Hodgson Marshall G. S. kimdir?

Amerika Birleşik Devletleri'nin Indiana eyaletine bağlı Richmond kasabasında doğdu. Lisans öğrenimini ve doktorasını Chicago Üniversitesi'nde tamamladıktan sonra aynı üniversitede öğretim görevlisi oldu (1951) ve ölümüne kadar bu görevde kaldı; ayrıca disiplinler arası lisans üstü eğitim programı ile Sosyal Düşünce Komitesi'nin başkanlığını yaptı.

Hodgson'ın ilk yayını, doktora tezinden kitap haline getirdiği The Order of Assassins: The Struggle of the Early Nizari Isma'ilis Against the Islamic World'dür (The Hague 1955). Nizârî-İsmâilî Şiîleri'nin fikirleri üzerine yapılmış ilk inceleme olma özelliğini taşıyan kitap, XI ve XII. yüzyılların kültür ortamı bağlamında Nizârî doktrininin dinî ve siyasî önemini belirlemeye çalışmaktadır. Ancak Hodgson'ın bir şarkiyatçı hüviyetiyle tanınmasını sağlayan ünlü eseri, İslâm medeniyeti tarihi hakkındaki üç ciltlik The Venture of Islam: Conscience and History in a World Civilization'dır (Chicago 1974; İslâm'ın Serüveni: Bir Dünya Medeniyetinde Bilinç ve Tarih, trc. İzzet Akyol – Senai Demirci v.dğr., I-III, İstanbul 1993). Dünya tarihi disiplinine katkısı bakımından önemli sayılabilecek bazı makaleleri de Edmund Burke III tarafından Rethinking World History: Essays on Europe, Islam and World History (Cambridge 1993) adlı kitapta bir araya getirilerek yeniden yayımlanmıştır; bu eserin önemli bir özelliği Hodgson'ın müsvedde halindeki The Unity of World History adlı çalışmasından bazı kısımları da ihtiva etmesidir. Eserin İslâm'la ilgili ikinci bölümü Ahmet Kanlıdere tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir (Dünya Tarihinde İslâ

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisim, İstanbul 1997). International Journal of Middle East Studies'te yayımlanan bir makalesi ("The Role of Islam in World History", I/1 [1970], s. 99-123), İslâm medeniyeti tarihine dünya tarihi çerçevesinde genel bir bakışı ihtiva eder. "Cultural Patterning in Islamdom and the Occident" başlıklı makalesinde ise (The Venture of Islam, II, 329-368) İslâm medeniyetiyle Batı Avrupa medeniyetini karşılaştırır.

Hodgson'ın önemi, The Venture of Islam'da İslâmî çalışmalara yaptığı kavramsal ve metodolojik katkılarından gelmektedir. İslâm üzerine çalışan Batılı çağdaşları arasında Hodgson, İslâm tarihini başlangıçtan günümüze kadar peş peşe gelen müslüman nesillerin ahlâkî ve dinî diyalogu şeklinde ve dünya tarihinin bir parçası olarak değerlendirmesiyle temayüz etmiştir. Özellikle onun kardeşliği esas alan ve değişik dinî inançlara hoşgörüyle bakmayı emreden Quakerism'e mensup olması, İslâm tarihine tarafsız bir tutumla yaklaşmasına ve eserinde Avrupa merkezli "ilmî önkabul"e dayanan şarkiyatçı geleneği ahlâkî bir hassasiyetle tenkit etmesine yol açmıştır. Klasik şarkiyatçı yaklaşımın aksine İslâm medeniyetini sadece Ortadoğu havzasıyla sınırlandırmayıp dünya tarihi bağlamında ele alması ve İslâm'ın doğuşunu Arabistan şartlarında değil Batı Asya genelinde değerlendirmesi Hodgson'ın en ilgi çekici tarafıdır. Kendisinin tarih disiplinine yaptığı önemli katkılardan biri, "modern" olarak adlandırdığı 1500'den sonraki tarihi tekrar değerlendirmesi ve Avrupa'yı bu şemada yeniden ele almasıdır. Hodgson, bir İslâm tarihçisi olarak yaşadığı dönemde geçerli modernizasyon teorisinin temel özelliklerinden biri olan istisnacılığı (exceptionalism) bir yana bırakarak moderniteye değişik bir yorum getirmiştir. Bazı tarihçilerce Batılılaşma ile karıştırılan moderniteye Hodgson global bir süreç olarak bakar. Batı'nın ziraî medeniyetin kısıtlamalarından ilk kurtulan toplum olduğunu kabul etmekle birlikte bu gelişmenin dünya tarihi bağlamında ele alınmasında ısrar eder. Ona göre Avrupa, Asya ve Afrika'nın şehirleşmiş toplumlarının ziraî şartlarında elbet bir gün radikal bir kırılma olabileceği ve bunun da gezegenin herhangi bir coğrafyasında vuku bulabileceği göz önüne alınmalıdır. Bu hadise Batı'da olmasaydı Çin'de veya İslâm dünyasında da cereyan edebilirdi. Eğer Çin göçebelerce istilâ edilmeseydi daha önceden başlatmış olduğu endüstriyel devrimi gerçekleştirebilirdi. Aynı şekilde modernite ilk önce İslâm ülkelerinde gerçekleşseydi modern toplumun eşitlikçi ve çoğulcu eğilimleri daha güçlü olurdu.

Eski Yunan'dan itibaren Rönesans'a ve modern zamanlara kadar gelen Batı yükseliş eğiliminin aslında bir yanılgı olduğunu öne süren Hodgson'a göre Batı Avrupa tarihi dünya tarihi içerisinde Asya tarihinden çok daha önemli bir yere sahip değildir. Ayrıca Rönesans'ı modernitenin bir başlangıcı saymak da yanlıştır. Hatta denilebilir ki bu gelişme Avrupa'yı diğer medeniyetlerin kültürel seviyesine ancak getirebilmiştir. Barutlu silâhlar, pusula, onluk rakam sistemi ve üniversite Batı'nın dışarıdan alıp geliştirdiği yeniliklere örnek teşkil etmektedir. Nasıl Avrupa tarihi, sanayi devrimi ilk önce İngiltere'de meydana geldiği için sadece İngiltere tarihine indirgenemezse aynı şekilde sanayileşme Avrupa'dan yayıldığı için dünya tarihi de Batı tarihine indirgenemez. Hodgson'a göre modernite, barutlu silâhların icadıyla birlikte XVI. yüzyıldan itibaren teknik ihtisaslaşmanın toplumlar arasında yayılması ile yakından ilgilidir.

Hodgson, İslâm tarihini modern öncesi ve modern çağlar halinde sınıflandıran standart kronoloji yerine Nil ile Amuderya arasındaki bölgede cereyan eden önemli ilmî, siyasî, içtimaî ve kültürel gelişmelere dayandırarak şu dönemlere ayırmıştır: Son Sâsânîler ve ilk halifelik dönemleri (yeni bir sosyal düzen olarak İslâm'ın doğuşu ve yayılışı [485-692]), klasik yüksek halifelik medeniyeti dönemi (692-945), erken orta İslâmî dönem (milletlerarası bir medeniyetin kuruluşu [945-1258]), geç orta İslâmî dönem (kriz ve yenilenme, Moğol hâkimiyeti ve nüfuz çağı [1259-1503]), barut imparatorlukları dönemi (ikinci filizlenme [1503-1789]), modern teknik çağ ve İslâm (sanayi devrimi ve Fransız İhtilâli sonrası [1789-]). Hodgson'ın dikkat çekici özelliklerinden biri de tarih boyunca İslâm medeniyetini açıklarken orta dönemlere (945-1258 ve 1258-1500) büyük önem atfetmedeki ısrarcılığıdır. Ona göre erken orta İslâmî dönem, çeşitli adem-i merkeziyetçi milletleri ihtiva eden kozmopolit bir toplumun oluştuğu ve birçok tarihçinin düşündüğünün aksine çöküşü simgelemeyen, kültürel gelişmenin yoğun biçimde yaşandığı bir dönemdir. Bu devirde Arapça'nın yanı sıra Farsça ve Türkçe İslâm kültürünün önemli dilleri olarak kendilerini kabul ettirmişler, öte yandan tasavvuf da zengin ve yeni bir dinî-içtimaî görüşün ortaya çıkmasına yol açmıştır. Geç orta İslâmî dönem ise (Moğol istilâsından 1500'e kadar) kültür bakımından yeniden doğuş ve yayılma dönemidir. Bu dönemin sonunda ortaya İslâm medeniyetine yeni bir şekil veren Ön Asya'da Osmanlı, İran'da Safevî ve Hindistan'da Bâbür imparatorluklarınca temsil edilen güçlü kültürel-siyasî sentezler çıkmıştır. Adı geçen imparatorlukların etkin olduğu 1500-1789 yılları arası beşinci dönemi teşkil etmekte ve bu dönemde İslâm medeniyetinin Fas'tan Endonezya'ya kadar yayıldığı görülmektedir. Hodgson, bu üç imparatorluk arasındaki benzerliklere dikkat çeken ve onları temel özellikleri açısından modern olarak değerlendiren ilk tarihçilerdendir. Hodgson'ın getirdiği önemli yeniliklerden biri de modernliği Batı'nın yükselişinin ve Avrupa emperyalizminin bir tezahürü olarak görmeyip dünyadaki gelişmeler çerçevesinde meydana gelen bir olgu niteliğiyle değerlendirmesidir. Bu konuda modernizasyon teorisinin Batılı-Batılı olmayan sınıflandırmasını reddetmekte ve modernliğe giden birçok yolun bulunduğunu söyleyerek günümüze intikal eden ahlâk mirasının devam etmesinde İslâm medeniyetinin de çok önemli bir rol oynadığını savunmaktadır.

İslâm'ı hem bir din hem de bir dünya medeniyeti olarak ele alan Hodgson, doğrudan doğruya İslâmiyet'ten bahsettiği konularda "İslâm" ve "İslâmî" (Islamic) kavramlarını, bir dünya medeniyeti olarak İslâmiyet'ten söz ederken de "İslâmîleşmiş" kavramını kullanmaktadır. Ona göre İslâm medeniyeti, başka medeniyetlerin birikimlerini değerlendirip özümlediği için İslâmîleşmiş bir medeniyettir. "İslâm âlemi" (Islamdom) kavramı da tarihî olarak farklı kültürel gelenekleri paylaşmış toplumların sosyal bütünlüğünü ifade etmektedir. Hodgson'ın özellikle The Venture of Islam adlı eserinde başvurduğu İslâmî/İslâmîleşmiş ayırımı, bir din ve medeniyet olarak İslâmiyet'e nasıl baktığıyla ilgili belirleyici fikirlerden birini teşkil eder (bu ayırımın bir eleştirisi için bk. Fazlurrahman, s. 51-64).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN