İstidane nedir?

Sözlükte hem "alacak" hem "borç" anlamındaki deyn kelimesinin türevi olan istidâne de çift anlamlı olup "ödünç (borç) istemek" ve "alacağını talep etmek" mânasındadır. Ancak kelime örfte ve hadislerde daha çok "ödünç isteme" anlamında kullanılmıştır (Müsned, VI, 232, 335; Nesâî, "Büyûʿ", 99). Fıkıh literatüründe de istidâne bir kimsenin gerek kendisi gerekse başkası adına borçlanması işlemini ifade eder ve borçlanma ehliyeti, unsurları, borçlanmayı doğuran sebepler ve doğurduğu sonuçlar bakımından ehliyet ve borcun genel esaslarına tâbidir (bk. BORÇ; DEYN; EHLİYET). Ancak istidâne vasînin vesâyeti altındaki kimseler, mütevellinin vakıf, kadının kocası adına borçlanmasında olduğu gibi, bir kimsenin hukukî bir infak ve harcama ilişkisi çerçevesinde başkası adına borçlanması gibi özel durumlarda genel teoriye nisbetle bazı ayrıntılı hükümlere konu olur. Bu durumlarda istidânenin terim anlamı denemezse de özel bir içerik kazandığı söylenebilir.

Vasînin ihtiyaç halinde bulunan vesâyeti altındaki kimseler için borçlanabilmesi ancak hâkimin izniyle mümkündür ve bu tür borçlanmalar için sonradan vesâyet altında bulunan kişiye rücû edebilir. Vasînin izin almadan yaptığı borçlanmalar için böyle bir hakkı yoktur. Aynı şekilde bir vakıf için tamir vb. sebeplerle borçlanma zarureti ortaya çıktığında veya vakıf adına veresiye mal satın almak gerektiğinde eğer vakfı kuran kimse buna izin vermişse mütevelli bu borçlanmayı yapabilir, değilse o da her iki şekilde borçlanabilmek için mahkemenin iznini almak zorundadır. Mâlikî ve Hanbelî hukukçularına göre böyle bir izne gerek yoktur.

İstidâneye en çok, kadının ihtiyaçlarının doğrudan kocası tarafından karşılanmaması halinde başvurulur. Bu da genellikle kocanın gāib ve mefkūd olması veya nafaka yükümlülüğünün devam ettiği iddet içinde ortaya çıkar. Hanefîler'in dışındaki hukukçular, kocanın nafaka borcunun doğması için bir mahkeme kararına gerek olmadığı ve bu borcun ödeme bakımından kişinin zimmetinde bulunan diğer borçlarından farkı bulunmadığı görüşündedir. Hanefîler ise karşılıklı rızâ ile nafaka miktarının tesbit edilmediği durumlarda bunun ancak mahkeme kararıyla belirlenebileceğini söylerler. Böyle bir karar olmaksızın kocadan bir ayı aşan nafaka borcu talep edilemez. Mahkeme talep üzerine hem nafaka miktarını belirler hem de kadına kocası adına borçlanmaya izin verir (bk. NAFAKA).

Nafakayı mahkemenin karara bağlamasının ve istidâneye izin vermesinin iki önemli sonucu vardır. Birincisi, nafaka borcunun Hanefîler'e göre zimmette sabit kuvvetli bir borç durumuna geçmesi ve ancak ödeme veya ibrâ ile düşebilmesi, zaman aşımından etkilenmemesidir; ikincisi de kendisi adına izinle yapılan borçlanmanın sorumlusunun koca olması ve kadının veya alacaklıların bu borçtan dolayı doğrudan ona yönelik bir talep ve dava hakkına sahip bulunmalarıdır. İstidâne izni olmadan kadının nafakası için yaptığı borçlanmaların muhatabı koca değil kendisidir; kadının sadece ödediği miktar için kocaya rücû hakkı vardır. Öte yandan Hanefîler'e göre bu şekilde mahkeme kararına bağlanıp veya karşılıklı rızâ ile belirlenip borçlanma izni verilmemiş nafaka alacakları zayıf bir alacaktır; taraflardan birinin ölümü, kadının nâşize durumuna düşmesi (bk. NÜŞÛZ) ve bir görüşe göre boşama ile düşer. Diğer mezhepler ise evlilik nafakasının koca açısından kuvvetli bir borç doğurduğunu, her durumda ödeme yükümlülüğü için mahkeme kararına ve borçlanma iznine ihtiyaç bulunmadığını söylerler.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
SON DAKİKA