Haydarabad nerededir?

Haydarâbâd şehri, Hindistan yarımadasının ortalarında bugünkü Andra Pradeş eyaleti topraklarında ve Krişna nehrinin kollarından Musi'nin sağ kıyısında kurulmuş olup Behmenîler'in yıkılmasıyla (1500) bölgede güçlenen Kutubşâhîler'in merkezi Gûlkünde'nin yaklaşık 11 km. güneydoğusundadır. Şehrin kuruluş sebebi Gûlkünde'de yaşanan nüfus artışı ve susuzluk problemidir. Sultan Muhammed Kulı Kutubşah (1580-1612) önce Gûlkünde'yi kuzeye doğru genişletmeyi düşündü; fakat arazinin kayalık olması yüzünden bundan vazgeçti ve daha sonra Purânâ Pul (eski köprü) adını alacak olan köprüden faydalanarak Musi nehrinin sağ kıyısındaki düzlüğü müstakbel yerleşim alanı olarak belirledi. Yeni başşehrin kuruluş hazırlıkları 1590 yılında tamamlandı ve ana yolların birbirini iki noktada kestiği ızgara planı üzerine inşasına başlandı. Şehir daha sonra nehrin sol kıyısında da gelişti. Haydarâbâd şehri ismini Hz. Ali'nin lakabından almıştır. Sultan Muhammed Kulı'nın, şehre ilk önce çok sevdiği Hindu câriyesi Bhâgmatî'ye veya annesi Bhâgîratî'ye izâfeten ya da şehrin büyük bir bahçeyi andırması sebebiyle "bahçe şehir" anlamında Bhâgînagar adını verdiği, fakat daha sonra Haydarâbâd'a çevirdiği rivayet edilmektedir (değişik rivayetler için bk. Sherwani, "The Foundation of Haidarabad", s. 245-248).

Şehir kurulurken ilk olarak ana yolların kesiştiği merkezî meydana Çâr Mînâr adı verilen dört cepheli zafer takı inşa edilmiştir. Batılı yazarların bu yönüyle Paris'teki Arc de Triomphe'a benzettikleri şehrin sembolü durumundaki âbidenin muhteşem dört kemeri dört ana yolu birbirine bağlamakta ve çatısından 26,4, yerden 55,8 m. yüksekliğinde olan minareleri şehrin hemen her yanından görülebilmektedir. Binanın üst katının batı tarafı cami olarak inşa edilmiştir. Kutubşâhî eserlerinin en güzellerinden olan camide İslâm'ın beş önemli şahsiyetini (Hz. Peygamber, Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin) temsilen beş kemer mevcuttur (a.g.e., s. 228). Çâr Mînâr'ın batısında inşasına Abdullah Kutubşah zamanında (1626-1672) başlanan, ancak 1681'de Bâbürlü hükümdarı Evrengzîb'in emriyle bitirilebilen Mekke Mescidi bulunmaktadır. Kaynaklarda, 10.000 kişinin aynı anda namaz kılabildiği caminin inşaatında kullanılan yekpâre granit sütunların şehrin 11 km. uzağında işlenip 700 çift öküzle taşındığı belirtilir. Çâr Mînâr'ın kuzey tarafında Cilûhâne denilen ve daha sonra Çâr Kemân adıyla bilinen büyük bir meydan yer alır. Burası, biri Çâr Mînâr'dan gelen diğer ana yolların birleştiği ikinci merkezî meydan olup adını bu yollar üzerinde bulunan dört zafer takından almaktadır. Bunlardan batıdaki Şîr-i Ali denileni eskiden sarayın doğu girişi vazifesini de yapmaktaydı. Hintçe Tripûlia olarak anılan diğer üç kemerden doğuda bulunanın üzerinde bir yer günde beş vakit şâhnâî çalan sultanın müzisyenlerine ayrılmıştı. Kapıların çok sayıda muhafız tarafından korunması sebebiyle meydana halk arasında Muhafızlar Meydanı da deniliyordu. Şehrin merkezinde daha sonra Çârsu-Kā-Havz adı verilen sarnıç bulunmaktaydı. Sultan Muhammed Kulı tarafından yaptırılan Hudâdâd Mahal adlı büyük saray, sultanın kızı Hayat Bahşî Begüm'ün Prens Muhammed Sultan ile evlenmesinden sonra 1019 (1610) yılında tamamlanmıştır. Allah, Hz. Muhammed, Ali, Hasan, Hüseyin, Ca'fer es-Sâdık ve Mûsâ Kâzım'a izâfe edilen yedi kattan oluşmaktadır. Muhammed Kulı zamanında inşa edilen diğer binalar arasında Çâr Kemân'dan ayrılan yollar üzerindeki 14.000 dükkân, Cami Mescid, yapımı 1001'den 1005 (1592-1596) yılına kadar süren ve günümüzde 10 Muharrem (âşûrâ) törenlerinde kullanılan âşûrhâne, 1004 (1595) yılında tamamlanan dârüşşifâ, Toli Mescid, hamam ve Musi nehrine bakan Nadî Mahal Köşkü sayılabilir. Bunların içinde belki de en önemlisi dârüşşifâdır; zira o dönemin bir genel hastahanesi olmasının yanı sıra tıp eğitimi veren bir okul olarak da kullanılmıştır.

Haydarâbâd, Haydarâbâd Nizamlığı'nın kurulmasından (1724) sonra altın çağını yaşamaya başlamış ve özellikle XIX. yüzyılda Kutubşâhîler'in eski başşehri Gûlkünde'nin gerilemesine karşılık çok gelişmiştir. Önemli kara ve demiryollarının üzerinde yer alması ayrıca değerini arttırmış ve başlıca ticaret merkezlerinden biri haline gelmesine zemin hazırlamıştır. Delhi, Bombay, Madras ve Kalküta gibi büyük merkezlerle yürüttüğü ticarî münasebetler de buna paralel olarak artmıştır. Şehir bugün aynı zamanda bir sanayi merkezidir.

Nizamlar ve onlar adına hareket eden nevvâblar eğitim öğretim faaliyetlerine çok önem vermişler ve birçok okul yaptırmışlardır. Haydarâbâd'da 1918 yılında kurulan el-Câmiatü'l-Osmâniyye halen faaliyetlerini sürdürmektedir. XX. yüzyılın başlarında gayri müslimler arasında İslâm'ı yaymak ve müslümanları dinî yönden aydınlatmak için de Encümen-i Teblîğ-i İslâmî kurulmuştur. Sâlâr Ceng'in yaptırdığı saray bugün müze olarak kullanılmakta (Salar Jung Museum) ve çok zengin Arapça, Farsça, Türkçe, Hintçe, Urduca ve Batı dillerinde kaleme alınmış yazma kitap, minyatür, silâh, halı, elbise, madenî eşya, hat koleksiyonlarını barındırmaktadır. Haydarâbâd ve çevresinde nizamlar döneminden kalma daha birçok tarihî eser bulunmaktadır.

Haydarâbâd müslümanlarının çoğunluğu Sünnî-Hanefî'dir; az sayıda da Şiî-Câ'ferî bulunur. Bunlardan başka hıristiyan, Sih, Caynî, Hindu ve putperestler de mevcuttur. Şehrin nüfusu 3.005.496 (1991), ilin nüfusu ise 4.280.261 olup bunun yaklaşık % 60'ını Hindular, % 30'unu müslümanlar ve % 3'ünü hıristiyanlar meydana getirmektedir. Şehirde konuşulan başlıca diller sırasıyla şöyledir: % 48 Telegu, % 31 Urduca, % 6 Hindustânî, % 3,5 Tamil ve % 2,5 Marati. Kıyı bölgelerinden şehre yapılan göçler nüfusun kozmopolit olmasında önemli bir faktördür. Modern Haydarâbâd mükemmel bir ulaşım ağına sahiptir. Şehirde büyük bir tren istasyonu ve hava limanı mevcuttur. Delhi, Kalküta, Bombay, Madras ve Bengalur ile hava ve demiryolu ulaşımı sağlanmıştır. Şehirde sigara ve tekstil başta olmak üzere çeşitli üretim tesisleri bulunmaktadır.

Asırlarca Şark-İslâm kültürünün önemli merkezlerinden biri olan Haydarâbâd bugün de canlı bir ilim ve kültür hayatına sahiptir. 1888 yılında kurulan ve tefsir, hadis, fıkıh, tarih, biyografi, matematik, tıp, astronomi gibi çeşitli alanlarda yayımladığı eserlerle bilinen Dâiretü'l-maârifi'l-Osmâniyye, el-Câmiatü'l-Osmâniyye'ye bağlı olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Özellikle Hanefî fıkıh kaynaklarını neşretmek amacıyla kurulan Meclis-i ihyâü'l-maârifi'n-Nu'mâniyye ve Saidiya Research Institute (Saîdiye Araştırma Enstitüsü) de önemli ilim merkezleri arasındadır. Haydarâbâd Merkez (Âsafiyye), Sâlâr Ceng Müzesi, Saîdiye, Haydarâbâd Müzesi ve el-Câmiatü'l-Osmâniyye kütüphanelerinde Arap, Fars ve Urdu dillerinde birçok yazma eser mevcuttur. Sâlâr Ceng Müzesi, Nehru Hayvanat Bahçesi ve Ravindo Bharati Tiyatrosu Hindistan çapında ünlü gezi yerleridir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN