Hâtim et-tâî

Tay kabilesinin reisidir. Babası Abdullah o henüz çocukken ölmüş, kendisini zengin ve cömert bir kadın olan annesi Guneyye (Inebe) bint Afîf yetiştirmiştir. Hâtim'in cömertliği, aşırı harcamalarını engellemek için kardeşleri tarafından hapsedilecek kadar iyilik sever olan annesinden gelir.

Hâtim, çocuk yaşlarından itibaren cömertliği ve misafirperverliğiyle tanınarak "Cevâd" (Ecved) lakabıyla anılmıştır. Bir şiirinde, bu husustaki aşırılığı yüzünden yanında kaldığı dedesi Sa'd'ın kızarak kendisini terkettiğini bildirmektedir (Dîvân [nşr. Müfîd M. Kumeyha], nâşirin girişi, s. 67). Hâtim menkıbelerde İslâmiyet'ten önceki mert ve cömert Arap tipinin ideal örneğini oluşturur. Bu menkıbelerden birine göre henüz çocukken bir gün develeri gütmeye gönderilen Hâtim, ikramda bulunacağı birini ararken bazı süvariler yanına gelerek misafir için yemeği olup olmadığını sorarlar; o da, "Develeri gördüğünüz halde hâlâ misafir için yemek mi soruyorsunuz?" der ve onlara üç deve ikram eder. Bu süvariler, Hîre Hükümdarı Nu'mân b. Münzir'e gitmekte olan zamanın ileri gelen şairlerinden Abîd b. Ebras, Bişr b. Ebû Hâzim ve Nâbiga ez-Zübyânî olup söyledikleri şiirlerle Hâtim'i methederler. Bunun üzerine Hâtim develerin tamamını aralarında bölüştürür; üç şairin her birine doksan dokuz deve düşer.

Câhiliye devrinde yaşayan üç ünlü cömertten biri olan Hâtim'in (diğer ikisi Kâ'b b. Mâme ve Herim b. Sinân) bu özelliği darbımesel haline gelmiştir. Bugün dahi birinin cömertliği övülürken "Hâtim'den daha cömert" (ecved min Hâtim) denilmektedir. Hatta ölümünden sonra, hayatını geçirdiği Hâil vadisinin Tünega yöresinde bulunan Uvârız dağındaki mezarını ziyarete giden yolcuları ağırladığı yolunda efsaneler anlatılır.

Özellikle kendi divanında yer alan şiirlerde, ayrıca Zübeyr b. Bekkâr'ın el-Aḫbârü'l-Muvaffaḳıyyât'ı, İbn Kuteybe'nin eş-Şiʿr ve'ş-şuʿarâʾsı ve Ebü'l-Ferec el-İsfahânî'nin el-Eġānî'si gibi çeşitli eserlerde Hâtim'in hayatına ve menkıbevî şahsiyetine dair bilgiler bulunmaktadır. Bu kaynaklarda Tay kabilesiyle diğer kabileler arasındaki mücadelelere, Hâtim'in Hîre ve Gassânî hükümdarları Amr b. Hind, Nu'mân b. Münzir, Hâris b. Amr ile, ayrıca Kâ'b b. Mâme, Evs b. Hârise, Nâbiga ez-Zübyânî, Bişr b. Ebû Hâzim, Abîd b. Ebras, Zeyd el-Hayl gibi bazı tanınmış kişi ve şairlerle olan ilişkilerine dair kayıt ve rivayetlere yer verilmiştir. Bu kaynaklardan onun cömertlik, hoşgörü, tevazu, sadakat, iffet ve vefakârlık gibi erdemlerle temayüz etmiş bir insan olduğu, şarap içmeyi ve sefahati haram saydığı, Tay kabilesi arasında yaygın olmasına rağmen Hıristiyanlığı kabul etmediği ve atalarının dinine sadık kaldığı öğrenilmektedir. Hâtim'in kızı Seffâne, Hz. Ali kumandasında Tay kabilesi üzerine gönderilen bir seriyye tarafından esir alınarak Medine'ye getirildiğinde Resûl-i Ekrem'e Hâtim et-Tâî'nin kızı olduğunu söyleyip onun hatırı için serbest bırakılmasını istirham etmiş, Hz. Peygamber de ondan babasının vasıflarını saymasını istemiş, Seffâne'nin bunları anlatması üzerine, "Senin baban İslâm'ın telkin ettiği faziletlerle süslü bir adamdı" diyerek onun serbest bırakılması için emir vermiştir. Hz. Ali'nin Tay kabilesi topraklarına yaklaşması üzerine Suriye taraflarına kaçan Hâtim'in oğlu Adî ise daha sonra dönüp İslâmiyet'i kabul etmiş, Cemel Vak'ası ve Sıffîn Savaşı'nda bulunarak Hz. Ali'nin sancağını taşımıştır. Hâtim'in Abdullah adındaki oğlu ise İslâm'dan önce ölmüştür.

Hâtim et-Tâî, çoğu bencillikten kaçınmaya çağıran ve cömertliği öven şiirlerinde gaybı bilen, çürümüş kemiklere can veren Allah'a inancını dile getirmiş (Dîvân [nşr. Müfîd M. Kumeyha], nâşirin girişi, s. 76), cömertliği yalnız O'nun rızâsını kazanmak için yaptığını belirtmiş (a.g.e., s. 23, 34), cömertlikte aşırı gitmesine karşı çıkan eşleri Nevâr bint Sürmüle ile Mâviyye bint Afzer'e, "Mal gider nam kalır" demiştir (a.g.e., s. 42, 65). Yine şiirlerinde, konuklara karşı güler yüzlü davranmanın maddî ikramdan daha değerli olduğundan, misafir gelmesi için geceleri çölde ateş yaktığından ve komşularının namusuna saygı gösterdiğinden söz etmektedir (a.g.e., s. 23, 24, 50, 54, 68).

Divan bugünkü şekliyle Hâtim'e aidiyeti şüpheli bazı şiirler ihtiva etmektedir. Şairin 200 varak tutarında bir divanından söz edilmesi (EI2 [İng.], III, 274) dikkate alındığında eserin aslının bugün elde bulunandan daha hacimli olduğu söylenebilir. Divanın mevcut şekli, Ebû Sâlih Yahyâ b. Müdrik et-Tâî tarafından İbnü'l-Kelbî'den yapılan rivayete dayanılarak tertip edilmiş olup hayli eksiktir. Ondan çok sonra Merzübânî Hâtim'in şiirlerini toplayarak tertip etmiş (yaklaşık 200 varak), fakat bu çalışma zamanımıza ulaşmamıştır. Hâtim'in divanı birçok defa neşredilmiştir (Rızkullah Hassûn, London 1872; Mecmûʿ müştemil ʿalâ ḫamse devâvîn içinde, Bulak 1293, s. 107-121; Feyz el-Hasan [taş baskısı], Lahore 1878; L. Şeyho, eş-Şuʿarâʾü'n-Naṣrâniyye içinde, Beyrut 1890, I, 98-134; Fr. Schulthess, Leipzig 1897; Beyrut 1383/1963; İbrâhim el-Cüzeynî, Beyrut 1968; Fevzî el-Atvî, Beyrut 1969; Âdil Süleyman Cemâl, Kahire 1975; Kerem el-Bustânî, Beyrut 1953, 1982; M. Muhammed, Cidde 1988; Müfîd M. Kumeyha, Beyrut 1986; Cidde 1987). Bu neşirlerin en iyisi, Hâtim'in hayatı ve şiirleri üzerine kapsamlı bir incelemeyi de ihtiva eden Âdil Süleyman Cemâl neşridir.

Hâtim'in şiirleri ve hayatı hakkında müstakil eserler kaleme alınmış olup başlıcaları şunlardır: Hüsâm el-Behnesâvî, el-Ḳavâʿidü't-taḥlîliyye fî Dîvâni Ḥâtim eṭ-Ṭâʾî (Kahire 1413/1992); Kâmil Muhammed Muhammed Uveyda, Ḥâtim eṭ-Ṭâʾî, Şâʿirü'l-kerem ve'l-cûd (Beyrut 1414/1994); Ali Hüseyin el-Atûm, Ḥâtim eṭ-Ṭâʾî dirâse li-ḥayâtihî (yüksek lisans tezi, Kahire 1974, Câmiatü'l-Kāhire külliyyetü'l-âdâb).

Yalnız Arap edebiyatında değil İran ve Türk edebiyatlarında da cömertlik timsali olarak tanınan Hâtim et-Tâî'nin İran'da çok sevilen hayat hikâyesi (Ḳıṣṣa-i Ḥâtim-i Ṭâʾî, Tahran 1346) D. Forbes tarafından İngilizce'ye çevrilmiştir (London 1830). Hâtim'in hayatını ve eserlerini anlatan Hüseyin Vâiz-i Kâşifî'nin Ḳıṣaṣ u Âs̱âr-ı Ḥâtim-i Ṭâʾî (Risâle-i Ḥâtimiyye) adlı çalışması (nşr. Schefer, Paris 1883; nşr. M. R. Celâlî, Tahran 1320), Dâstân-ı Hâtim-i Tâî (İstanbul 1256, 1272) veya Hâtem-i Tâî Hikâyesi adıyla Türkçe'ye de çevrilmiş ve birçok defa basılmıştır (Özege, I, 253; II, 517). Bunun Kuzey Türkçesi'ndeki bir versiyonu 1876'da Kazan'da yayımlanmış; hikâye bunlardan başka Hint, Urdu (Ârâiş-i Mahfil), Felemenk ve Malay dillerine de çevrilmiştir. Hâtim et-Tâî'nin efsanevî cömertliği etrafında teşekkül eden menkıbe ve hikâyeler bugün Anadolu'da da yaşamaktadır (bunun için bk. "Gaziantep'te Derlenen Bir Halk Masalı: Hatemti", der. Nuray Akdoğan, Gaziantep Kültürü, V/49 [Ocak 1963], s. 11-13; Tuncer Gülensoy, "Erzurum Ağzı İle 'Hâtemi Ta'i' Masalı", TDe., VIII [Ankara 1979], s. 403-457; a.mlf., "Hâtemi Tâî [Tey] Masalı", Erciyes, IV/37, 38, 39, 40, 42, 43, 44 [Kayseri, Mayıs-Ekim 1981]; Bilge Seyidoğlu, "Hatem-i Tey Hikâyesi", Türklük Araştırmaları Dergisi, III [1987], s. 131-187; Ahmet Edip Uysal, Yaşayan Türk Halk Hikâyelerinden Seçmeler, Ankara 1989, s. 25-75; Saim Sakaoğlu, "Hatem-i Tâî Hikâyesi", Türk Halk Kültüründen Derlemeler [Ankara 1992], s. 141-163).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN