İlhanlı devlet adamı Cüveynî Şemseddin

Ünlü tarihçi ve devlet adamı Alâeddin Atâ Melik Cüveynî'nin kardeşi olup çocukluğu, öğrenimi ve gençliği hakkında hiçbir bilgi yoktur. Hülâgû tarafından 661'de (1263) sâhib-dîvânlığa getirildi. Cüveynî bu görevine Abaka Han döneminde de (1265-1282) devam etti ve ülkeyi büyük bir başarı ile yönetti. Karamanoğulları'nın desteğiyle başlayan Cimri (Alâeddin Siyavuş) ayaklanmasını bastırmak, Moğollar'a ait gelirleri gözden geçirmek, yıkılan yerleri onarmak, güvenlik ve huzuru sağlamak üzere Abaka tarafından 676'da (1277) Anadolu'ya gönderildi. Büyük yetkilerle donatılan ve yanında bir miktar Moğol askeri bulunan Cüveynî, Karamanoğulları'nın sebep olduğu ayaklanmayı Selçuklu ordusuyla birlikte bastırdı; Lârende'den Akdeniz'e kadar yayılmış olan, Karamanoğulları'na bağlı Türkler'in çoğunu esir etti ve sürülerini ele geçirdi. Ancak kışın bastırması üzerine Niğde yolu üzerinde bulunan Kazova kışlağına çekildi. Burada kaldığı sürece Sinop, Kastamonu gibi şehirlerin yöneticilerine hediyeler ve mektuplar göndererek onları devlete bağlı kalmaya çağırdı. Bu arada halkı ezen ağır vergi ve salmaları kaldırttı, herkesten gücüne göre vergi aldı. Saltanat için Erzincan ve yöresinden alınan şer'î hisseyi diğer incü* vergileri seviyesine indirdi. Başka yerlerden sağladığı gelirleri karşılık göstermek suretiyle Selçuklular'ın İlhanlılar'a olan borçlarını hafifletti. Selçuklu Sultanı III. Gıyâseddin Keyhusrev'i (1266-1284) ve Sâhib Ata'yı henüz yakalanmamış olan Cimri üzerine gönderdi. Cimri'nin ortadan kaldırılmasındaki önemli rolü sebebiyle Ebû Bekir b. Zekî el-Mutetabbib onun için uzunca bir Arapça tehniyetnâme (tebrik mektubu) yazmıştır.

Anadolu'daki işleri düzene koyan Cüveynî, oğlu Şerefeddin Hârun'u nâib olarak bırakıp Abaka'nın yanına döndü. Abaka, uzun yıllar Cüveynî kardeşlerin hizmetinde çalışmış olan Mecdülmülk-i Yezdî'yi müşrifü'l-memâlik (devlet müfettişi) tayin etmek suretiyle devlet yönetiminde bir değişiklik yaptı ve resmî evrakın sol köşesinde Mecdülmülk'ün, sağ köşesinde de Cüveynî'nin mühürlerinin yer almasını emretti. Ancak çok geçmeden bu iki devlet adamının arası açıldı. Mecdülmülk Abaka nezdinde Cüveynî aleyhine iftira ve tezvire başvurdu. Cüveynî'yi Mısırlılar'la ilişki kurup onları ülkeyi ele geçirmeye davet etmekle, kardeşi Alâeddin Atâ Melik'i de Fırat ve Dicle arasında bağımsız bir devlet kurmak niyetinde olmakla suçladı. Ancak yapılan soruşturma sonunda her iki kardeşin de suçsuzluğu anlaşılarak görevlerinde bırakıldılar. Fakat Mecdülmülk çok geçmeden yeniden her iki kardeş aleyhinde iftiralarda bulundu ve onları hapsettirmeyi başardı. Ancak Abaka'nın ölümü (680/1282) onların kurtulmalarını sağladı. Diğer taht iddiacısı Argun'u bertaraf edip Abaka'nın yerine geçen ve Müslümanlığı kabul eden ilk Moğol hanı olan Ahmed Teküder Cüveynî kardeşleri eski görevlerine iade etti. Çok geçmeden Ahmed'in devrilip Argun Han'ın tahta geçmesi üzerine Cüveynî, eski hükümdarın yakın adamlarından olduğu için Argun Han tarafından cezalandırılacağı endişesiyle Hindistan'a kaçmak üzere İsfahan'dan Kum'a gitti. Oradan da hükümdar nezdinde kendisine şefaatte bulunması için eski dostu ve hükümdarın yakını Emîr Buka'nın yanına gitti (683/1284). Argun onu affetti ve Emîr Buka'nın yanına vezir olarak verdi. Ancak Emîr Buka ve etrafındakiler Cüveynî'nin eski gücünü yeniden kazanabileceğinden korktukları için Argun'a, Abaka'yı onun zehirlediğini ve mallarını çaldığını söylediler. Bunun üzerine Cüveynî hapse atıldı ve kurtulabilmesi için kendisinden hiçbir zaman sağlayamayacağı miktarda para istendi. Nihayet Kazvin ve Zencan arasında Ahar kasabası civarında öldürüldü (4 Şâban 683 / 16 Ekim 1284). Sadece onun öldürülmesiyle yetinilmeyip bütün Cüveynî ailesinin kökü kazındı. Nitekim sonradan Mes'ûd ve Ferecullah adlı çocuklarını Tebriz'de (689/1290), babasının nâibi olarak Rum (Anadolu) emîrliği görevini yürüten Nevruz adlı oğlunu da elçiler göndererek Anadolu'da öldürttüler. Cüveynî, kardeşi Alâeddin ve altı çocuğunun mezarları Tebriz civarında Çerendâb adı verilen yerdedir. Cimri ayaklanmasından sonra Anadolu'da babasının nâibi olarak kalan Şerefeddin Hârun ise amcası Alâeddin Atâ Melik'in öldürülmesinden sonra Bağdat ve Irâk-ı Arab valisi olmuştur. Halife Müsta'sım-Billâh'ın torunu ile evlenen Hârun da düşmanlarının iftiraları sonucunda öldürülmüştür (685/1286).

Başta edebiyat olmak üzere çeşitli ilim dallarında çok iyi yetiştiği anlaşılan Şemseddin Cüveynî iyi bir yöneticiydi. Vezirlik yaptığı süre içinde kapısı daima dilek sahiplerine açık kalmış, âdil bir vergi sistemi uygulamış ve ülkede kanun egemenliğini sağlamıştır. İdareciliği yanında din, ilim ve sanat erbabını korumada gösterdiği duyarlık ve gelirlerinin büyük bir bölümünü bu yolda harcaması ile de ün yapmıştır. Nitekim bu meziyetlerinden ötürü Sa'dî-yi Şîrâzî ve Hümâm-i Tebrîzî gibi şairler onu öven şiirler yazdıkları gibi Nasîrüddîn-i Tûsî, Fahreddîn-i Irâkī ve Safiyyüddin el-Urmevî de yazdıkları eserleri ona ithaf etmişlerdir.

Yüksek seviyede bir münşî olarak tanınan Cüveynî'nin Münşeât'ının bir bölümü İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde bulunmaktadır (FY, nr. 552). Aynı zamanda şair olan Cüveynî'nin şiirlerinden Arapça bazı parçalar İbn Bîbî'nin el-Evâmirü'l-ʿAlâʾiyye'sinde yer almaktadır (s. 710-714). Gürcistan'daki fetihlerle ilgili olarak Farsça "Fetihnâme-i Elburz" da yine İbn Bîbî tarafından adı geçen eser içinde (s. 714-717) nakledilmiştir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN