaşında devrin revaçta olan ilimlerini öğrendi. Daha on yedi yaşında iken Hemedan'daki Şehristan medresesinde ders vermeye başladı. Bir gün medresede ders okuturken içeriye giren bir grup Kalenderî dervişi gazel okuyarak semâ yapmaya başladılar. Kalenderîler'in her türlü kayıttan sıyrılmış olduklarını anlatan bu gazel onu derinden etkiledi. Aralarında bulunan güzel yüzlü bir çocuğa ilgi duyarak cübbesini ve sarığını çıkarıp attı ve onlara katıldı. 627'de (1230) Kalenderîler'le birlikte Hemedan'dan ayrılan Fahreddin yolda çârdarb* olarak arkadaşlarının kıyafetine büründü. Önce Irâk-ı Acem'e, oradan Hindistan'ın Mültan şehrine giden Kalenderî kafilesi burada Sühreverdiyye tarikatının pîri Şehâbeddin es-Sühreverdî'nin halifesi Bahâeddin Zekeriyyâ-yı Mültânî'nin hankahında konakladı. Fahreddin kendisinin Bahâeddin Zekeriyyâ tarafından alıkonulacağını sezince arkadaşlarına buradan ayrılmaları gerektiğini söyledi. Bunun üzerine hankahtan ayrılıp Delhi'ye gittiler. Bir süre orada kalıp ardından Sûmenât'a yöneldiklerinde Fahreddin yolda yakalandıkları şiddetli bir rüzgâr sonunda arkadaşlarının çoğunu kaybetti, bir arkadaşıyla birlikte uzun bir yolculuktan sonra tekrar Delhi'ye döndü, oradan Mültan'a giderek Bahâeddin Zekeriyyâ'nın müridi oldu. Câmî, Fahreddin'in halvette ibadetle meşgul olmak yerine yüksek sesle şiirler söylediğini, bu durumun şeyhe bildirildiğini, onun da, "Bu gibi şeyler size yasaktır, ona değil" diyerek müridini kayırdığını nakleder (Nefeḥât, s. 603).

Mültan'da yirmi beş yıl boyunca şeyhi Bahâeddin Zekeriyyâ'ya hizmet eden ve kızıyla evlenen Fahreddîn-i Irâkī şeyhi ölünce (661/1262 veya 666/1267) onun yerine geçti. Fakat kendisini çekemeyenler şeyhinin yolunu takip etmediğini, şiir yazıp güzellerle meşgul olduğunu söyleyerek onu dönemin hükümdarına şikâyet ettiler. Hükümdarın kendisine iyi davranmayacağını haber alan Irâkī Mültan'dan ayrıldı, deniz yoluyla Uman'a gitti, oradan Hicaz'a geçerek hac farîzasını yerine getirdi. Daha sonra Anadolu'ya giderek Konya'da Sadreddin Konevî'nin hizmetine girdi. Onun İbnü'l-Arabî'nin Fuṣûṣü'l-ḥikem ve el-Fütûḥâtü'l-Mekkiyye adlı eserini şerhettiği derslerine iştirak etti. Tasavvuf tarihinin en önemli eserlerinden olan Lemaʿât'ı burada kaleme aldı. Mevlânâ Celâleddin ve Mevlevî çevreleriyle yakın dostluklar kurdu. Mevlânâ'nın medresesindeki semâ törenlerine katıldı. Konya'da bulunduğu sırada Irâkī'yi koruyan ve kendisine intisap eden Muînüddin Süleyman Pervâne onun için Tokat'ta bir hankah yaptırdı. Divanındaki önsözden ve Eflâkî'nin ifadelerinden (Menâḳıbü'l-ʿârifîn, I, 399-400) Muînüddin Süleyman Pervâne'nin Irâkī'ye tam bir bağlılık ve güveni olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Moğollar tarafından öldürüleceğini anlayan Muînüddin Pervâne, Mısır Hükümdarı Baybars'ın elinde esir bulunan oğlu Mühezzebüddin Ali'yi kurtarma görevini ona vermiş ve bu iş için kullanılmak üzere kendisine kıymetli mücevherlerle dolu bir çıkın teslim etmişti. Pervâne'nin öldürülmesinin (676/1277) ardından Anadolu'ya gelen İlhanlı Veziri Şemseddîn-i Cüveynî durumu öğrenince mücevherleri Fahreddîn-i Irâkī'den almadığı gibi onun bir an önce kaçmasını sağladı. Fahreddin önce Tokat'tan Sinop'a geçti. Ardından Mısır'a gitti. Mısır'da bir süre kaldıktan sonra yanındaki mücevherleri Mısır sultanına vererek Mühezzebüddin Ali'yi esaretten kurtardı. Fahreddîn-i Irâkī Mısır'da kaldığı süre içinde sultanla iyi ilişkiler kurdu. Kendisine mürid olan sultan tarafından ona "şeyhüşşüyûh" unvanı verildi. Mısır'da ne kadar kaldığı bilinmeyen Fahreddîn-i Irâkī daha sonra Şam'a gitti. Burada Mısır sultanına bağlı olan Şam melikü'l-ümerâsı, şehrin ileri gelenleri, ulemâ ve meşâyih tarafından karşılandı. Altı ay sonra oğlu Kebîrüddin Mültan'dan gelerek babasının hizmetine girdi. Fahreddîn-i Irâkī 8 Zilkade 688'de (23 Kasım 1289) vefat etti; Şam'da Sâlihiyye Mezarlığı'nda İbnü'l-Arabî'nin türbesi yanına defnedildi.

Kaynaklardan sadece Devletşah'ta, Fahreddin'in Hemedan'da Kalenderîler'le tanışıp Mültan'a gitmeden önce Bağdat'ta Sühreverdiyye tarikatının kurucusu Şehâbeddin es-Sühreverdî'ye intisap ettiği, temiz bir nazarla gençlere bakmaktan kendini alamadığı, pazarda bir nalbant çocuğunu karşısına oturtup seyre daldığı, bu durumun şeyhe haber verilmesi üzerine şeyhi tarafından Mültan'a halifesi Bahâeddin Zekeriyyâ'nın yanına gönderildiği şeklinde bir rivayet vardır. Hayatının bir bölümünü Anadolu'da geçiren Fahreddîn-i Irâkī'nin Konya, Kayseri ve Tokat'ta geniş bir mürid çevresi oluşturduğu tahmin edilebilir (Ocak, s. 84). Anadolu'da kaleme aldığı Lemaʿât adlı eserden onun vahdet-i vücûd* inancına gönülden bağlı bir sûfî olduğu anlaşılmaktadır. Aslen Sühreverdiyye tarikatına mensup olmakla birlikte kalenderî bir hayat tarzını benimseyen Fahreddîn-i Irâkī, çağdaşı Evhadüddîn-i Kirmânî gibi Allah'ın cemâlinin güzel yüzlü insanlarda temaşa edilebileceği kanaatindedir. Bu sebeple eserlerinde özellikle aşk, âşık ve mâşuk kavramları üzerinde durmuştur.

Eserleri. Fahreddîn-i Irâkī'nin eserleri Saîd-i Nefîsî tarafından Külliyyât-ı Şeyḫ Faḫrüddîn İbrâhîm-i Hemedânî el-müteḫallaṣ be ʿIrâḳī adıyla yayımlanmıştır (Tahran 1335 hş.). 1. Dîvân. Kaside, terkibibend, terciibend, rubâî ve kıtalardan oluşan divanın bilinen en eski nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'ndedir (Nâfiz Paşa, nr. 915). 729 (1328-29) tarihli bu divan Fahreddîn-i Irâkī'nin külliyatı içinde yer almaktadır (s. 21-276). Eser Muhammed Dervîş tarafından da neşredilmiştir (Tahran 1362 hş.).

2. ʿUşşâḳnâme. Dehfaṣıl diye de anılır. Aruzun hafif bahrinde yazılan bu mesnevi Fahreddîn-i Irâkī'nin aşkla ilgili düşüncelerini yansıtır. Eser vezir Şemseddîn-i Cüveynî'ye ithaf edilmiştir. İlk olarak adı bilinmeyen bir kişinin divana yazdığı önsöz ve İngilizce tercümesiyle birlikte A. J. Arberry tarafından yayımlanan ʿUşşâḳnâme (Oxford 1939) külliyat içinde de yer almaktadır (s. 277-326).

3. Lemaʿât. Yer yer manzum parçalarla süslenen aşk, âşık ve mâşuk kavramlarının yorumlandığı eser yirmi sekiz bölümden (lem'a) meydana gelir. Lemaʿât'ın 731 (1331) tarihli bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'ndedir (Şehid Ali Paşa, nr. 2703, vr. 17-35). Kâtib Çelebi'nin XIV ve XV. yüzyıllarda yapılmış bazı şerhlerinden bahsetmesi (Keşfü'ẓ-ẓunûn, II, 1563-1564) eserin Anadolu'da tasavvuf çevrelerinde etkili olduğunu gösterir. Lemaʿât İbnü'l-Arabî'nin düşüncelerini yansıtmakla birlikte divanına önsöz yazan müellif, eserin Ahmed el-Gazzâlî'nin (ö. 520/1126) Sevâniḥu'l-ʿuşşâḳ'ından ilham alınarak yazıldığını söyler. Külliyatın içinde (s. 327-361) yayımlanan Lemaʿât ayrıca Muhammed Hâcevî tarafından neşredilmiştir (Tahran 1363 hş.). Eserin birçok şerhi arasında en ünlüsü Abdurrahman-ı Câmî'nin Eşiʿʿatü'l-Lemaʿât adlı kitabıdır. Lemaʿât W. C. Chittick ve P. L. Wilson tarafından İngilizce'ye (Divine Flashes, New York-London 1982), Saffet Yetkin tarafından Parıltılar adıyla Türkçe'ye (İstanbul 1948) tercüme edilmiştir.

4. Iṣṭılâḥât-ı Ṣûfiyye. Mutasavvıflar arasında çok sık kullanılan aşkla ilgili 301 terimi ihtiva eder. Üç bölümden oluşan ve külliyat içinde yayımlanan eser (s. 362-379) Nurettin Bayburtlugil tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir ("Istılâhât-ı Ehl-i Tasavvuf", MÜİFD, sy. 3 [1985], s. 345-362).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
SON DAKİKA