Mehdî El-Muntazar nedir?

On birinci imam Hasan el-Askerî’nin ölümünden (ö

2. Askerî ölmemiştir, tekrar dönecek ve imâmetini sürdürecek olan Peygamber ailesinin kāimidir. 3. Askerî gerçekte imam olmayıp babası Ali en-Nakī diğer oğlu Muhammed b. Ali'yi imam tayin etmiştir. 4. Askerî'den sonra imamlık küçük kardeşi Ca'fer b. Ali'ye intikal etmiştir. 5. Askerî kendisine halef olarak bir erkek evlât bırakmış olup imâmeti onunla devam edecektir. Bu son telakki bir süre sonra diğerlerinin yerini alarak İmâmiyye'nin resmî görüşünü teşkil etmiştir.

İmâmiyye'nin çoğunluğunun benimsediği rivayetlere göre Hasan el-Askerî'nin halefi olan Muhammed b. Hasan 15 Şâban 255 (29 Temmuz 869) tarihinde Sâmerrâ'da dünyaya geldi. Onun 256 (870), 258 (872), 261 (875) yılında doğduğunu belirten rivayetler zayıf sayılmaktadır. Çeşitli kaynaklarda Sakīl, Saykal, Sevsen, Reyhâne ve Hamt gibi isimlerle anılan annesi Bizans imparatorunun torunlarından olup asıl adı Nercis'tir (Mes'ûdî, İs̱bâtü'l-vaṣıyye, s. 272). Nercis'in Bizans sarayından itibaren geçen hayatı, rüyaları, İslâm'a girişi, müslümanların eline esir düşmesi ve Hasan el-Askerî'ye câriye olması konuyla ilgili eserlerde efsanevî bir tarzda anlatılmaktadır (İbn Bâbeveyh, II, 417-423; Ebû Ca'fer et-Tûsî, s. 208-214). İmâmiyye Şîası'na göre Hasan el-Askerî, fevkalâde olaylar çerçevesinde dünyaya gelen oğlunun doğumunu Abbâsî baskısından dolayı gizlemiş, çok az sayıda yakını dışında kimseye duyurmamıştır (Küleynî, I, 328, 330, 515-517). Ayrıca tehlikeli olacağı düşüncesiyle adının söylenmesi yasaklanmış, Kāim, Hüccet, Sâhib, Sâhibüzzamân, Mehdi'l-enâm, Halef gibi lakaplarla anılması istenmiştir (a.g.e., I, 327-330, 333, 338, 340; Mes'ûdî, İs̱bâtü'l-vaṣıyye, s. 271).

İmâmiyye âlimleri, Mehdî el-Muntazar'ın Kāim el-Mehdî yahut kaybolduktan sonra ortaya çıkıp dünyayı ıslah edecek kişi olduğu konusunda kendilerince Kur'an, Sünnet ve imamların beyanlarından birçok delil ileri sürmüşlerdir (Küleynî, I, 525-532; İbn Bâbeveyh, I, 252-253, 257-259; II, 408-409). Hasan el-Askerî'nin ölümünün ardından gaybete giren bu imamı bazı Şîa ileri gelenleriyle sefirler dışında kimse görmemiştir. Gaybetten sonra ortaya çıkmanın İdrîs, Sâlih, İbrâhim, Yûsuf ve Mûsâ gibi peygamberlerin sünneti olduğunu söyleyen İmâmiyye'ye göre imamın gaybete girmesinin beş sebebi vardır. Bunların ilki amcası Ca'fer b. Ali tarafından katledilme endişesidir. Bir diğeri gaybetin Şîa için bir imtihan vesilesi olup Allah tarafından denenmesi, üçüncüsü gaybetin açıklanmasına izin verilmeyen bir sebepten kaynaklanmış olmasıdır. Dördüncü olarak insanların Allah'ın emrettiği yolda gitmemeleri de bir gaybet sebebidir. Bu durumda Allah mahlûkatına gazap ederek imamlarını aralarından çekip alacak ve onları halktan gizleyecektir. Sonuncu sebep diye zikredilen husus da şudur: Tıpkı gizli verilen sadakanın efdal oluşu gibi bâtıl esaslar üzerine kurulan bir idarede gizli imama uymak zâhir imama uymaktan daha üstündür ve bu Şîa için bir lutuf konumundadır. Şiî âlimleri bu açıklamaların hemen hepsi için Ca'fer es-Sâdık'tan rivayetler nakletmişlerdir (Küleynî, I, 336-338; Mes'ûdî, İs̱bâtü'l-vaṣıyye, s. 284; Muhammed b. İbrâhim en-Nu'mânî, s. 174-177; İbn Bâbaveyh, II, 346, 481-482; Meclisî, LII, 91-100; ayrıca bk. GAYBET).

İmâmiyye, Ca'fer es-Sâdık'tan gelen bir rivayete dayanarak (Küleynî, I, 339) gaybeti küçük gaybet (el-gaybetü's-suğrâ) ve büyük gaybet (el-gaybetü'l-kübrâ) olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Küçük gaybet Hasan el-Askerî'nin ölümünün ardından başlamış, 15 Şâban 329 (15 Mayıs 941) tarihine kadar devam etmiştir. Bu dönemde imam sefir, nâib veya vekil denilen dört görevli tarafından temsil edilmiş olup bunlar imam adına humusu toplamış, ortaya çıkan olayları imama arzedip onun fetvasını yahut beyanlarını (tevkī') cemaate ulaştırmıştır. Büyük gaybet halen devam etmekte olup beklenen imam on bir asrı aşan bir zamandan beri gaip bulunmaktadır. Sürenin uzamasının Şîa toplumu üzerinde olumsuz bir etki meydana getireceği düşünülerek konuyla ilgili eserlerde çok yaşayan kimselere dair haberlere yer verilip imamın yaşadığı ispata çalışılmıştır (İbn Bâbeveyh, II, 523-524; Meclisî, LI, 237-293). Mehdî el-Muntazar'ın ortaya çıkacağı zamanı tesbitle ilgili düşünceler yasaklanmış, vakit tayin edenlerin yalancı olduğu belirtilmiştir (Küleynî, I, 368-369). Bununla birlikte Muhammed el-Bâkır ve Ca'fer es-Sâdık'tan nakledilen rivayetlerde tek yıllarda Mekke'de zuhur edeceği kaydedilmiştir. Ortaya çıkış alâmetlerine geniş yer verilen Şiî kaynaklarında pek çoğu müphem olmak üzere bir kısmı gerçekleşmiş yetmiş kadar alâmet zikredilmiştir (DİA, XIII, 410-412). Günümüz İmâmî Şiîleri on ikinci imamın adı anıldığında "accelellāhu fereceh" (Allah zuhurunu çabuklaştırsın) ifadesini kullanırlar, dualarında da dünyanın belâ ve sıkıntılarla dolduğunu belirterek artık imamın gelip insanları bu durumdan kurtarması için niyazda bulunurlar. İbn Haldûn kendi zamanında, Sâmerrâ'da imamın kaybolduğu yerin kapısına her gün ikindi namazından sonra ortaya çıktığında binmesi için bir at getirildiğini, zuhuru için dua edildiğini, zuhuru gerçekleşmeyince işin ertesi güne bırakıldığını kaydeder (Muḳaddime, II, 591-592). Bazı âlimler, Muhammed el-Mehdî'nin gerçekte mevcut olmayan hayalî bir kişi olduğunu ileri sürerken (meselâ bk. Takıyyüddin İbn Teymiyye, IV, 87-89) çağdaş Şiî âlimlerinin bir kısmı da (Ahmed el-Kâtib, tür.yer.) bu düşünceyi Şîa kelâmcılarının icat ettiğini belirterek aynı görüşe katılır (bk. MEHDÎ).

Mehdî el-Muntazar'ın doğumu, imâmeti ve gaybetiyle ilgili olarak yazılan eserler iki kısma ayrılır. a) Gaybet-i suğrâ döneminde yazılanların bazıları şunlardır: İbrâhim b. İshak en-Nihâvendî (ö. 286/899), el-Ġaybe; Abdullah b. Ca'fer el-Himyerî, el-Ġaybe mine'l-ḫayre; İbn Bâbeveyh el-Kummî, el-İmâme ve't-tebṣıra mine'l-ḫayre (Kum 1985); Küleynî el-Kâfî fî ʿilmi'd-dîn "el-Hücce" bölümü. b) Gaybet-i suğrâdan sonra yazılanlar da şöylece sıralanabilir: Muhammed b. İbrâhim b. Ca'fer en-Nu'mânî (ö. 360/970), Kitâbü'l-Ġaybe (nşr. Ali Ekber el-Gaffârî, Tahran, ts.); Şeyh Sadûk, Kemâlüddîn ve temâmü'n-niʿme (Kum 1405); Şeyh Müfîd, el-Fuṣûlü'l-ʿaşere (ʿİddetü resâʾil içinde, Kum, ts.); Şerîf el-Murtazâ, Mesʾele vecîze (İng. trc. ve neşri, A. Sachedina, St.I, XLVIII, s. 117-124); Ebû Ca'fer et-Tûsî, Kitâbü'l-Ġaybe (nşr. İbâdullah et-Tahrânî – Ali Ahmed Nâsıh, Kum 1411). Bu son eser mevcut çalışmaların en önemlilerinden biri olup müellifi meseleye hem aklî hem naklî yönden yaklaşmaya çalışmaktadır. Sonraki eserler genellikle bu kaynaklara dayanmaktadır. Konuyla ilgili çağdaş eserlerin bir kısmı da şunlardır: Murtazâ el-Kazvînî, el-Mehdî el-Muntaẓar (Kerbelâ 1931); Necmeddin Ca'fer Askerî, el-Mehdî el-Mevʿûd el-Muntaẓar (Tahran 1981); Muhammed es-Sadr, Târîḫu'l-ġaybeti'ṣ-ṣuġrâ ve târîḫu'l-ġaybeti'l-kübrâ (Beyrut 1392/1972, 1402/1982); Jassim M. Hussain, The Occultation of the Twelfth Imam (Cambridge 1982); Mustafa Öz, İmâmiyye Şiasında Onikinci İmam ve Mehdî İnancı (İstanbul 1995).

Kaynak: TÜRKİYE DİYANET VAKFI İSLAM ANSİKLOPEDİSİ

BİZE ULAŞIN
SON DAKİKA