İsaguci nedir?

Süryânî asıllı Yeni Eflâtuncu filozof Furfûriyûs'un (ö. 304), Aristo'nun mantık kitaplarının ilki olan Kategoriler'in anlaşılmasını sağlamak amacıyla kaleme aldığı, bu sebeple de isagoge (eisagoge "giriş") adını verdiği eserin asıl konusu yazarın "beş ses" veya "beş lafız" (quinqui voces) dediği "beş küllî"dir. Kitap, Arapça'ya çevrildiği dönemden itibaren İslâm kültür dünyasında Grekçe isminin Arapça'daki söylenişiyle Îsâġūcî olarak anılmış, müslüman müellifler de eserin tercüme ve şerhleriyle aynı mahiyetteki kendi telifleri için ya bu ismi veya Arapça'daki karşılığı olan "el-medhal" kelimesini kullanmışlardır.

Hacminin küçüklüğüne rağmen yüzyıllarca gerek Batı'da gerekse İslâm dünyasında büyük ilgi gören, zamanla Aristo'nun, Kategoriler'in de içinde bulunduğu Organon adlı külliyatının ayrılmaz bir parçası haline gelen Îsâġūcî'de Kategoriler'in anlaşılabilmesi için gerekli olan bilgilerden kısaca söz edildikten sonra beş küllîyi oluşturan cins, nevi, fasıl, hassa ve araz kavramları birer bölüm içinde incelenmekte, bu kavramlar üzerine kısa ve anlaşılması kolay açıklamalar yapılmakta, tanımlar verilmekte, her bir tümelin diğeriyle ilişkisi gösterilmektedir. Eserde tümel kavramlar kaplamları açısından ele alınarak bunların cevher kavramına göre yapılmış olan sıralaması ve tasnifi daha sonraları "Porphyrios ağacı" adı altında bir şema haline getirilmiştir (Öner, s. 24).

Batı'da ve Doğu'da Aristo'nun mantık külliyatıyla birlikte en çok okunan, tercümeleri ve şerhleri yapılan Îsâġūcî'yi, VI. yüzyılda Afrikalı retorikçi Marius Victorinus Latince'ye, VII. yüzyılda Athanasios Süryânîce'ye çevirmiştir. İbnü'l-Kıftî, eserin ilk defa Farsça'dan Arapça'ya çevirisinin II. (VIII.) yüzyılda İbnü'l-Mukaffa' tarafından yapıldığını bildirmektedir (İḫbârü'l-ʿulemâʾ, s. 169). İbnü'n-Nedîm'in kaydettiğine göre (el-Fihrist, s. 354-355) III. (IX.) yüzyılda Ebü'l-Kāsım er-Rakī eseri Süryânîce'den Arapça'ya tercüme etmiştir. Daha sonra Yahyâ b. Adî'nin de çevirdiği eserin Ebû Osman ed-Dımaşkī'ye ait olan çevirisi günümüze ulaşmıştır.

III. (IX.) yüzyıldan itibaren İslâm kültür dünyasında felsefe ile uğraşanlar Aristo mantığından ileri derecede yararlanırken Furfûriyûs'un Îsâġūcî'sine de büyük ilgi göstermişler; eseri ya orijinal adıyla veya "mantığa giriş" anlamına gelen Arapça bir isimle şerh yahut telhîs etmiş veya eserin muhtevasını kendi mantık çalışmalarının başına koymuşlardır. Bunlar arasında ilk çalışmalar olarak Ya'kūb b. İshak el-Kindî'nin Kitâb fi'l-medḫal bi-istîfâʾi'l-ḳavli fîh, Risâle fi'l-medḫali'l-manṭıḳī bi'ḫtiṣârin ve îcâz ve Risâle fi'ṣ-ṣavti'l-ḫamse adlı eserlerini, İbnü't-Tayyib es-Serahsî'nin İḫtiṣâru Kitâbi Îsâġūcî'sini, Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî'nin Kitâbü Îsâġūcî'sini ve Fârâbî'nin Kitâbü Îsâġūcî ey el-Medḫal'ini saymak mümkündür. Son eser üzerine İbn Bâcce tarafından bir ta'lik yazılmıştır. Bodleian Library'de bulunan ve başındaki Şerḥu'l-Medḫal fî ʿilmi'l-felsefe li-Ebî Naṣr b. Tarhân el-Fârâbî şeklindeki kayda dayanarak Fârâbî'ye atfedilen şerhin orijinal metninin ilk sayfasında eserin hıristiyan filozof Ebü'l-Ferec İbnü't-Tayyib'e ait olduğu açıkça belirtilmiştir. İbn Sînâ da ansiklopedik eseri eş-Şifâʾın başında giriş mahiyetindeki özel bölümde mantığa dair bazı genel bilgilerden sonra Îsâġūcî'nin konusu olan tümellerle ilgili kavramlar üzerinde durmuş, yer yer Furfûriyûs'tan farklı açıklamalar yapmıştır.

Îsâġūcî ve onun konusu üzerinde çalışmalar yapmak, hatta bu ismi taşımasına rağmen içerik olarak Furfûriyûs'un eserinden kısmen veya tamamen farklı eserler yazmak İslâm mantığında bir gelenek halini almış olup bunlar arasında İbn Sînâ çizgisinin önemli isimlerinden Esîrüddin el-Ebherî'nin Îsâġūcî fi'l-manṭıḳ adlı eserinin özel bir yeri vardır. er-Risâletü'l-Es̱îriyye fi'l-manṭıḳ adıyla da tanınan kitap özet bir şekilde klasik mantığın bütün konularını içermektedir; bundan dolayı da medreselerde okutulan ilk ders kitabı olma özelliğini kazanmış, çeşitli şerh ve hâşiyeleri yapılmıştır. Eserde Aristo'nun Organon'unu oluşturan sekiz kitaba Furfûriyûs'un Îsâġūcî'sinin eklenmesiyle dokuza ulaşan külliyatla birlikte Fârâbî ve İbn Sînâ'nın eserlerindeki tertibe uygun olarak mantığın bölümleri ve konuları özlü bir şekilde tanıtılmıştır; delâlet konusuna ise yine beş küllîden önce yer verilmiştir. Furfûriyûs'un Îsâġūcî'si ile Ebherî'nin Îsâġūcî'si arasındaki tek münasebet, Furfûriyûs'un kitabının temel konusunu teşkil eden beş küllînin Ebherî'nin Îsâġūcî'sinde de çok kısa olarak yer almasıdır. Ebherî'nin eseri daha ziyade İbn Sînâ'nın ʿUyûnü'l-ḥikme'sinin ilk bölümünü teşkil eden "Îsâġūcî"yi hatırlatmaktadır. Nitekim her iki eser de mantığın bütün bölümlerini ihtiva etmekte, bu bölümlerden birini de beş küllî oluşturmaktadır. Ancak dikkatli bir şekilde incelendiğinde Ebherî'nin Îsâġūcî'sinin ʿUyûnü'l-ḥikme'deki "Îsâġūcî" bölümünün kopyası olmadığı görülür. Meselâ beş küllînin söz konusu edildiği yerlerde Ebherî bunları Furfûriyûs'un tertibine uygun olarak cins, tür, fasıl, hassa ve araz diye sıralarken İbn Sînâ cins, fasıl, tür, hassa ve araz şeklinde sıralar. Fakat içlem ve kaplam ilişkisi bakımından İbn Sînâ'nın tertibinin daha isabetli olduğu söylenebilir. Ayrıca İbn Sînâ, aynı bölümde Aristo'nun on kategorisini kısaca tanıttığı halde Ebherî kategorilerden hiç söz etmez. Önermeler ve kıyas konusu da her iki eserde farklı olarak incelenmektedir. İbn Sînâ kısa da olsa istikrâ (tümevarım) ve temsile (analoji) yer verirken Ebherî bunları da ihmal etmiştir. Ebherî başkalarından aldığı bilgileri kimden aldığını belirtmeyi de ihmal etmez.

Daha sonraki çalışmalar büyük ölçüde Ebherî'nin Îsâġūcî'si etrafında sürdürülmüştür. Eser üzerine çok sayıda şerh yapılmış olup Molla Fenârî'nin el-Fevâʾidü'l-Fenâriyye'si ile Zekeriyyâ b. Muhammed el-Ensârî el-Kāhirî'nin el-Muṭṭalaʿ adlı şerhi bunların en meşhurlarıdır. Fenârî'nin şerhi üzerine yapılan hâşiyeler arasında Kul (Kavil) Ahmed diye tanınan Ahmed b. Muhammed b. Hıdır'ın şerhi Ḳul Aḥmed ve Burhâneddin b. Kemâleddin b. Hâmid'in el-Fevâʾidü'l-Burhâniyye'si önemlidir. Bunlardan Kul Ahmed'in şerhi üzerine Ebû Bekir b. Abdülvehhâb el-Halebî bir ta'lîkāt yazmıştır. Îsâġūcî'ye dair dikkate değer bir başka şerh de Hüsâmeddin Hasan el-Kâtî'ye aittir. Bu şerh üzerine Mevlânâ Karaca Ahmed ve Muhammed b. Muhammed el-Berdaî'nin hâşiyeleri vardır. Diğer önemli şerhler arasında Nûreddin Ali b. İbrâhim eş-Şîrâzî, Muslihuddin Mustafa b. Şa'bân, Hakîm Şah el-Kazvînî, Hayreddin Hızır b. Ömer el-Atûfî ve Gelenbevî'nin şerhleri sayılabilir.

Ebherî'nin Îsâġūcî'si nazma da çevrilmiştir. Abdurrahman b. Seyyidî Muhammed el-Ahdarî'nin es-Süllemü'l-mürevnaḳ fi'l-manṭıḳ'ı oldukça meşhurdur. Diğer bir manzum Îsâgūcî de İbrâhim eş-Şibrî'ye aittir. Eser Ahmed Fuâd tarafından Mi'yârü'l-ulûm adıyla Türkçe'ye tercüme edilmiştir (İstanbul 1292).

Îsâġūcî üzerine XVIII. yüzyıldan sonra Mısır'da da bazı şerhler yazılmıştır. Bunlar arasında Hasan b. Muhammed el-Attâr'ın çalışmaları kayda değer görülmektedir. Cumhuriyet dönemine kadar Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak okutulan Îsâġūcî, Ehvânî'nin verdiği bilgiye göre 1950'li yıllara kadar Ezher Üniversitesi'nde de okutulmaktaydı.

Ebherî'nin Îsâġūcî'si Batı'da ilk olarak P. Thomas Novariensis tarafından Latince'ye çevrilerek 1625'te Roma'da basılmış, bunu diğer çeviriler ve bazı adaptasyonlar takip etmiştir. Eser Tanzimat döneminde de ilgi görmüş ve çeşitli tercümeleri yapılmıştır. Ali Haydar'ın Hediyyecik, Ali Remzi'nin Hediyyetü't-tullâb, Mehmed Fuad'ın Îsâgūcî tercümeleri bunlar arasında sayılabilir. Ahmet Kayacık, Ebherî'nin Îsâgûcî'sinin İlk Şerhleri başlıklı bir doktora çalışması yapmıştır (1996, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü). Furfûriyûs'un Îsâġūcî'si de Hamdi Ragıp Atademir ve Betül Çotuksöken tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir (bk. bibl.). Hüseyin Sarıoğlu, Ebherî'nin Îsâġūcî'sinin edisyon kritiğini yapmış ve Türkçe'ye tercüme etmiştir (İstanbul 1998). Sarıoğlu bu çalışmasında ayrıca Furfûriyûs, Fârâbî, İhvân-ı Safâ, İbn Sînâ ve Ebherî'nin Îsâġūcî'lerini muhteva ve özellikleri açısından karşılaştırmış, Ebherî'nin eserini de şema haline getirmiştir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN