Devâtdâr kimlere denir ?

Arapça devât (divit) ile Farsça dâr (tutan) kelimelerinden meydana gelmiş olup düvâdâr, devâdâr, devîdâr, düveydâr ve divitdâr şeklinde de kullanılmıştır.

Devât Abbâsîler'de ve Selçuklular'da vezirlik alâmetlerinden sayılırdı. Devâtdârlığın ilk defa Büyük Selçuklu Devleti'nde ihdas edildiği ve sivil görevliler tarafından yürütüldüğü ileri sürülmekteyse de (EI2 [İng.], II, 172) bu müessesenin daha önceki İslâm devletlerinde de mevcut olduğu bilinmekte, Abbâsîler, Fâtımîler ve Eyyûbîler'de basit bir memuriyet olarak adına rastlanmaktadır. Eyyûbîler'de devâtdârın ne gibi görevler yaptığı belli değildir; ancak Akkâ müdafaasına katılan Seyfeddin Sungur ed-Devâdâr adlı bir emîrden bahsedilmektedir. Mücâhidüddîn Aybeg el-Müstansırî, Abbâsî halifelerinden Müstansır-Billâh (1226-1242) ve Müsta'sım-Billâh (1242-1258) dönemlerinde "devâtdâr-ı sagīr" olarak görev yapmıştır. Anadolu Selçukluları'nda da devâtdârlık (emîr-i devât) müessesesi mevcut olup atabeg ve nâib-i saltanat olarak devlete önemli hizmetlerde bulunan Celâleddin Karatay emîr-i devâtlık görevinde bulunmuştu (İbn Bîbî, s. 569). Devâtdârlık Mısır ve Suriye Memlük Devleti'nde giderek önemli bir mansıb haline gelmiş ve sadece bu devlette büyük emirlikler arasında yer almıştır. Sultan Baybars zamanında (1260-1277) devâtdâr aslî görevleri yanında sır kâtipliği hizmetini de ifa etmekteydi. Memlük Sultanı Kalavun (1279-1290), Fâtımîler'deki gibi bir sır kâtibi tayin ederek önemli bazı hizmetlerin devâtdârlıkla birlikte yürütülmesini istemiştir.

Memlükler devrinde bu tabir devâdâr şeklinde kullanılmıştır. Bahriyye Memlükleri döneminde (1250-1390) devâdârın önemi ve nüfuzu günden güne arttı, devâdârların sayısı çoğaldı. İlk zamanlarda bu memuriyete erbâb-ı kalemden (memurlardan) tayinler yapılıyordu. Sonraları on veya yirmi memlüke kumanda eden emîrlerle kırk memlüke kumanda eden tablhâne emîrleri tayin edilmeye başlandı. Emîr Baybars, Sultan Muhammed b. Kalavun tarafından "devâdâr-ı kebîr" unvanıyla Dîvân-ı İnşâ reisliğine getirildi. Sultan el-Melikü'n-Nâsır Hasan da "emîrü mie" ve "mukaddemü'l-elf" denilen ve bin memlüke kumanda eden birinci sınıf emîrlerden Tuğtemür en-Necmî'yi devâdâr tayin ederek kendisine "devâdâr-ı kebîr" unvanı verdi. Sultanın huzurunda önemli mevkiye sahip olan yirmi beş görevliden biri de devâdâr-ı kebîr idi. Devâdâr-ı kebîr rütbece emîr-i âhûr-i kebîrden sonra, sultanın memlüklerinden sorumlu olan re's-i nevbeti'n-nüvvâbdan önce gelmekteydi. Sayıları çoğalan devâdârların her birinin belli bir statüsü ve muayyen bir işi olmakla beraber sık sık değişik hizmetlerde de kullanıldıkları olmuştur. Elçileri karşılayıp ağırlamak ve onları sultanın huzuruna çıkarmak gibi işlerde mihmandarla beraber devâdâr da görev alırdı. Haftanın belli günlerinde dârüladlde bizzat sultanın iştirakiyle kurulan mezâlim mahkemelerinde devâdâr da bulunur, sultanın etrafında usulüne göre yer alan çeşitli görevlilerin arkasında hüccâb ile ayakta bekler ve muhakemelerin cereyanı sırasında mahkemeye giriş çıkışları düzenleyerek disiplini sağlardı.

Devâdâr, sultana gelen ve sultan tarafından gönderilecek olan her türlü mektup ve evrakı emîr-i candar ve kâtib-i sır ile birlikte alır, özel bir merasimle sultana takdim ederdi. Bu aslî görevleri yanında devâdârlar ayrıca zekât ve vergileri toplamakla görevlendirilir, elçilik yapar, sultanın fermanı ile bazı emîrlerin tutuklanmasında da istihdam edilirlerdi. Devâdâriyye mansıbının önem ve itibar kazanmasında bu göreve getirilen emîrlerin kuvvetli şahsiyetleri ve nüfuzları da rol oynamıştır. Nitekim Sultan el-Melikü'l-Eşref Şa'bân'ın (1363-1376) önde gelen emîrlerinden Aktemür Hanbelî ve halefi Taştemür devâdâr-ı kebîr olunca nâib-i saltanat imtiyazı ile geniş yetkiler elde etmişlerdi. Burciyye Memlükleri döneminde (1382-1517) devâdârların nüfuzları daha da arttı. Hatta Barsbay ve Tomanbay örneklerinde olduğu gibi tahta geçişte bir basamak olarak kullanıldı. Sultan Berkuk'un emîrlerinden Yûnus ve el-Melikü'n-Nâsır Ferec'in emîrlerinden olan oğlu Yeşbek devâdâr-ı kebîr olarak posta, maliye ve adliye işlerine de bakıyorlardı. Emîr Yeşbek emîr-i silâh, vezâret, üstâdüddâr gibi büyük emirlikleri de üzerine almıştı. Bunlar sultana ait azil ve tayin işlerine de müdahaleye başladılar, hatta bazı saltanat nâiblerinin azlinde bile etkili oldular. Sultan el-Melikü'z-Zâhir Çakmak ile Sultan el-Melikü'l-Eşref Seyfeddin daha önce devâdâr-ı kebîr olarak devletin en güçlü emîrleri arasında yer almışlardı.

Devâdâr-ı kebîr bazı askerî işlerde Dîvânü'l-ceyş'in reisi nâzırü'l-ceyş ile birlikte çalışırdı. Sultana ait cami, medrese, ribât ve zâviye gibi hayır kuruluşlarının idaresinden sorumlu olan Dîvânü'l-ahbâs'a da devâdâr-ı kebîr bakardı. Her büyük emîrin olduğu gibi devâdârın da bir sancağı vardı, alâmeti de divit ve kalemdan idi. Devâdâr-ı kebîre genellikle emîr-i mie iktâ*ları verilir, bazan da daha alt derecede tablhâne emirliği ve onun iktâsı lâyık görülürdü.

Rütbece devâdâr-ı kebîrden sonra gelen ve sayıları zaman zaman değişen diğer devâdârların da devlet işlerinde önemli fonksiyonları vardı. Onlar, yirmiler ve tablhâne emirliği derecesiyle, bazan da emîr-i mie ve mukaddemü'l-elf rütbeleriyle tayin edilen devâdâr-ı sânî önemli yetkilere sahipti; askerî işlere bakar ve vergilerle ilgili kararları yazardı, ayrıca mühim meselelerde fikri alınırdı. Devâdâr-ı sânî daha sonra halk arasındaki anlaşmazlıkları halletmeye ve bir kısım davaları görmeye başladı. Bazı büyük emîrlerin tayiniyle uğraştığı için de bu makam daha çok itibar kazandı. Meselâ nüfuzlu emîrlerden Canı Beg, emîr-i mie ve mukaddemü'l-elf rütbesiyle devâdâr-ı sânî tayin edilince devlet işlerinde en yetkili emîr durumuna gelmişti. Emîr Temürboğa da mukaddemü'l-elf rütbesiyle devâdâr-ı sânî tayin edildiğinde devlet idaresindeki yeri ve itibarı artmış, memleket işleri ondan sorulur olmuştu. Diğer devâdârlar ise (eddevâdâriyyetü's-sıgar) emîrlerden olmayıp hasekilerden seçilirlerdi. Bunlar arasından tayin edilen devâdâr-ı alâmet, sultanın emir ve fermanlarına onun tevkī' ve tuğrasını basmakla görevliydi. Teamüle uymamakla beraber bir devâdâr-ı sagīrin diğer rütbeler atlanarak nâib-i saltanat tayin edildiği de olmuştur. Devâdâr-ı kebîrin atabekü'l-asâkir (Mısır'daki askerin kumandanı) olması hoş karşılanmazdı. Saltanat nâiblerinin de sultan gibi çok sayıda devâdârı vardı. Ayrıca diğer büyük emîrlerin, kādılkudât vb. büyük memurların özel kâtipliklerini yapan çeşitli sayıda devâdârları bulunurdu.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi


BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN