Erbil şehri... Erbil tarihi...

Milâttan önce III. binyıldan itibaren çivi yazılı tabletlerde adına Uru Arba'il (Akkadca "dört tanrı şehri") şeklinde rastlanan Erbil (İrbil; Batı'da Arbela, Arbeles; Kürtler arasında Ervil, Hevlîr), Kuzey Mezopotamya'nın en eski ve en önemli kült merkezlerinden biri olup özellikle aşk tanrıçası İştar ile (Afrodit, Venüs) olan ilgisini ilk Hıristiyanlık yıllarına kadar sürdürmüştür. Zağros dağlarının batı eteklerinde Büyük ve Küçük Zap nehirlerinin arasında, Musul-Bağdat yolu ile Anadolu ve İran'dan gelen başlıca kervan yollarının birleştiği askerî ve ticarî açıdan önemli bir noktada yer alır. İskender'in Pers İmparatoru III. Darius'u son defa mağlûp ettiği büyük meydan savaşının bu şehrin kuzeyindeki Gavgamela mevkiinde cereyan etmesi sebebiyle de adı tarihe geçmiştir. Arbela veya Gavgamela Meydan Savaşı (m.ö. 1 Ekim 331) adıyla anılan bu savaşın sonunda III. Darius Erbil Kalesi'ne sığınmış, ardından beraberindeki ailesi ve hazinesini burada bırakarak İran'ın içlerine doğru kaçmıştır. Helenistik dönemde Selevkos Krallığı'nın Adiabene eyaletinin merkezi olan şehir daha sonra Parthlar'la Romalılar arasında zaman zaman el değiştirmiş, bir ara küçük bir krallığa başşehirlik yapmış, III. yüzyılın ilk çeyreğinde ise Sâsânî İmparatorluğu'nun kurucusu I. Erdeşîr'in eline geçip İslâm fethine kadar yaklaşık 400 yıl süreyle bir İran şehri olarak kalmıştır. Hıristiyanlık bu bölgeye erken tarihlerde (II. yüzyıl başları) girmiş ve Sâsânîler'in siyasî sebeplerle gösterdikleri hoşgörü sonucunda IV. yüzyılda halkının hemen tamamı hıristiyan olan Erbil, 500 yılında Keldânî Metropolitliği'nin kurulması üzerine Musul'dan sonra bölgenin ikinci önemli din ve kültür merkezi haline gelmiştir. VI. yüzyılın ortalarında yazıldığı sanılan Süryânîce Erbil tarihine dair eserin müellifi Mişyaha Zeha burada yaşamış bir din adamıdır.

Erbil'in, Hz. Ömer'in bölgeye tayin ettiği ilk vali İyâz b. Ganm veya onun vefatından sonra 20 (641) yılında Musul valiliğine getirilen Utbe b. Ferkad es-Sülemî tarafından 18 (639) veya 20 (641) yılında fethedildiği tahmin edilmektedir. İslâmî kaynaklarda Erbil adına ilk defa, Emevî hâkimiyetini sona erdiren ve Abbâsî dönemini başlatan Büyük Zap Suyu Savaşı (16 Ocak 750) münasebetiyle rastlanmaktadır. Bu savaşın Musul ile Erbil arasındaki Yukarı Zap bölgesinde ve nehrin kenarında cereyan ettiğini bildiren kaynaklar daha sonra Erbil adını yine uzun bir süre zikretmemekte ve şehir hakkında ancak IX ve X. yüzyıllarda bilgi vermeye başlamaktadırlar. İbn Hurdâzbih (ö. 300/913) ve Kudâme b. Ca'fer'in (ö. 337/948 [?]) Irak'taki idarî taksimattan bahsederken Erbil'i Hulvân eyaletinin beş bölgesinden biri olarak göstermeleri bu tarihlerde şehrin önemli bir merkez haline geldiğini ortaya koymaktadır. Bundan sonra Erbil el-Cezîre'nin (Kuzey Irak), özellikle de Musul bölgesinin başlıca yerleşim merkezlerinden biri haline geldi. Büyük bir kaleye sahip olan Erbil önceleri Bilâdüssevâd'dan (Güney Irak) sayılırken daha sonra Musul'a bağlanmıştır. İbnü'l-Esîr de el-Kâmil'inde, 254 (868) yılında Müsavir b. Abdülhamîd el-Mevsılî'nin önderliğindeki Hâricîler ile Musul ordusu arasında Hazze kasabasına yakın bir yerde vuku bulan çarpışmalar sebebiyle Erbil'den bahseder. X. yüzyılın ortalarından itibaren kaynaklarda Erbil'in adına daha sık rastlanır.

XII. yüzyılın başlarında Erbil'de Emîr Bâbekr b. Mîkâil ile Ebü'l-Heycâ ve ahfadı hüküm sürdü. Musul Atabeği İmâdüddin Zengî 1132 yılında Erbil'i ele geçirince burayı kumandanlarından Zeynüddin Ali Küçük b. Begtegin'e iktâ etti. Ali Küçük'ün burada kurduğu Begteginliler hânedanının sınırları, civardaki küçük emirlikleri itaat altına alan oğlu Muzafferüddin Kökböri zamanında (1190-1232) oldukça genişledi ve Kerkük ile birlikte Şehrizor bölgesi de bu devletin sınırları içinde kaldı. Böylece müstakil bir devletin başşehri haline gelen Erbil, yüksek bir tepenin üzerinde bulunan surlarla çevrili tarihî yukarı şehirle bu tepenin eteklerinde yer alan ve yukarı şehirden iki üç kat daha büyük olan aşağı şehirden oluşuyordu. Kökböri zamanında bugüne yalnız üst tarafı yıkık halde minaresi ulaşan Ulucami, bir medrese (Muzafferiye Medresesi), iki ribât, büyük bir misafirhane, bir bîmâristan, bir dul kadınlar evi, bir yetimler evi ve dört dârülaceze inşa edilen Erbil önemli bir ilim, sanat ve ticaret merkezi olarak gelişti. Özellikle bu dönemde, eskiden mevcut olan Rabaz ve Kale medreseleriyle birlikte sayısı üçe çıkan medreseler burayı her taraftan gelen âlim, şair ve ediplerin bir buluşma yeri haline getirdi. Oğlu olmayan Kökböri'nin ölümü üzerine Erbil bölgesi vasiyet yoluyla Abbâsî Halifesi Müstansır-Billâh'ın eline geçti (1232).

1236 yılında Erbil'e saldıran Moğollar aşağı şehri işgal ederek binaları yıkıp kaleyi kuşattılarsa da sonuçta geri çekilmek zorunda kaldılar; ancak Bağdat'ın 1258'de Hülâgû'nun eline geçmesinden sonra burası da zaptedildi. Bu tarihten itibaren Erbil, Irak'ın düştüğü karışıklık içinde birbiriyle çekişen emirliklerin, zaman zaman da şehirdeki hıristiyanların idaresinde kaldı ve bu durum bölgenin Osmanlı idaresine girmesine kadar devam etti. Muzafferüddin Kökböri, son Abbâsî halifesi Müsta'sım-Billâh, Moğol hükümdarlarından Hülâgû, Argun, Geyhatu, Gāzân Han ve Ebû Said Bahadır Han Erbil'de para bastırmışlardır.

Erbil, Kanûnî Sultan Süleyman'ın Irakeyn Seferi sırasında (1535) Bağdat'la birlikte Osmanlı topraklarına katıldı. Celâlzâde Mustafa Çelebi'nin Luristan beylerbeyiliğine bağlı bir sancak olarak zikrettiği Erbil XVI. yüzyılın ikinci yarısında Bağdat eyaletine, XVII. yüzyılda ise Şehrizor eyaletine bağlanmıştı ve IV. Murad'ın Bağdat seferinde tutulan menzilnâmede zikredildiğine göre de Şemanik adlı menzilin yakınlarında önemli bir kale idi. Şehir, Nâdir Şah'ın 1743te Osmanlılar'a karşı giriştiği sefer sırasında kuşatma sonucu zaptedildiyse de daha sonra yeniden Osmanlı idaresine geçti. Bu dönemden itibaren XIX. yüzyılın ortalarına kadar Bağdat vilâyetine bağlı kalan ve kuvvetli bir yeniçeri kıtası ile takviye edilen Erbil bölgenin en önemli askerî noktalarından birini oluşturdu. Bir müddet sonra Erbil'in Bağdat paşalığı Musul vilâyeti Şehrizor sancağına bağlı bir kaza merkezi olduğu görülür. Midhat Paşa'nın Bağdat valiliği döneminde idarî taksimatın yenilenmesi ve Musul vilâyetinin Bağdat'tan ayrılması sırasında Kerkük sancağının bir kazası olarak yine Musul vilâyetine bağlandı (1870). I. Dünya Savaşı'ndan sonra ise İngilizler tarafından işgal edilerek yeni kurulan Irak Hâşimî Krallığı'na verildi.

Cuinet'ye göre 1892'de 330 köyü bulunan ve köyleriyle birlikte nüfusu 12.000 olan Erbil'in 1898de kaza merkezinde 1600 hâne vardı ve nüfusu 6000 idi. 1920 yılında Irak'ın on dört vilâyetinden biri olan Erbil, halen federe devlet statüsüne kavuşturulmasına çalışılan Kürt Özerk Bölgesi'nin başşehri ve 333.903 (1985) kişilik nüfusuyla Irak Cumhuriyeti'nin Bağdat, Basra, Musul ve Kerkük'ten sonra beşinci büyük yerleşim merkezidir. Bazı kültürel ve idarî müesseselerin yer aldığı şehirde bir de Selâhaddîn-i Eyyûbî'nin adını taşıyan üniversite bulunmaktadır.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN