Hüma nedir? Hüma kuşu...

Bazı Türk lehçelerinde kumay, Anadolu Türkçesi'nde hüma / huma şeklinde söylenen Farsça hümâ / hümây adındaki bu mitolojik kuş, İslâmiyet öncesi Türk inançları içinde de yer alan hayat ağacı ile hayat suyu yanında üçüncü önemli motiftir. Eski Türk inancındaki dişi tanrı Umay'la benzerlikleri üzerinde de durulan (İnan, Makaleler ve İncelemeler, s. 397-399) hümânın yaşadığı mekân aklın alamayacağı, gözün göremeyeceği kadar yükseklerde ve sınırsız bir genişlikte tasavvur edilmiştir. Ulaşamayacağı bir yer bulunmadığına inanıldığı için Oğuz boylarından Çepniler ile Oğuz hakanının hanımına onkun olmuştur. Hümâ her ne kadar efsanevî bir kuş ise de Orta Asya Türkleri arasında çok defa iyi cins av kuşlarına da kumay denilmiştir. Kırgızlar'da "karkuşu" diye de bilinen büyük bir kartal kumay adıyla tanınmaktadır (Ögel, s. 365). Bu özellikleriyle Türk ve İran mitolojilerinde kuşların en asili sayılması ve ayrıca devlet kuşu kabul edilmesi, hümânın başta Roma olmak üzere değişik kültürlerdeki güç ve kuvvet sembolü avcı kuşlarla benzerliğini hatıra getirmektedir.

Kaynaklarda şekli, özellikleri ve yaşadığı yer konusunda değişik bilgiler verilen hümâ bazılarına göre Hint Okyanusu'ndaki adalarda yaşayan güvercin büyüklüğünde, yeşil kanatlı, bazılarına göre de Çin, Hıtâ, Deştikıpçak veya Hindistan'da yaşayan serçeden büyük, boz saksağanı andıran bir kuştur. Yine bazı ortak özellikleri dolayısıyla hümâ sîmurg, anka, garuda, kaknus ve "phoenix" gibi diğer efsanevî kuşlarla karıştırılmıştır (bk. ANKA). Hümâyı diğerlerinden ayıran en önemli özellik cennet ve devlet kuşu olmasıdır. Onun yedi kat göğün üzerinde, felekler ve burçlar arasında dolaşıp Allah'a ulaştığına inanılır: "Ne erenler gelip geçti / Bular yurdu kaldı göçtü / Pervâz urup Hakk'a uçtu / Hümâ kuşudur kaz değil" (Yûnus Emre). Devlet kuşu vasfındaki devlet kavramı hem iktidar (hümâyun kelimesinin "hümâ"dan gelmesi) hem de saadet ve ikbal anlamlarını içermektedir. Daima gökyüzünde yaşayan hümâ yere bazan 40 arşın yaklaşır ve o zaman gölgesi kimin üzerine düşerse yahut başına konar veya pislerse o kişi ya hükümdar ya da çok zengin olur. Hümânın ayrıca hayatta iken ele geçmediğine, havada yumurtlayıp yavrusunu havada çıkardığına, ayakları olmadığına, hiçbir kuşu incitmediğine, tehlike halinde yavrularını kanatlarının altında koruduğuna ve onu bilerek öldürenin kırk gün içinde öleceğine inanılır.

Klasik Türk ve İran edebiyatlarında hümâ ile ilgili birçok tabir vardır. Meselâ "hümâ-yı lâ-mekân" (Allah), "hümâ-yı beyzâ-i dîn" (Hz. Peygamber), "hümâ-pervâz" (yüksekten konuşan), "hümâ-sâye" (iyilikleri yeryüzüne yayılmış), "hümâ-pâye" (yüksek dereceli), "hümâ-yı ikbâl" (yüksek talih, devlet kuşu) gibi ifadeler içinde benzetilen olarak kullanılmıştır. "Hümâ-yı evc-i izzet, hümâ-şeref, hümâ-tal'at, hümâ-yı nûr-bâl" gibi sözler de onun yüksekten uçması ve gölgesiyle ilgili inanışları yansıtır. Hümâ aynı zamanda erişilmesi imkânsız şeyleri de ifade eder. Bunların başında vuslatı mümkün olmayan sevgili gelir: "Sen bana gelmek baîd ü ben sana varmak muhâl / Kim hümâ inmez yere konmaz kebûter Kâ'be'ye" (Necâtî). Sevgilinin iltifatı âşığın başına devlet kuşu konması demektir. Sevgilinin saçı, kaşı, vuslatı hümânın kanatlarına, saçının gölgesi de mutluluk getirdiğinden hümânın gölgesine benzetilir: "Hat mı bu yâ gönlümün tafsîl-i vasf-ı hâlidir / Yâ hümâ-yı zülf-i yârin sâye-i ikbâlidir" (Ahmed Paşa). Yine divan şiirinde mazmun olarak kullanıldığı zaman talih, ikbal, saltanat ve ulaşılması güç mutluluk mânalarında düşünülmüştür: "Tâc-ı ikbâl ile her serkeşe rif'at gelmez / Fâhte olsa hümâ serve saâdet gelmez" (Neş'et).

Hümâ müstakil eserlere de konu teşkil etmiştir. Meselâ İran şairi Hâcû-yi Kirmânî'nin, Türk divan şairlerinden Cemâlî'nin ve Kara Fazlî'nin Hümâ vü Hümâyûn, Na'tî Mustafa ve Sâbit'in Edhem ü Hümâ adını taşıyan mesnevileri bunlardandır. Bu hikâyelerde hümâ, adını bu kuştan alan kadın kahramandır. Öte yandan Ferîdüddin Attâr'ın Manṭıḳu'ṭ-ṭayr'ında sîmurgu aramaya çıkan kuşlar arasında hümâ da vardır.

Hümâ başta âşık edebiyatında olmak üzere halk türkü ve hikâyelerinde, masallarda ve efsanelerde divan edebiyatındaki özellikleriyle söz konusu edildiği kadar güzellik sembolü olarak da kullanılmıştır: "Karacoğlan der ki gönül uğruna / Gökte melek yerde hümâ yavrusu." Saz şairleri hümâ kuşunu andıkları zaman bütün özellikleriyle sevgiliyi kastederler: "Baktım gözüne kaşına / Benzettim hümâ kuşuna / Beni hicran ateşine / Yakan dilber kiminsin sen" (Âşık Ömer); "Lâyık mıdır yara açma / Hümâ gibi yüksek uçma / Gelip üstümüzden geçme / Tabip olan yara bağlar" (Gevherî). Bu arada kendini hümâya benzeten şairler de çıkmıştır: "Ben hümâ kuşuyum koldan uçurma / Yazık olur sonra pişman olursun" (Sivaslı Âşık Sıdkı). Erzurum yöresinin "Hümâ kuşu yükseklerden seslenir" mayası da halk mûsikisinin tanınmış ezgilerinden biridir. Tasavvufta hümâ daha ziyade dervişin muhtaç olduğu himmeti temsil eder: "Devlet erdi ondan bana / Hâcet değil hümâ kuşu" (Yûnus Emre).

Hümâ resim, minyatür, dokumacılık, nakkaşlık gibi geleneksel Türk el sanatlarında çok önemli bir motif oluşturmuştur.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN