Çevgân nedir?

Farsça'da sözlük anlamı "değnek, sopa" olan çevgân (yk.bk.), üst tarafında tek veya iki yöne çatallaşarak kıvrılan gümüşten yapılmış bir ince değneğe, bu kıvrık uçlar arasında sallandırılmış zincirler ve bu zincirlere yuvarlak, kapalı, madenî küçük çıngıraklar ilâvesiyle meydana gelmiştir. Fındıktan daha küçük olan bu yuvarlakların içindeki serbest madenî çekirdek hafifçe hareket ettirildiğinde çevgânın sesini verir. Bu ses çevgânı aşağı, yukarı, sağa, sola sallamak suretiyle meydana gelen sarsıntılardan elde edilen farklı çıngıltı ve şıngırtılardan ibarettir. Çevgân taşıyana çevgânî denir. Sarayda Enderûn-ı Hümâyun iç ağalarının bazılarında çatalbaş, oldukça uzun çift dizi; kaptanpaşa iç oğlan çavuşunun tek kıvırma başlı, kısa üç dizi; alay çavuşlarının çatalbaş, kısa tek dizi; vezir iç oğlan başçavuşu ile vezir iç oğlan çavuşlarının çatalbaş, kısa üç dizi çıngıraklı çevgânları olurdu. Mehterhâneyi doğrudan ilgilendiren ise vezir iç oğlan başçavuşu ile çavuşlarının ellerinde bulundurdukları çevgânlardır.

Bir vezir iç oğlan başçavuşu ikindi divanında, iştirak edeceği mehterhânenin kat adedi kadar çavuşla mehterhâne faslında yer alırdı. Klasik mehterhânenin son dönemleri olan XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde vezîriâzam, vezirler, devlet kâhyası ve yeniçeri ağasının dokuzar katlı mehterhâne çaldırma yetkisi vardı. Böyle bir mehterhânenin nevbet düzeni, vezir iç oğlan başçavuşunun, "Vakt-i sürûr u safâ mehterbaşı ağa hey hey" sözleriyle mehterhâneyi göreve çağırmasıyla başlardı. Fasıl icra edilirken aralarda çavuşlar gümüş çevgânlarını sallayarak "ala hey" diye bağırırlardı. Müşir Ârif Mehmed Paşa'nın Mecmûa-i Tesâvîr-i Osmâniyye adlı eserinin Fransızca nüshasında, fasıl aralarında çavuşların çevgânlarını hareketlendirerek ilâhi okuduklarından bahsedilmektedir ki bu ifade bir tercüme hatasından kaynaklanmış olmalıdır ("ala hey" tabiri, tercümede "ilâhi" şeklini almıştır). Zira mehter icrasında ilâhi okunması âdeti yoktur.

II. Mahmud tarafından yeniçerilikle birlikte mehterhânenin lağvından (1826) sonra II. Meşrutiyet'in (1908) ilânını müteakip Ferik Ahmed Muhtar Paşa'nın müdürlüğü sırasında, Müze-i Askerî-yi Osmânî bünyesinde yeniçeri mehterini temsil etmek amacıyla aslına uygun olarak Mehterhâne-yi Hâkānî kuruldu (1914). Orduya yaygınlaştırılamayan yeni mehterhâne bu hüviyetiyle Türkiye Cumhuriyeti'ne intikal etti. 1935 yılında kapatıldıysa da 1952'de tekrar faaliyete geçirildi. Mehterhâne, halen Askerî Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı'na bağlı Mehterân Bölüğü adı altında bu geleneği yeni örneklerle destekleyerek sürdürmektedir. II. Meşrutiyet'ten sonra devam eden mehterhânede de çevgân sazı yerini almıştı.

Günümüzün çevgânı 110-115 cm. uzunluğunda ahşap ve sarı pirinçten yapılmıştır. Çevgânın alemi ve çatalbaşı, iç içe geçmiş hilâlleri, bu hilâller üzerinde asılı küçük çan çıngırakları ile dip tozu pirinç, değnek kısmı ise ahşaptır. Çatalbaşın iki tarafına asılmış biri beyaz, biri siyah iki küçük tuğcuk vardır. Eskiden siyaha boyanan ahşap kısım bugün sarı pirinç renginde verniklenmektedir. Uç tarafından çatalbaşa bağlanan hilâller orta kısımlarından değneğe çakılmıştır. Zincirli, kapalı yuvarlak çıngırakların yerini küçük çan çıngırakları almış olup zincir bulunmamaktadır. Mehter takımında çevgânîler, çevgânîbaşı idaresinde aynı zamanda birer hânende olarak yer alırlar.

XVII. yüzyıldan itibaren mehter mûsikisinin Avrupa'daki mûsiki faaliyetlerini etkilediği bilinmektedir. Mozart, Beethoven, Haydn, Gluck, Bizet gibi birçok bestekârın eserlerinde bu izlere rastlamak mümkündür. Bu ilgiye paralel olarak mehter mûsikisi aletleri de Avrupa'da birçok askerî muzıka takımında ve hatta orkestralarında yer almaya başlamıştır. Bu aletlerden biri de çevgândır. O dönemde Avrupa'da çevgânın sesine duyulan ilgi öylesine artmıştır ki Türk üslûbunda bestelenen eserlerin piyanoda çalınması esnasında, mehterhâne efektinin daha uygun olabilmesi için, her bir parmak yerinin üstüne dikilmiş birer kapalı yuvarlak mini çevgân çıngırağı bulunan eldivenler icat edilmiştir. Çevgân daha sonra bazı muzıka takımlarından kaldırılmışsa da meselâ Hitler zamanında Alman piyade muzıkasında daima bir düzüm (ritm) unsuru olarak kullanılmıştır.

Hemen bütün Avrupa'da tanınan çevgân, şekli ve birtakım özellikleri de göz önünde bulundurularak bazı isimlerle anılmıştır. Danimarkalılar janitscharspil, İsveçliler Turkiskt klockspel, Polonyalılar ksiezyc Turecki, İngilizler crescent, Turkish crescent, jingling johnnie, Romenler toiag, Almanlar schellenbaum, Hollandalılar halve maan, Ruslar bunçuk, Fransızlar chapeau Chinois, pavillon Chinois, İtalyanlar ise capelle Chinese, padiglione Chinese adını vermişlerdir.

Batı bandolarına çok eskiden giren bu alet Osmanlılar'a, Tanzimat bandolarıyla ve Batı'da yapılan çok süslü ve değişik tipiyle tekrar dönmüştür. Fakat İtalyanca adından (capelloe Chinese=Çin şapkası) bozma kapelkinoz diye isimlendirilmiş, ay yıldızla süslü oluşundan dolayı eflâki temsil edercesine felek adı verilmiştir. Leylâ Hanım, Saray Hatıraları adlı eserinde harem muzıka bando takımının bir icrasını anlatırken bu aletten "Japon şemsiyesi" olarak bahsetmektedir. Bu tür bir alet halen Askerî Müze Mehterhânesi'nde icrada yer almayarak sadece törenlerde kullanılmaktadır.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN