İbnü’l-kıt

Endülüs Emevî Emîri I. Hişâm'ın (788-796) soyundan gelir; taşıdığı İbnü'l-Kıt künyesini kimden aldığı veya lakap olarak ismin mahiyeti bilinmemektedir. Mu'tezilî fikirlerin etkisi altında kalmıştır. Kurtuba'da (Cordoba) oturup astrolojiyle meşgul olurken Ebû Ali es-Serrâc adlı bir İsmâilî dâîsinin çağrısına uyarak hıristiyanlara karşı başlatılan cihad hareketinin başına geçmiştir.

Emîr Abdullah döneminde (888-912) ülkenin dört bir yanına yayılan isyanlar, devleti kuzeyden gelen hıristiyan hücumlarına karşı sınırlarını koruyamaz hale getirmişti. Asturias Krallığı müslümanların içine düştüğü bu karışıklığı fırsat bilerek Emevî topraklarına saldırılarını arttırdı ve sonunda kuzeybatıdaki stratejik öneme sahip Semmûre (Zamora) şehrini ele geçirdi. Sınır boylarındaki ribâtlarda yaşayan gönüllüler, devletin boşluğunu doldurmaya gayret ettilerse de gereken destek ve yardımı alamadıkları için başarılı olamadılar. Bunlardan, hakkında İbn Hayyân'ın "zâhidlik taslayan fitne körükçüsü" dediği Ebû Ali es-Serrâc dini kurtarmak adına köy köy, şehir şehir dolaşarak halkı cihada çağırmaya başladı ve bu arada Kurtuba'ya da giderek İbnü'l-Kıtt'a başlattığı hareketin siyasî liderliğini üstlenmesini teklif etti. Teklifi olumlu karşılayan İbnü'l-Kıt, Ebû Ali es-Serrâc ile birlikte 288 (901) yılında Kurtuba'dan ayrılıp daha çok Berberîler'in yaşadığı Fahsülbellût (Pedroches), Cebelülberânis (Sierra de Almadén) ve Vâdiiâne (Guadiana) gibi şehirlerle çevrelerini dolaşmaya başladı. Buralarda Emîr Abdullah'ın yetersizliğini, dinin korumasız kaldığını, adaletin işlemediğini ve cihadın terkedildiğini söyleyerek halkı kendi yanında yer almaya çağırdı; gidemediği yerlere de mektup gönderdi. Bu davet Abdullah'ın kendilerini korumadığı kanaatinde olanlar, özellikle sınır boylarında yalnız kalan gönüllü mücahidler arasında sevinçle karşılandı ve büyük bir kabul gördü. Bu durumdan cesaret alan İbnü'l-Kıt önemli bir adım atarak mehdîliğini ilân etti. Bunu ispatlamak için de göz boyamaya yönelik bazı sihirbazlık oyunlarına başvurdu; meselâ eline aldığı kuru odun parçalarını sıktığında uçlarından su akıyormuş gibi gösterebiliyordu. Bundan başka gelecekle ilgili kehanetlerde de bulundu. Onun bu oyunları ve kehanetleri, İslâmî bilgileri son derece yüzeysel olan halk arasında hayretle karşılandı ve âdeta peygamber yerine konuldu.

İbnü'l-Kıt, birkaç aylık bir süre içinde 60.000 kişilik bir gönüllü ordusu toplamayı başardı ve hemen ardından ilk hedef olarak seçtiği Semmûre'ye doğru harekete geçti; hareketinden önce orada bulunan Asturias Kralı III. Alfonso'ya bir mektup göndererek kendisini İslâm'a davet etti. Bu mektuba sinirlenen III. Alfonso, Talabîre (Talavera), Vâdilhicâre (Guadalajara) ve Şentemeriye'den (Santaver) katılanlarla sayısı daha da artan İslâm ordusunu şehre varmadan önce durdurmak için karşılamaya çıktı. İki taraf arasındaki ilk çarpışmaların galibi müslümanlar oldu. Fakat İbnü'l-Kıtt'ın savaşı kazanması halinde kabilesi ve bölgesi üzerindeki nüfuzunun sona ereceği endişesine kapılan kalabalık Nefze Berberîleri'nin lideri Züâl b. Yaîş, yanına çektiği diğer bazı kabile reisleriyle birlikte savaş meydanını terketti. Bu durumu gören III. Alfonso, askerlerini toparlayarak yeniden hücuma kalktı ve galip gelerek müslümanları kılıçtan geçirdi. Savaştan sonra ölüler arasında bulunan İbnü'l-Kıtt'ın başı kesilerek Semmûre kapısına asıldı (20 Receb 288 / 10 Temmuz 901). Çok sayıda müslümanın can verdiği bu olay halk tarafından "Yevmü Semmûre" adıyla anılmıştır.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN