İncu nedir?

Eski Uygurca ve Moğolca belgelerde ençü, inçü, ençi şekillerinde yazıldığı ve çeşitli sözlüklerde "emlâk-i hâssa; köle, esir, kul; miras; çeyiz" anlamlarıyla karşılandığı görülen (Doerfer, II, 220-225) incü kelimesinin aslında Çince ying "evlendiğinde geline verilen câriye" ismi olduğu sanılmaktadır (Clauson, s. 173). Kelime İlhanlılar'da daha çok hükümdarın ve hükümdar ailesinin özel emlâkiyle buralarda yaşayan esir ve kulları ifade etmek için kullanılmış ve bu emlâkle ilgilenen görevlilere încû veya încûî denilmiştir. İlhanlılar'dan sonra Fars bölgesini hâkimiyetine alan hânedanın adı da kurucusu bir încû olduğu için Âl-i İncû'dur (bk. İNCÛLULAR).

Moğollar'ın Yakındoğu'ya gelmesinden sonra genellikle mahallî hânedanlara ait topraklar İlhanlı hükümdar ve ailelerinin mülkiyetine geçmiştir (Vassâf, s. 211, 230). Müsâdereler ve çeşitli sebeplerle sahipsiz kalan yeni toprakların da eklenmesiyle bu arazilerin genişlediği görülmektedir. Meselâ Vezir Şemseddin Cüveynî'nin yıllık 360 tümen (3.600.000 dinar) geliri olan emlâki azledilmesiyle birlikte incüye dönüşmüştür. İlhanlı hükümdarlarının zaman zaman satın almak suretiyle de şahsî incülerine (İncû-yi hâs) toprak kattıkları bilinmektedir. Ayrıca Ani örneğinde olduğu gibi bazı şehirlerin hükümdarın şahsî mülkü haline geldiği anlaşılmaktadır. Încû-yi hâs ile ilgili işler Dîvân-ı İncû veya Hükûmet-i İncû adı verilen bağımsız bir daire tarafından yürütülmüş (Aksarâyî, s. 228; Vassâf, s. 349), gelirleri de hükümdarın özel hazinesinde toplanmıştır. Ailenin diğer mensuplarına ait incüler ise genellikle mahallî hânedanların temsilcileri, Moğol emîrleri veya üst düzey bürokratlar tarafından idare edilmiştir. Belgelerden Geyhatu'nun bütün Anadolu'daki incüleri Emîr Tâycû'ya ve Olcaytu'nun yalnız Aksaray'dakileri Oktâ adlı emîre emanet ettiği öğrenilmektedir.

İncü arazilerinin genişliği hakkında kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Ancak Vassâf'ın kayıtlarına bakılırsa sadece Şîraz'daki topraklar Argun Han zamanında (1284-1291) 600.000 ve Gāzân Han zamanında (1295-1304) 1 milyon dinara mukātaaya verilmiştir (Târîḫ, s. 231, 268, 317). Yine Fars eyaletindeki incülerin 692'de (1293) dört yıllık bir süre için 1000 tümene (10 milyon dinar) mukātaaya verildiği bilinmekte ve bu emlâkin, özellikle Şîraz'dakilerin devlete ait divanî arazilerle şahsî mülklerden daha büyük olduğu görülmektedir (Petrushevsky, II, 455). İncülerin kullanımı ve işletme şekilleri hakkındaki bilgiler dağınık ve yetersizdir. Bu arazilerin bazı vergilerden muaf tutulduğu ve vergi işlerinin divanî arazilerinki gibi genellikle belirli aileler tarafından mukātaa suretiyle yürütüldüğü anlaşılmaktadır (Vassâf, s. 231, 268, 317, 349). Görünüşe göre, İlhanlı hükümdarlarının incüler üzerinde sahip oldukları haklar mutlak bir mülkiyetin gerektirdiği bütün şartları taşıyordu. Hükümdar bu arazileri dilediğinde bir kimseye bağışlayabilmekteydi; bu durum, incü arazilerinin bir kimsenin özel mülkü haline dönüşebildiğini göstermektedir. Bunun yanı sıra hükümdarın incü arazisini vakfetmesi de söz konusu idi. Gāzân Han, Tebriz yakınlarında Şenb-i Gāzân (Gāzâniyye) adıyla yaptırdığı eserlerin giderlerini kendi incüsünün gelirlerinden şer'î usullere göre tayin etmişti. Hükümdarın veya hânedan üyelerinin incüleri çocuklarına miras kalabiliyordu. Bu veraset hukukuna dayanarak şehzadelikleri sırasında Argun, Ahmed Teküder'e, Gāzân Han da Baydu'ya karşı babalarının Fars'taki incü arazileri üzerinde hak iddiasında bulunmuşlardı.

Gāzân Han zamanında toprakla ilgili bütün meseleler ele alınırken incüler üzerinde de önemle durulmuştur. Önce ülkedeki toprakların genel bir tahriri yaptırılarak vilâyetlere gönderilen yazıcıların köy köy dolaşıp "defâtîr-i kanûn" adı verilen defterlere bütün özel mülk, incü ve vakıf arazileri kaydetmeleri sağlanmış, arkasından da 703 yılı başlarında (Ağustos 1303) askerî güzergâhlarla yaylak-kışlak yolları üzerinde bulunan araziler Moğol askerlerine iktâ olarak dağıtılmıştır. Dağıtılan bu araziler arasında incülerin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu uygulama Gāzân Han'ın ölümünden (703/1304) sonra bütün ülkeye yaygınlaştırılamamıştır. İncü uygulaması İlhanlı Devleti'nin yıkılışından sonra Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevî hânedanları tarafından "hassa" ve "hâlisa" adları altında devam ettirilmiştir (Şems-i Münşî, I/2, s. 369; II, 309; Abdullah b. Muhammed el-Mâzenderânî, s. 42, 165, 220).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN