Ferruhi-yi Sistani kimdir?

Tirmizli olduğu şeklindeki bilgi (Devletşah, s. 55) doğru değildir. Sîstanlı olduğunu bir şiirinde açıkça ifade eden (Safâ, I, 547) Ferruhî'nin babası Cûlûğ (bazı kaynaklara göre Kulû' [Lutf Ali Beg, s. 83; Hidâyet, I, 439]), Sîstan emîrlerinden Halef es-Saffâr'ın kölesiydi. Ferruhî'nin şiirlerindeki sadeliğe ve çeng (harp) çalmasına bakarak onun daha çok halk kültüründen faydalandığı söylenebilir. Zira o dönemde bir kişinin iyi öğrenim görmesi ya ailesinin zengin olması ile veya yeteneğini takdir eden bir koruyucu sayesinde mümkün olurdu. Her iki imkândan da yoksun olan Ferruhî'nin kendi kabiliyeti ve diğer şairlerin etkisiyle şiir söylemeye başladığı tahmin edilebilir. Onun bu alanda Unsurî'nin (ö. 431/1039-40) öğrencisi olarak gösterilmesi de (Devletşah, s. 30) doğru değildir. Zira aslen Belhli olan Unsurî Sîstan'a gelmediği gibi Ferruhî de Belh'e gitmemiştir.

Bir süre Sîstanlı bir dihkan*a hizmetçilik yapan Ferruhî evlendiğinde efendisinden ücretinin arttırılmasını istedi. Bu isteği kabul edilmeyince de şiir kabiliyetine güvenerek övgüye değer itibarlı bir kişi bulmayı düşündü. Bu hususta kendisine Çagāniyân Valisi Fahrüddevle Ebü'l-Muzaffer Ahmed b. Muhammed-i Çagānî tavsiye edildi. Ferruhî bunun üzerine Çagāniyân'a gitti. Emîre takdim ettiği kaside çok beğenilince ödül olarak kendisine birkaç at verildi. Ferruhî'nin ilk şiirlerinden olan bu kasidede, emîr hakkında daha önce Dakīkī'nin de kaside yazdığından ve Dakīkī'nin o sırada ölmüş bulunduğundan söz edildiğine göre bu olay onun ölümünden (366/976 [?]) hemen sonraki yıllarda cereyan etmiş olmalıdır. Ferruhî'nin Çagānî'nin yanında ne kadar kaldığı belli değildir.

Ferruhî, Gazneli Mahmud'un tahta çıkmasının (388/998) ardından onun saray şairleri arasına girdi. Bundan sonraki hayatı Sultan Mahmud ve onun iki oğlu Muhammed ile Mesud dönemlerinde geçti. Bu devirdeki görevi, ramazan ve kurban bayramları ile Nevruz, Mihricân ve Sede gibi kutsal günlerde hükümdar tarafından verilen kabul merasimlerinde, ayrıca hükümdarla birlikte katıldığı seferlerde onun için kaside söylemekten ibaretti. Nitekim Sultan Mahmud'un Hindistan'a yaptığı bütün seferlere katıldı ve kasidelerinde bunlar hakkında bilgi verdi. Özellikle Somnat seferini (416/1025) tasvir eden kasidesinde (Dîvân, s. 34-36) verdiği ayrıntılı bilgiler tarih yazarları için büyük bir önem taşır. Sultan Mahmud ve oğulları dışında övdüğü kişiler arasında Sultan Mahmud'un ünlü veziri Ahmed b. Hasan-ı Meymendî, saltanatının son dönemlerinde Mahmud'un veziri olan Ebû Ali Hasan b. Muhammed Mîkâlî (Hasanek-i Nîşâbûrî), yine Mahmud'un yakınlarından Hâce Ebû Bekir Abdullah b. Yûsuf-i Sîstânî gibi devlet adamları yer alır. Gazneli Mahmud'un ölümü (421/1030) dolayısıyla yazdığı mersiye bu türün şaheserlerinden sayılır. Ömrünün son yıllarını da Gazne'de geçiren Ferruhî 429'da (1037-38) burada vefat etti.

Ferruhî'nin şiirlerinde usta bir halk şairinin samimiyeti görülür. Bu özelliği ve sağlam dili sayesinde benzeri şairlerin üstünde bir yer elde eder. Samimiyeti sadece gazel türündeki şiirlerinde değil kasidelerinde de hissedilir. Bu nitelikleriyle ünlü Arap şairi Ebû Firâs el-Hamdânî'ye (ö. 357/968) benzetilir. Divanı günümüze gelmiş olan Ferruhî'nin ayrıca mûsikideki maharetiyle de tanındığı ve çok iyi çeng çaldığı kaynaklarda belirtilir. 9564 beyitten meydana gelen divan ilk defa Ali Abdürresûlî tarafından yayımlanmış (Tahran 1311 hş.), bunu Hüseyin Mekkî (Tahran 1320) ve Muhammed Debîr-i Siyâkī'nin (Tahran 1336 hş., 1349 hş.) neşirleri takip etmiştir. Ayrıca Dihhudâ tarafından neşre hazırlanan divan henüz basılmamıştır. Muhammed b. Ömer er-Râdûyânî'nin Tercümânü'l-belâġa adlı eseri bazı kaynaklarda Ferruhî'ye nisbet edilmişse de eserin Ahmet Ateş tarafından yayımlanması ile (İstanbul 1949) bu yanlış düzeltilmiştir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN