Ferezdak kimdir?

20 (641) yılında Basra yakınındaki Kâzıme'de varlıklı, kültürlü, cömert ve nüfuzlu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası ona, amcasının da adı olan Hemmâm isminin küçültmeli şekliyle Hümeym diye hitap ederdi. Yüzü veya alt dudağı somuna benzediği için kendisine bu anlama gelen "Ferezdak" lakabı verilmiş ve bu lakapla tanınmıştır. Ailesi Temîm kabilesinin Mücâşi' kolundandır. Dedesi Sa'saa b. Nâciye sahâbî olmakla beraber babası Gālib Hz. Peygamber'i göremediği için muhadramûn*dan sayılır. Basra'nın kurulmasından sonra 14 (635) yılında Kâzıme'ye yerleşen Gālib cömertliğiyle tanınan bir kimseydi. İlme meraklı, zeki, hâfızası güçlü bir çocuk olan Ferezdak ilk öğrenimini böyle bir ortamda yaptı. Bir râvi ve ahbâr* âlimi olan dedesi Sa'saa onun eğitimiyle yakından ilgilendi. Ferezdak, şairi bol bir muhitte bir bedevî genci gibi yetişerek küçük yaşta şiire başladı. On beş yaşında iken babası oğlunu Basra'ya götürerek Hz. Ali'nin huzurunda şiirlerini okumasını sağladı. Hz. Ali, duygu ve düşüncesinin gelişip zenginleşmesi için ona Kur'an öğretilmesini tavsiye etti. Bu ziyaretin şair üzerinde önemli etkisi olduğu ve şiirlerinde görülen Ehl-i beyt sevgisinin buradan geldiği anlaşılmaktadır. Halife Muâviye b. Ebû Süfyân aleyhinde yazdığı bir şiir sebebiyle Muâviye'nin üvey kardeşi Ziyâd b. Ebîh'in düşmanlığını kazandı. Ziyâd'ın Irak valisi olmasından (45/665) beş yıl sonra Basra'dan kaçarak Hicaz'a gitti ve Medine Valisi Saîd b. Âs'ın himayesine girdi. Fakat bir süre sonra Mervân b. Hakem Medine valisi olunca şehirden çıkarıldı. Ziyâd'ın vefatı üzerine tekrar Basra'ya döndü ve onun ölümünden duyduğu sevinci şiirleriyle dile getirdi. Haccâc'a bağlılığını gösteren şiirlerle Haccâc ve oğlu için kaleme aldığı mersiyelerdeki duygularında samimi olmadığı söylenebilir.

Uzun bir ömür süren Ferezdak genellikle dinî vecîbelere karşı ilgisiz kalmış, hayatının sonuna kadar içkiye ve eğlenceye olan düşkünlüğü devam etmiştir. Ancak babasından devraldığı cömertlik hasletini ömür boyu sürdürmüştür. Öte yandan şeytanı hicveden şiirinde ortaya koyduğu gibi zaman zaman hayatında dindarlık dönemleri görülmüşse de bunların pek uzun sürmediği anlaşılmaktadır. Hayatının sonlarına doğru şair Tırımmâh'la (ö. 125/743) görüştüğü kaydedilmektedir.

Ferezdak'ın 110 (728) yılında öldüğü ve ölümü münasebetiyle kendisi için mersiye söyleyen Cerîr'in de ondan altı ay sonra vefat ettiğine dair rivayetler bulunmakla birlikte (meselâ bk. Ebü'l-Ferec el-İsfahânî, VIII, 93; XXI, 286, 390, 391, 392; Yâkūt, XIX, 302) Ebü'l-Ferec el-İsfahânî, Ferezdak'ın "Kâzıme günü" ile (112/730) ilgili şiirleri bulunduğunu belirterek bu tarihin yanlış olduğunu ve onun 114 (732) yılında öldüğünü bir başka rivayetin de teyit ettiğini belirtir (el-Eġānî, XXI, 390-391). Bazı çağdaş müellifler, bunun yanında Ferezdak'ın Cerrâh b. Abdullah el-Hakemî'ye (ö. 112/730) mersiye ve 114 (732) yılında Medine valisi olan Hâlid b. Abdülmelik'e methiye yazmış olmasını da göz önüne alarak bu son tarihin daha isabetli olduğunu kaydederler (M. Muhammed Hüseyin, s. 203; Şâkir el-Fehhâm, s. 204-205).

Ferezdak'ın yetiştiği dönemde Basra önemli bir ilim ve kültür merkeziydi. Edebiyatta özellikle hicve çok önem verildiği için Ferezdak da bu sanata ilk önce hiciv şiirleriyle katıldı. Hiciv onda bir karakter haline geldiğinden kendi kabilesine mensup şairler bile onun eleştirisinden kurtulamamışlardır. Hicivlerinde merhametsizdir, hasımlarını acı bir dille eleştirir, âdeta hakaretler yağdırır. Şiirin her türünde örnekler veren Ferezdak fahriyyede çok başarılıdır. Bu sebeple şiirlerinin önemli bir kısmını fahriye ve hicviye teşkil eder. Bu şiirlerde kabilesini, daha çok da kendini över. Devrin büyük ustası Cerîr ile Ferezdak'ın karşılıklı hicivleri, Arap edebiyatında "nakīza" (aynı vezin ve kafiyedeki atışma şiiri) adı verilen türün en olgun örneklerini teşkil etmektedir. Üç Emevî şairi Ferezdak, Cerîr ve Ahtal arasında cereyan eden nakīzaların asıl amacı rakip şairin hicvedilmesi olmakla beraber bu husus Ferezdak'ta kendisi, kabilesi ve onun geçmişiyle övünme şeklinde ortaya çıkar. Onun yaklaşık 66 (685) yılında Cerîr'le başlayan atışmaları her iki şairin aileleri arasındaki rekabetten kaynaklanmaktadır (bk. CERÎR b. ATIYYE). Yaşadıkları devrin sosyal ve tarihî özelliklerini yansıtan, dönemine ait çok güzel tasvirler ihtiva eden bu şiirler sadece iki şair arasında kalan basit bedevî hicvi olmakla kalmamış, aynı zamanda iki şairin mensup olduğu kabileler arasında cereyan eden tarihî ve edebî birer münazara haline gelmiştir. Kırk yıl kadar süren bu yarışmada şairlerden hiçbiri diğerine üstünlük sağlayamamıştır. Ferezdak'ın kasideleri arasında en meşhur olanı, içinde Abdülmelik b. Mervân'ı da methettiği 125 beyitten meydana gelen, bir nesîble (gazel) başlayan ve çok başarılı medih, fahr ve hiciv örnekleri ihtiva eden kasidesidir.

Ferezdak'ın Câhiliye dönemi şiirine çok benzeyen methiyeleri genellikle gazelle başlar, harabe (talel) ve deve tasviri, övdüğü kişiye kavuşmak isterken karşılaştığı güçlüklerin anlatımıyla devam eder. En çok methiyeyi, kendileriyle iyi ilişkiler kurup câize ve atıyyeler aldığı Emevî ailesi mensupları için yazmış, bunlardan da en fazla Abdülmelik b. Mervân'ın çocuklarını övmüştür. Emevîler'le olan bu yakın ilişkisine rağmen Ehl-i beyte duyduğu sevgiyi gizlememiş, bu sevgisi dördüncü imam Zeynelâbidîn'i övdüğü meşhur kasidesinde zirveye ulaşmıştır. Bu kasideye öfkelenen Hişâm b. Abdülmelik Ferezdak'ı Mekke ile Medine arasında hapsettirmiş, ancak kendisini hicveden bir kaside nazmettiğini öğrenince hicvinden korkarak onu serbest bıraktırmıştır.

Ebû Ubeyde'den rivayet edildiğine göre Ferezdak, Cerîr, Küseyyir ve Adî b. Rikā' gibi şairler Halife Süleyman b. Abdülmelik'in huzurunda bir araya geldiklerinde halife kendilerinden methiye nazmetmelerini istemiş, Ferezdak'ın şiirini dinleyince ötekilere söyleyecek bir şey bırakmadığını belirterek onlara söz vermemiştir. Övdüğü kimseleri daha sonra hicvettiği için Ferezdak'ın methiyelerinde samimi olmayıp menfaat düşüncesinin ön planda bulunduğu söylenir. Ancak halife olduğu zaman, devlete karşı isyan eden Yezîd b. Mühelleb'i öldüren Yezîd b. Abdülmelik, şairlere haber göndererek İbn Mühelleb'i hicvetmelerini istemiş, buna yanaşmayan Ferezdak onu daha önce övdüğünü, şimdi ise hicvetmesinin çok çirkin olup kendi kendini yalanlamak anlamına geleceğini söyleyerek affını istemiştir (Cumahî, II, 658).

Eski münekkitlerle, şiirlerinden örnek (şâhid) olarak büyük ölçüde faydalanan lugat, nahiv ve ahbâr âlimleri onun en güçlü üç Emevî şairinden biri olduğu hususunda görüş birliği içindedir. Nitekim Yûnus b. Habîb, "Ferezdak'ın şiiri olmasaydı Arapça'nın üçte biri giderdi" demiştir. Cerîr, oğlu İkrime'ye en büyük şairin Câhiliye devrinde Züheyr b. Ebû Sülmâ, İslâmî dönemde ise Ferezdak olduğunu söylemiştir (a.g.e., I, 64-65).

Ferezdak'ın şiiri büyük ölçüde Câhiliye şiirinin etkisinde olup âdeta yerleşik hayattan etkilenmemiş bir bedevî şiiri gibidir. Güçlü yapısı, akıcı üslûbu, belâgat ve fesahati ile kendine has bir tarzı vardır. Anlam derinliği sebebiyle şiirini şerhedenler arasında farklılıklar görülür. Teşbih, mecaz, kinaye gibi sanatları ustaca kullanmış, ifadelerinde îcâzı tercih etmiş ve garîb (nâdir) kelimeleri hissettirmeden kullanmaya çalışmıştır. Şairleri birbirine karşı tahrik etmekten hoşlanan Basra Valisi Bişr b. Mervân, Ferezdak, Cerîr ve Ahtal'ın huzurunda bulundukları bir sırada Ahtal'dan Cerîr'le Ferezdak arasında hakemlik yapmasını istemiş, Ahtal ise bunun pek hoş bir şey olmadığını belirttiği halde Bişr'in ısrarı üzerine Ferezdak'ın sözlerinin taştan yontulmuş, Cerîr'inkilerin ise denizden avuçlanmış gibi olduğunu söyleyerek (a.g.e., I, 451, 474) Ferezdak'ın daha güçlü bir sanatkâr kabul edilebileceğine işaret etmiştir.

Ferezdak'ın şiirlerinin birçoğu küçük parçalar halinde olduğundan bunlar halk tarafından kolayca ezberlenmiştir. Ancak şiirlerinde müstehcenliğe yer vermesi, bazan bunların arasına Kur'an âyetlerinden ifadeler serpiştirmesi onun inancının zayıflığını ve vicdanî endişesi bulunmadığını göstermektedir. Devrindeki ve daha sonraki Arap şairlerini etkileyen gücüne rağmen şiirlerinde az da olsa kaba, çirkin ve muğlak kelimeler vardır. Onun zayıf iradeli ve korkak olduğu, methi ve hicvi birer silâh gibi kullandığı, hatta zaman zaman başka şairlerin şiirlerinden aldığı parçaları kendisine mal ettiği görülmektedir.

Şiirindeki dinî unsurlar ve ifadeler, bol miktarda özlü sözler (hikem), eskilere ait rivayetler (ahbâr), onun geniş bilgiye ve engin bir kültüre sahip olduğunu göstermekte, şiirleri devrindeki olaylar için tarihî bir belge ve kaynak kabul edilmektedir (Câhiz, I, 321).

Ferezdak divanının bir kısmı, Sultan II. Mahmud'un Ayasofya Kütüphanesi'ne hediye ettiği (nr. 3884) yazma nüshası esas alınarak ilk defa Fransızca tercümesiyle birlikte R. Boucher tarafından neşredilmiş (Divan de Férazdak, Paris 1870-1875), geri kalan kısmı ise Joseph Hell tarafından ancak yirmi beş yıl sonra yayımlanabilmiştir (Divan des Farazdak, München 1900-1901). Bu yayıma Ayasofya nüshasının tıpkıbasımı eklenmiş, eserin sonuna her iki kısmın kafiye ve isim indeksleri konmuş, kasideler numaralanmış ve mukaddimede yazma nüsha hakkında oldukça ayrıntılı bilgi verilmiştir.

Divan daha sonra beş divandan meydana gelen bir mecmua içinde (Nâbiga, Urve b. Verd, Hâtim et-Tâî, Alkame b. Abede, Ferezdak) neşredilmiştir (Kahire 1293; Beyrut 1909). Aynı şekilde Fuḥûlü'ş-şuʿarâʾ adıyla yayımlanan (nşr. Muhammed Cemâl, Beyrut 1352/1933) bir başka beş divan içinde de (Ferezdak, Nâbiga ez-Zübyânî, Cemîl Büseyne, Zürrumme, Ümeyye b. Ebü's-Salt) yer almıştır. Ferezdak'ın divanı Abdullah İsmâil es-Sâvî (I-II, Kahire 1936), Kerem el-Bustânî (I-II, Beyrut 1960) ve eserin Zâhiriyye nüshasının tıpkıbasımını yapan Şâkir el-Fehhâm ile (Dımaşk 1385/1965) Mecîd Tarrâd (I-II, Beyrut 1412/1992) tarafından da yayımlanmıştır.

Ebû Ubeyde'nin derleyip İbn Habîb el-Bağdâdî'nin rivayet ettiği Ferezdak ile Cerîr arasındaki atışmalar Neḳāʾiżu Cerîr ve'l-Ferezdaḳ adıyla birkaç defa yayımlanmıştır. Anthony Ashley Bevan eseri, Oxford nüshasını esas almak suretiyle Londra ve Strasburg nüshalarından da faydalanarak sonuncusu indeks ve lugatçe olmak üzere üç cilt halinde neşretmiştir (Leiden 1905-1912). Neḳāʾiż'in nüshaları hakkında ayrıntılı bilgi veren Bevan'ın bu çalışması büyük bir emek mahsulüdür. Yirmi beş kadar nakīzanın yer almadığı bu neşirde Ferezdak'la Cerîr'in otuz sekizer nakīzası bulunmaktadır. Ayrıca Cerîr'in karşılığı bulunmayan iki nakīzasına da yer verilmiştir (nr. 104, 109). Eser Abdullah es-Sâvî tarafından da tahkikli olarak iki cilt halinde yayımlanmıştır (Kahire 1935). Bu konuda Züheyrî'nin Neḳāʾiżu Cerîr ve'l-Ferezdaḳ adlı bir çalışması vardır (Bağdat 1954).

Ferezdak'ın üçüncü eseri kabul edilen İmam Zeynelâbidîn için yazdığı methiye, Muhammed es-Semâvî'nin şerhiyle birlikte el-Kevâkibü's-semâviyye adıyla yayımlanmıştır (Necef 1360). Ferezdak'ın divanının dışında bazı şiirleri başka dillere de tercüme edilmiştir (Sezgin, II/3, s. 78).

Ferezdak'ın ölümünden sonra hakkında birçok eser yazılmış olmakla beraber bugün çoğunun sadece adları bilinmektedir. Medâinî'nin (ö. 225/840) Aḫbârü'l-Ferezdaḳ ve Menâḳıḥu'l-Ferezdaḳ adlı kitapları ile (İbnü'n-Nedîm, s. 102, 104) Ebû Aḫmed el-Celûdî'nin Ahbârü'l-Ferezdaḳ'ı ve Ebû Bekir es-Sûlî'nin aynı adı taşıyan eseri bunlardan birkaçıdır. Çağdaş müelliflerden Halîl Merdem (Dımaşk 1358), Hannâ Nemr (Beyrut 1939), Fuâd el-Bustânî (Beyrut 1941), Memdûh Hakkı (Beyrut 1950) ve Şâkir el-Fehhâm'ın (Dârü'l-Fikr, ts.) el-Ferezdaḳ adlı eserleri bulunmaktadır.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN