Besni nerede yer almaktadır ?

Anadolu'nun güneydoğusunda, bir yay şeklinde uzanan Güneydoğu Toroslar sırasına ait Yumrutepe eteklerinde kurulmuş olup denizden yüksekliği 900 metredir. Eski yerleşim yeri şimdiki yerinden yaklaşık 5 km. güneyde, Besni Kalesi etrafında idi. Derenin zamanla taşması ve heyelanlara mâruz kalması sonucu yerleşim yerinin pek çok defa değiştiği bilinmektedir.

Bölgede tarihi bilinen en eski alanlardan biri olan Besni çeşitli dönemlerde değişik isimler almıştır. Kommagene Krallığı döneminde Bahsna, daha sonra Bethesna (Süryânîce) adıyla anılmıştır. Arap ve Fars kaynaklarında ise bu ismin Behesnâ'dan geldiği ve "eşsiz" ya da "cennete eş" mânalarına gelen hesnâ kelimesinden türetildiği belirtilmektedir. Osmanlı döneminin başlangıcında Behisni ve Behesni olarak kullanılan isim, XIX. yüzyıl sonlarında Bihisni şeklini almış, daha sonra da Besni olmuştur.

Tarih boyunca Akadlar, Hurriler, Mitanniler ve Asurlular'ın akınlarına sahne olan Besni, milâttan önce 500'lerden başlayarak Persler'in, İskender'in ve Romalılar'ın yönetimine girmiştir.

İslâmiyet'in yayılmaya başladığı ilk devirlerden itibaren Arap kuvvetlerinin akınlarına hedef olan kale o dönemlerde Keysun'a bağlı idi. Bağdat-Halep güzergâhını takip eden meşhur İpek yolunun buradan geçmesi önemini oldukça arttırmış ve birçok defa el değiştirmesine yol açmıştı. Başta Besni olmak üzere Güneydoğu Anadolu bölgesindeki bazı yöreler 670'te Emevî orduları tarafından zaptedildi. Keysûn ve civarı IX. yüzyılın başında Emîn-Me'mûn mücadelesi sırasında Me'mûn'a karşı muhalefet ve mukavemet eden Mudar ve Rebîa Arapları'nın merkezi haline geldi. 949'da Bizanslılar tarafından Hamdânî Emîri Seyfüddevle'den alındı ve bir asır kadar Bizanslılar'ın elinde kaldı. 1084'te Anadolu Selçuklu Devleti'nin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah'ın kumandanlarından Buldacı tarafından fethedildi. 1097'de Haçlılar Maraş'ı zaptettikten sonra Besni ve Keysûn Kogh Vasil (Hırsız Vasil) adında bir Ermeni'nin hâkimiyeti altına girdi ve 1116'da da Urfa Kontu II. Baudouin tarafından onun halefinden alındı. Ardından Franklar'ın eline geçti, 1149'a kadar Maraş senyörlüğünün idaresinde kaldı. Kısa bir müddet için yeniden Urfa kontluğunun idaresine girdi ise de 1150'de Kont II. Joscelin'in Türkler tarafından esir edilmesiyle tekrar el değiştirdi ve Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesud tarafından alındı. 1155'te Mesud'un ölümüyle Zengîler'den Atabeg Nûreddin Mahmud burayı zaptetti. Ancak kesin hâkimiyeti, 1173'te Anadolu üzerine yaptığı seferden sonra gerçekleşti. Fakat çok geçmeden bütün ülkesiyle birlikte Besni de Eyyûbîler'in eline geçti ve Eyyûbî topraklarının taksiminden sonra Halep Eyyûbîleri'nin hâkimiyeti altına girdi. 1218'de Halep-Suriye üzerine yürüyen ve başarısızlığa uğrayarak geri çekilen Anadolu Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykâvus tarafından kuşatıldı, fakat alınamadı. 1260'ta Hülâgû'nun Suriye seferi sırasında Moğollar tarafından zaptedildi. Hülâgû burayı kendisine yaptığı yardımların karşılığı olarak Ermeni Kralı Hethum'a vermek istediyse de kaledeki Türk ahalinin şiddetle karşı koyması üzerine bundan vazgeçerek müslüman bir idareci tayin etti. Moğollar'ın yöreden ayrılmasından hemen sonra Besni Ermeniler'in saldırılarına uğradı, Memlükler'den herhangi bir yardım gelmeyince kale 1261'de Ermeni kralına teslim oldu. Memlük Sultanı Baybars 1266'da Kilikya'ya inerek Sis Kralı Hethum'un oğlu Leyfon'u esir aldı. Daha sonra yapılan anlaşmada Ermeni kralının başta Besni olmak üzere işgal ettiği bazı şehir ve kaleleri geri vermesi ve Leyfon'un serbest bırakılması kararlaştırıldı. Ancak Sultan Baybars, emîrlerinden Sungur'un ricasıyla sadece Besni'nin Ermeniler'in elinde kalmasına razı oldu (1268).

Besni ve yöresi 1293'te tekrar Memlükler'in eline geçti ve Halep valiliğine bağlı nâibliklerden birini teşkil etti. Bu hâkimiyet sırasında kale sağlamlaştırıldığı gibi şehir de imar edildi. XIV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Elbistan ve civarında Dulkadıroğulları'nın kuvvet kazanmalarından sonra Besni yöresi, Dulkadırlı Türkmenleri'ne mensup çeşitli cemaatlerin yayıldıkları yerlerden biri oldu. Bu arada 1398'de Sivas, Dârende ve Malatya ile birlikte Osmanlı topraklarına katıldıysa da 1400'de Timur'un Sivas ve Malatya'yı zaptı sırasında Memlükler'in eline geçti. Ancak Timur 27 Eylül 1400'de şiddetli bir muhasaradan sonra burayı zaptetti. Onun bu yöreden çekilmesinden sonra tekrar Memlükler'in hâkimiyetine girdi. Bir ara Dulkadıroğulları'nın idaresine tâbi oldu ise de XV. yüzyılın sonlarına doğru yeniden Memlükler'in eline geçti. Ancak Besni ve yöresi Dulkadır Türkmenleri'nin yoğun olarak bulunduğu, kültürel ve sosyal yapısını şekillendirdiği bölgelerden biri olma durumunu korudu.

Besni nihayet 1516 Ağustosunda Yavuz Sultan Selim tarafından Memlükler'in elinden alındı ve teşkil edilen Arap vilâyetine bağlı bir sancak haline getirildi. Ancak daha sonra bir kaza olarak önce Kâhta ve Gerger (BA, TD, nr. 123, s. 65-116), ardından 1560'a doğru Malatya sancağına bağlandı.

Osmanlı idaresine girmesinden hemen sonra yöre ile birlikte Besni'nin de tahrir*i yapıldı. 1519'daki ilk tahrire göre burada 1400 müslüman, 150 kadar da gayri müslim bulunuyordu (BA, TD, nr. 71, s. 172-210). 1523'te 1750 müslüman, 230 gayri müslim; 1547'de 1500 müslüman, 360 gayri müslim; 1560'ta ise 1800 müslüman, 370 gayri müslim nüfus yer alıyordu. Bu durum, XVI. yüzyılın ikinci yarısına kadar pek önemli bir nüfus artışının olmadığını, küçük değişikliklerle zaman zaman azalıp yükseldiğini göstermektedir. Bölge halkının konar göçer yapıda olması bu nüfus hareketini tayinde önemli bir rol oynamıştır. Gayri müslim nüfusta ise normal artış seyri içinde sürekli bir yükselme olmuştur.

Tahrir defterlerine göre 1519'dan 1560'a kadar geçen zaman zarfında Besni'de beş mahalle vardı. 1560 sayımında bir mahalle daha oluştuğu ve mahalle sayısının altıya yükseldiği görülmektedir. Bunlar Kızılca Oba, Orta Oba, Aşağı Oba, Meydan, Bezmgâh ve Ermeni mahalleleridir.

Besni'de halkın başlıca ekonomik faaliyetini tarım ve hayvancılık teşkil etmekteydi; vergi gelirleri ise 1519'da 16.750, 1523'te 11.960, 1547'de 53.515, 1560'ta ise 64.550 olarak gerçekleşmiş ve devamlı artmıştı. Tarım ürünlerinin başlıcalarını buğday, arpa, nohut, mercimek, darı, pamuk, çeşitli meyveler ve üzüm oluşturmaktaydı. Bunun yanında boyahane ve kirpas (bez) tellâllığından önemli ölçüde gelir elde edildiği ve kirişhânenin gelirinde de önemli ölçülere ulaşıldığı tesbit edilmektedir.

Besni'de ayrıca birçok vakıf ve vakıf eserleri bulunmaktaydı. XVI. yüzyılda vakıfları bulunan eserler arasında Zâdegeş, Bezmgâh, Hacı Arslan, Sofraz, Fal ve Besni Kalesi camileri ile Hasan Bek b. Emîr, Ayvacık, Ali Şeker, Savcı, Karbey (قار بيك), Hacı Ali, Taş, Hızır İlyas, Kâhta, Ağa Fakih, Ülya Oğlu, Veled-i Mısrî, diğer Hasan Bey, Fazlullah ve Bekir Bey mescidleri sayılabilir. Ayrıca, eğitim ve öğretimle ilgili Hasan Bey Muallimhânesi ile Bekir Bey Medresesi adında iki eğitim müessesesi bulunmaktaydı. Bunların gelir kaynaklarını dükkânlar, bağlar, bahçeler, değirmenler, mezraa ve bazı köylerin vergileri teşkil ediyordu.

XVI. yüzyılda Ergenek, Erence, Gölbaşı, Subadra ve Keysûn adlı beş nahiyesi, bunlara bağlı altmış dokuz köyü bulunan Besni, XIX. yüzyılda Ma'mûretü'l-azîz vilâyetinin Malatya sancağına bağlı bir kaza durumunda idi. Bu yüzyılda kazaya bağlı nahiyeleri ise Sürgü, Belviran, Hüveydi, Keysûn, Kızılin ve Şambayat idi. XIX. yüzyılın sonlarındaki Ma'mûretü'l-azîz Vilâyeti Salnâmesi'ne göre Besni'nin toplam 9859 hâne müslüman, 325 hâne hıristiyan olmak üzere 10.254 hâne nüfusu vardı (s. 94, 216-221). Aynı tarihlerde Besni kazası on bir mahalle, 143 köy ve otuz bir aşiret oymağından meydana geliyordu. 1310 (1892) yılı salnâmesine göre merkezde 1900 hâne (yaklaşık 9500 kişi) nüfus bulunuyordu. Kāmûsü'l-a'lâm'da Besni kazasının nüfusu 32.000, Cuinet'nin eserinde ise 45.000 olarak gösterilmektedir.

XX. yüzyılın başlarında Besni'de tahıl ürünleri ile üzüm ve üzümün yan ürünleri başlıca ekonomik faaliyeti teşkil ediyordu. Ayrıca pamuklu, ipekli kumaşlar da buraya getiriliyor ve satılıyordu. Bu sıralarda Besni'ye 143 köy bağlı olup on üç mahallesi, on üç camisi, iki mescidi, seksen talebesi bulunan yirmi bir medresesi ve bir rüşdiye mektebi vardı. Ayrıca 748 talebesi bulunan otuz sekiz sıbyan mektebi mevcut olup yirmi bir han, üç kilise ve buna bağlı iki de mektep yer alıyordu.

1859'da Hısnımansûr kazasına bağlanan Besni, bu tarihten sonra tekrar Malatya'ya bağlı kaza merkezi oldu. 1926'dan 1933'e kadar ise Gaziantep'e bağlı kaldı. 1933'te tekrar Malatya'ya bağlandı. 1954'te Adıyaman'ın il oluşu ile buraya bağlı bir ilçe merkezi durumuna geldi. 1950-1960 yıllarında yer değiştirerek şimdiki yerine taşındığı için Besni halkının çoğu çevre il ve ilçelere göç etti. Nüfus artış nisbeti hayli azaldı, ancak son yıllarda giderek artış göstermeye başladı. Bazı sanayi tesislerinin kuruluşu bunda önemli rol oynamıştır. Besni'de tarım ürünleri ve sanayi bitkileri yanında dokumacılık, iplik fabrikaları, demircilik ve tütün işletmeleri başlıca ekonomik faaliyeti teşkil etmektedir. Ayrıca çevresinde madencilik de gelişmiş durumdadır.

Besni tarihî eserler bakımından da oldukça zengindir. Bunların en önemlileri Besni Kalesi, Göksu Köprüsü (Kızılin Köprüsü), Üçgöz (Sofraz) köyündeki tarihî Kül şehri harabeleri, Şambayat ve civarıdır. Tekke ve zâviyeleri ise Hacı Ali Bey Türbesi, Cüneyd-i Bağdâdî, Zeyva, Hacı Zeyrek, Halil Baba (Hallo Baba), Şeyh Mustafa Hoca ve Tılamız Baba tekke ve zâviyeleridir. Çarşı Camii, Külhanönü Camii, Toktamış Camii ve Ulucami'nin ise bugün sadece tarihî kalıntıları mevcuttur.

Besni'nin nüfusu Cumhuriyet'ten sonraki ilk sayımda (1927) 7014 olarak tesbit edilmiş, bu sayı 1950'de ilk defa 10.000'i geçerek 10.500'e ulaşmış, 1985'te 17.763, 1990'da da 26.076 olmuştur.

Besni'nin merkez olduğu Besni ilçesi merkez bucağından başka Çakırhüyük, Kızılin, Suvarlı ve Şambayat adlı bucaklara ayrılmıştır. 1409 km2 genişliğindeki ilçede 1990 sayımına göre 88.531 nüfus yaşamaktadır. Nüfus yoğunluğu ise 63'tür.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi


BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN