Galib Paşa Mehmed Said Kimdir?

İstanbul'da doğdu. Mektûbî-i Sadâret-i Âlî Kalemi başhalifesi olan Seyyid Ahmed Efendi'nin oğludur. Babasının 1774 yılında ölümü üzerine aynı kalemde babasının halefi olan Birrî Abdullah Efendi tarafından himaye edildi. 1791'de mükâleme meclisi kâtipliğiyle göreve başladı. 1795 yılında Mektûbî-i Sadâret-i Âlî Kalemi'nde başhalife olduysa da ertesi yıl bu görevinden alınarak cebeciler kâtipliğine ve ardından âmedciliğe getirildi. 1802'de Fransa ile yapılacak müzakerelere katılmak üzere murahhas olarak Paris'e gönderildi. Burada Talleyrand ve Napolyon Bonapart ile görüşen Galib Efendi, Fransa kralının Mısır seferi yüzünden bozulmuş olan dostluk ilişkilerinin yeniden canlandırılması için iki devlet arasında barış yapılmasını temine çalıştı. Zira onun görevleri arasında, Fransa ile eski dostluğu yeniden tesis ederek Nizâm-ı Cedîd programının yürütülebilmesi için gerekli subay ve uzmanları bu ülkeden sağlamak da vardı. Nitekim Bonapart'ın, Fransa'nın Karadeniz'de ticaret yapmak için Osmanlı Devleti'nden ısrarla istediği ruhsatnamenin verilmesi gerektiğini Bâbıâli'ye bildirmiş ve III. Selim'in onayını almıştı. Böylece 1798 yılından beri iki devlet arasında hukukî bakımdan süregelmekte olan savaş haline 25 Haziran 1802'de Paris'te imzalanan antlaşma ile son verilmiş oldu (Muâhedât Mecmuası, I, 35 vd.).

Galib Efendi 1803 yılı başlarında İstanbul'a döndü ve büyük tezkireciliğe getirildi. Ekim 1806'da Ahmed Vâsıf Efendi'nin yerine reîsülküttaplığa tayin edildi. Bu görevi sırasında, yerlerinden uzaklaştırılmış olan Eflak ve Boğdan voyvodalarını tekrar iş başına getirmeyi başardıysa da Rusya ile savaşa engel olamadı. Orduyla birlikte seferde iken İstanbul'da III. Selim'in tahttan indirilerek yerine IV. Mustafa'nın getirilmesi üzerine (Mayıs 1807) siyasî durumu sarsılan Galib Efendi, kethüdâ Mustafa Refik Efendi ile birlikte Rusçuk'ta bulunan Alemdar Mustafa Paşa'nın yanına kaçtı. Bu firar üzerine zor durumda kalan Sadrazam Çelebi Mustafa Paşa İstanbul'a gönderdiği yazıda Galib ve Refik efendilerin ordudan kaçtıklarından söz etmeyerek kendisi tarafından azledilip Rusçuk'a gönderildiklerini bildirdi. Böylece daha önce burada bulunan Abdullah Râmiz, Mehmed Tahsin, Mehmed Emin Behiç efendilerle birlikte III. Selim taraftarı olan Alemdar Mustafa Paşa'nın etrafında "Rusçuk yâranı" adıyla anılan gizli bir cemiyet teşekkül etmişti. Reîsülküttaplık görevinde bulunmamasına rağmen Galib Efendi Ruslar'la barış antlaşması yapmakla vazifelendirildi ve 25 Ağustos 1807'de Yergöğü Mütarekesi'ni imzaladı. 16 Nisan 1808'de ikinci defa reîsülküttâb oldu. IV. Mustafa'nın tahttan indirilip II. Mahmud'un tahta çıkarılması ve Alemdar Mustafa Paşa'nın sadrazam olmasından sonra da mevkiini korudu. Alemdar Mustafa Paşa Vak'ası'nda yeniçerilere hoş görünmesini bildiği için hayatını kurtardı. 1808 yılı sonlarında Rusya ile yapılması düşünülen barış için birinci murahhas tayin edilerek Yaş'a gönderildi. Fakat Rusya'nın Memleketeyn üzerinde ısrarı karşısında görüşmelere son vererek İstanbul'a döndü ve böylece Rusya ile savaş kaçınılmaz hale geldi. Reîsülküttâb sıfatıyla 1809 seferine katılan Galib Efendi 1811 yılı ortalarında sadâret kethüdâsı oldu. Birinci murahhas olarak Galib Efendi'nin Ruslar'la yaptığı müzakereler uzun süre bir sonuç vermediyse de Napolyon'un Ruslar'a karşı yeni bir savaş hazırlığına girişmesi üzerine zor durumda kalan Rusya Osmanlı Devleti ile Bükreş Antlaşması'nı imzalamak zorunda kaldı (28 Mayıs 1812). İstanbul'a dönüşünde üçüncü defa reîsülküttaplığa getirilen Galib Efendi, birkaç ay sonra azledilerek Kütahya'ya sürüldü. Bunun başlıca sebebi, rakibi Hâlet Efendi'nin kendisini İstanbul'dan uzaklaştırmak istemesidir (Cevdet, X, 146). Nitekim kısa süre sonra affedilen Galib Efendi'ye 1814 ortalarında vezirlik rütbesiyle Bolu ve Viranşehir sancakları tevcih edildi; 1821 yılı ortalarında ise vezâreti kaldırılıp Konya'da mecburi ikamete tâbi tutuldu. Ancak 27 Aralık 1822'de vezirliği geri verilerek Kayseri ve Bozok sancakları mutasarrıflığına tayin edildi. 1823 Kasımında ise Hüdâvendigâr ve Kocaeli sancakları ilâvesiyle Karadeniz Boğazı'nın Rumeli sahilleri muhafızlığına getirildi.

Sadrazam Silâhdar Ali Paşa'nın Mora meselesinde gevşek davranması üzerine 14 Aralık 1823'te sadrazamlığa getirilen Galib Paşa, dokuz ay kadar süren bu görevi sırasında müzmin bir hal alan Mora meselesini Mehmed Ali Paşa vasıtasıyla halletti, böylece Mısır valisinin de gönlünü almış oldu. Ancak Mehmed Ali Paşa'nın muhalifleri, önce onun yakınlarını İstanbul'dan uzaklaştırtarak uygun zemini hazırladılar, ardından da Galib Paşa'yı azlettirdiler (14 Eylül 1824). Bu azlin görünürdeki sebebi, Galib Paşa'nın cebecilerin ayaklanmasını bastırmada gevşek davranması ise de gerçek sebebin II. Mahmud'un Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması teklifini kabul etmeyerek bu işi Benderli Selim Paşa'nın daha iyi yapabileceğini söylemesi olduğu anlaşılmaktadır (Cevdet, XII, 99).

Vezirliği kaldırılarak Gelibolu'da oturmaya mecbur tutulan Galib Paşa'nın sürgün yeri beş altı ay kadar sonra Manisa'ya çevrildi; ancak daha oraya varmadan vezirliği iade edilip Erzurum valiliğiyle Şark seraskerliğine gönderildi. Erzurum'da bulunduğu sırada Bâbıâli'ye gönderdiği yazılarında ısrarla, Ruslar'ın Osmanlı Devleti'ne karşı savaşa hazırlandıklarını, bu bakımdan Anadolu'daki sınır boylarında düzenli asker sayısının arttırılmasını istedi. Gerçekten Ruslar 1828 yılı ortalarında Rumeli'de ve Doğu Anadolu'da saldırıya geçtiler. Mühimmat, topçu yetersizliği ve karışık halkın ilgisizliği yüzünden Galib Paşa Kars Kalesi'ni Ruslar'a terketmek zorunda kaldı. Onun bu hareketi padişaha korkaklık şeklinde yansıtılınca Sultan Mahmud tarafından görevinden alındı ve sürgüne gönderildiği Balıkesir'de vefat etti. Mezarı Zağanos Paşa Camii hazîresindedir. Kütahya'da oturduğu sırada buradaki Mevlevî veya Kādirî Tekkesi şeyhlerinin ikameti için bir ev yaptırmış, İstanbul'da Kasım Çavuş Camii'ni de tamir ettirmiştir (Sicill-i Osmânî, III, 616).

Galib Paşa, XIX. yüzyılın ilk yarısında yetişmiş devlet adamlarının önde gelenlerindendir. Çeşitli görevleri sırasında yazdığı resmî yazıları Avrupa siyasetine olan vukufunun başlıca delilleridir. Âmedciliği esnasında Paris'ten gönderdiği mektuplar da bu hükmü doğrulamaktadır. Millet Kütüphanesi'nde bulunan (nr. 832) eksik nüshası Edebiyyât-ı Umûmiyye Mecmuası'nda yayımlanmış olan sefâretnâmesi kendisinin iyi bir müdekkik olduğunu göstermektedir. Yabancı dil bilmemesine rağmen el attığı işlerin künhüne nüfuz etmesini bilen Galib Paşa'nın bazı gazellerinin bulunduğu da bilinmektedir. Galib Paşa adam yetiştirmeye büyük önem vermiş ve Pertev Mehmed Said Paşa'yı yetiştirmiştir. Bunun da Mustafa Reşid Paşa'yı yetiştirdiği göz önünde tutulursa Galib Paşa'nın bir bakıma modern Türk diplomasisinin kurucusu olduğu söylenebilir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN