Gevâliyâr neresidir ?

Bugün Medya Pradeş eyaletinde kendi adını taşıyan ilin merkezi olup tarihî Hindistan'ın en önemli yollarından birinin üzerinde ve yaklaşık 90 m. yüksekliğindeki sarp bir kayalığın tepesinde bulunan bir kalenin etrafında teşekkül etmiştir. Kale Hindistan'ın en eski ve en zor ele geçirilen kalelerinden biri olmasıyla ünlüdür; çeşitli efsane ve destanlarda adına rastlanır. Mevcut tarihî bilgilere göre bölgenin ilk hâkimleri, VI. yüzyılda Gupta yönetimine kısmen son veren Toramana ile oğlu Mihirkula'dır.

1022 yılında Gazneli Mahmud XV. Hint Seferi'ne çıkıp on üçüncü seferde elinden kaçırdığı Kālincâr Racası Ganda'nın üzerine yürüdüğünde önce ona bağlı olan Gevâliyâr (Gwalior) Kalesi'ni kuşattı. Müslüman saldırısına ancak dört gün direnebilen racanın Gazneli Mahmud'a tâbiiyetini bildirerek otuz beş fil vermesi karşılığında kuşatma kaldırıldı. Kalenin fethi, Delhi Sultanı Kutbüddin Aybeg tarafından 1196 yılında gerçekleştirildi. Tahta çıkmadan önce İltutmış'ın getirildiği ilk bölgesel yöneticilik de Gevâliyâr emirliğiydi. Anlaşıldığına göre Türkler burayı kaybetmiş, ancak 629'da (1231) İltutmış tekrar fethettiği Gevâliyâr'a kadı, kûtvâl ve emîr-i dâd tayin etmiştir. Kadın emîr Raziyye (1236-1240) Timur Han kumandasındaki bir orduyu Gevâliyâr'a gönderdi. Müdafaa edilemez duruma gelen kale Cehâr Devâ'ya terkedildi. 1251 yılında, o sıralarda Delhi Sultanı Nâsirüddin Mahmud Şah'ın veziri olan Balaban Gevâliyâr'a karşı güçlü bir orduyla hücuma geçtiyse de kalıcı bir başarı elde edemedi. Zira basılan sikkelerden tesbit edildiğine göre Gevâliyâr en az 1259 yılına kadar zaman zaman bağımsız kalmıştır.

Timur'un istilâsı sırasında (1398) bölgede çıkan karışıklıklardan faydalanan Tûnvâr (Tonwar) Racpûtları Gevâliyâr'ı ele geçirdiler. 1488 yılında Sultan Behlül-i Lûdî kaleye yürüdü ve Raca Mân Singh'i teslim olmaya zorladı. Ancak racanın yıllık vergi ödemeyi kabul etmesiyle kuşatmadan vazgeçti. İskender-i Lûdî idare merkezini Agra'ya taşıdığı sırada gücünü etrafa yayabilmek için Gevâliyâr'ı da hâkimiyetine almayı düşündüyse de istediği hedefe ulaşamadı. Mâlvâ, Kanpûr ve Delhi hâkimlerinin Gevâliyâr'a sık sık hücum etmelerine rağmen Tûnvâr Racpûtları 1518 yılına kadar kaleyi ellerinde tutmayı başardılar. 1518'de kale İbrâhim-i Lûdî tarafından kuşatıldı, fakat başarı elde edilemedi. Bâbür, Pânîpet'teki zaferinden sonra Afgan prensliklerine doğru yöneldiğinde Tatar Hanı Sâreng Han'ın kaleye ve etrafındaki yerlere hâkim olduğunu gördü. Ancak Şettâriyye şeyhi Seyyid Muhammed Gavs'ın yardımlarıyla Gevâliyâr üzerinde hâkimiyet kurmayı başardı. 1528 yılında Bâbür Şah Gevâliyâr'ı ziyaret etti ve oradaki görkemli yapılardan kendisini çok etkileyen Mân Singh ve Vikramâditya'nın saraylarını incelemek için şehirde bir süre kaldı.

1542'de Gevâliyâr'ın Şîr Şah Sûrî'nin idaresine girdiği ve çevresinin çok sayıda Afgan kabilesine yerleşme alanı olarak tahsis edildiği görülür. Afgan kabilelerinin Gevâliyâr bölgesine iskân edilmesi Racpûtana'nın güçlendirilmesiyle yakından ilgilidir; zira burası Dekken'den gelerek Agra'ya giden ana yol üzerinde bulunmaktadır ve bundan dolayı Sûrîler döneminde kendilerine bağlı Hint topraklarının merkezi yapılmıştır.

1558 yılında Gevâliyâr Ekber Şah'ın idaresine geçti. Ekber Şah'ın para bastırdığı yirmi sekiz yerden birini teşkil eden Gevâliyâr aynı zamanda sarayın pirinç ihtiyacını da karşılıyordu. Ebü'l-Fazl el-Allâmî burayı anlatırken Agra eyaletinde bir "serkâr" olduğunu söyler ve kadınlarının güzelliğinden, şarkıcılarının şöhretinden, demir madeni yataklarından bahseder. Gevâliyâr o dönemde mistiklerin ve müzisyenlerin şehri olarak bilinmekteydi. Sonradan Âdil Şah adıyla tahta çıkan Mübâriz Han gençlik yıllarını geçirdiği bu şehri müzik severlerin toplandığı yer haline getirmişti; ülkenin her tarafından müzikle uğraşanlar buraya geliyordu. Âyîn-i Ekberî'de hayatları anlatılan otuz altı müzisyenden on beşinin müzik eğitimlerini bu şehirde aldıkları görülür. Öte yandan Gevâliyâr Kalesi Bâbürlüler döneminde hapishane olarak kullanılmış ve Hüsrev-i Dihlevî'nin bildirdiğine göre Hıdır Han burada hapsedilmiştir. Keza büyük Nakşibendî mutasavvıfı İmâm-ı Rabbânî de Cihangir Şah tarafından bir süre burada tutulmuştur.

Gevâliyâr XVIII. yüzyıla kadar Bâbürlüler'in elinde kaldı. Afgan Şahı Ahmed Şah Dürrânî'nin Maratalar'ı yenilgiye uğrattığı Pânîpet Savaşı'ndan (1761) sonraki karışıklık döneminde önce Gohandlar'ın, ardından Maratalar'ın Sindhia hânedanından Mihrace Mahadaji'nin eline geçti (1777) ve İngilizlerce birkaç defa el değiştirdikten sonra 1886 yılından itibaren Gevâliyâr Sindhia Mihraceliği'nin başşehri oldu. Bir ara yakınına kurulan Leşker şehri sebebiyle önemini kaybetmişse de bugün Medya Pradeş eyaletinin dördüncü büyük ili ve bu ilin merkezidir. 1991 sayımına göre ilin nüfusu 1.414.948, merkezinki ise 720.068 idi.

Şehirdeki eski eserler arasında Cihangir tarafından inşa ettirilen Cami-Mescid, Mu'temid Han Camii, birçok türbe, kuyu ve sarnıç bulunmaktadır. Bunlardan özellikle türbeler fevkalâde sanatkârane oyma taş işçilikleriyle göz doldurur. Türbelerin en önemlisi, Bâbürlüler döneminde yapılan Seyyid Muhammed Gavs Şüttârî'nin türbesidir (ö. 1563). Türbenin mimarisi Lûdî dönemi yapı geleneğine bağlı kalırken süslemeleri Gucerât sanatını yansıtır. Gevâliyâr'ın ikinci önemli ziyaretgâhı olan Baba Kapûr'un (ö. 1571) türbesi kalenin yer aldığı kayalık kütlenin içine yerleştirilmiştir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN