İpek

Türkçe'nin çeşitli lehçelerinde yibek, yipek, yifek, cifek, çipek, jibek gibi telaffuzlarla söylenen kelime ip kökünden türetilmiştir (Räsänen, s. 204). Öte yandan ipeğin bugün bilimsel adı olan Latince ser(icum) Farsça'ya sere ("beyaz ipekli şerit", bk. Steingass, s. 680) şeklinde geçmiştir. Sericum kelimesi, Roma kaynaklarında Uzakdoğulular'a verilen Ser(um) adından gelmektedir (["Çinî, Çinliler'e ait" anlamında], bk. Gaffiot, s. 1428-1429). Arapça'da "ipek kumaş" anlamına gelen ve Abdullah b. Ömer'in kullanılmasını hoş görmediği serak da bir görüşe göre aynı köktendir (Kermilî, s. 359-361). İbn Ömer onun yerine harîr kelimesinin kullanılmasını ister (Buhârî, et-Târîḫu'l-kebîr, VII, 136).

İpek böceği kozasından elde edilen ipek ilk defa Çin'de üretilmiştir. Bilim adamları arasında başlangıç tarihini milâttan önce III. bine kadar götürenler bulunduğu gibi bunun Shang hânedanı dönemine (m.ö. 1450-1050) rastladığını söyleyenler de vardır. Milâttan önce VI. yüzyılda yaşayan Hezekiel'in yazdıklarından Kudüs kadınları içinde ipekli elbise giyenler olduğu anlaşılmaktadır. Bir Kelt hükümdarının mezarında milâttan önce VI. yüzyıla tarihlenen Çin işi ipek kumaş parçaları ele geçirilmiştir (Haussig, s. 70). Bunlar, Ortadoğu ve Batı'nın milâttan en az altı yedi asır önce ipeği tanıdığını ortaya koymaktadır. Milâttan önce III. yüzyılın sonlarından itibaren Çin'de ipek üretimi devlet kontrolüne alınmış, top ağırlıklarına standart getirilmiş ve yapım yeri, ebadı, fiyatı hakkındaki bilgilere önem verilmiştir. Zamanla geçimini ipekçilikten sağlayan ailelerin sayısının çok artmasına ve milâttan sonra I. yüzyılın başlarında ipek üretiminin en üst seviyeye ulaşmasına rağmen dünya piyasalarında Çin ipeğine olan talep azalmıştır. Bunun sebebi Çin dışında da üretimin başlaması ve sırasıyla Hotan, Hindistan, Kuça ve Turfan bölgelerine yayılmasıdır. Plinius (ö. 79), Naturalis historia'sında ipek böceği ve kozadan ipek elde edilmesiyle ilgili birtakım bilgiler verir. Onun ispatı zor bir iddia dediği rivayete göre Batı'da ipek üretimini ilk defa Kos (İstanköy) kralının kızı Pamphile başlatmıştır. Örf ve âdetlerdeki bazı değişikliklere temas ederken de kadınların artık Asur ipeklisi giymediklerini söyler (Natural History, s. 157-158). Bu bilgi, Plinius'un dünyanın en pahalı ürünleri arasında saydığı (a.g.e., s. 377) ipek gibi İpek yolundan Suriye limanlarına getirilen lüks malların önceleri Avrupa'ya, adı duyulmamış Çin-Hint yerine zenginliğiyle tanınmış Asur ve Bâbil'in malları olarak pazarlandığını göstermektedir (baharatın da Arabistan'dan geldiğinin söylenmesi gibi). Nitekim Plinius'tan bir asır sonra yaşayan ünlü coğrafyacı Batlamyus da İpek yolunun ancak Taş Kurgan'a kadar olan kısmı hakkında bilgi sahibiydi (bk. İPEK YOLU). Roma imparatorları, zaman zaman iktisadî mülâhazalarla ipeğin erkekler tarafından giyilmesini yasaklamışlardır. Bizans'ta ancak VI. yüzyılın ortalarında başlayan ipek üretimi saray erkânı, din adamları ve zengin sınıfın lüksünü karşılamaya yetmiyordu.

Önce ticaretini, daha sonra üretimini yapan Orta Asya kavimleri arasında ipek kullanımı yaygındı. Türkler'in yaşadığı bölgelerdeki kurganlardan değişik asırlara ait çok sayıda ipekli kumaş parçası çıkarılmıştır. Sibirya'nın güneyindeki Pazırık kurganlarından birinde milâttan önce III. yüzyılda Çin'den gelmiş, üzerinde anka veya sülün motifi bulunan ipekli kumaşın saray tezgâhlarında dokunduğu ve mezar sahibi asilzadeye hediye edildiği sanılmaktadır. Feodal düzenin yaşandığı bu dönemde Çin saraylarında yabancı devlet adamları için hil'at yapılmak üzere ipekli kumaşların dokutulduğu bilinmektedir. Noyun Ula'da milâttan önce I. yüzyıla tarihlenen bir Hun prensinin kurganında yirmiden fazla ipekli kumaş parçası ele geçirilmiştir (Ögel, İslâmiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, s. 59). Üretim ve ticaretiyle uğraştıkları ve yaygın biçimde kullandıkları için Orta Asya kavimlerinin dilleri ipekle ilgili kelimeler açısından zengindir. Orhon yazıtlarında geçen kutay kelimesi "ipek" olarak çevrilmiştir (Orhun Âbideleri, s. 107; Orkun, I, 24, 56). Kâşgarlı Mahmud, Türkler'in ipek karşılığı kullandıkları bazı kelimeleri verir. Meselâ ağı "ipekli kumaş", ağıcı "ipekli kumaş muhafızı, hazinedar" anlamına geliyordu (Dîvânü lugāti't-Türk Tercümesi, I, 89). Barçın yine "ipekli kumaş" demekti (a.g.e., I, 153, 175, 216, 358); yolak barçın ise ipeğin çizgili veya şeritli olanı idi (a.g.e., III, 17). Bunlar İran'da üretilen ve ikat denilen türden kumaşlar olmalıdır (ikat için bk. A Survey of Persian Art, V, 2043-2044). İbrişim ve ibrişim teli karşılığında çikin, çikin yipi kelimeleri kullanılmaktaydı (Dîvânü lugāti't-Türk Tercümesi, I, 414; Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, V, 399). Kâşgarlı Mahmud değişik Çin ipeklilerinin adlarını da vermektedir (Dîvânü lugāti't-Türk Tercümesi, I, 325, 422, 446, 485, 489; III, 240, 371). Orhon metinlerinde ve Dîvânü lugāti't-Türk'teki bazı örneklerde ipeğin aldatıcı cazibesine dikkat çekilmektedir (meselâ bk. a.g.e., III, 156).

Kur'an'ın cennet tasvirlerinde görülen "ipek" anlamındaki istebrak ve sündüs kelimeleri (el-Kehf 18/31; ed-Duhân 44/53; er-Rahmân 55/54; el-İnsân 76/21) Farsça'dan Arapça'ya geçmiştir. Arapça'da haz, kaz, ibraysem (ibrîsem, ebraysem = ibrişim) ve harîr de bulunmakta, ipek böceğine ise dûdü'l-kaz veya dûdü'l-harîr denilmektedir (haz kelimesi ipekle yün veya pamuk karışımı dokumalar için de kullanılır). Ayrıca nakışlı ipek kumaşlar da "yağmur yağınca çiçeklerin yeryüzünü süslemesi" anlamına gelen dîbâc adıyla bilinir (İbn Sîde, I/4, s. 76). Hz. Peygamber'in elinin yumuşaklığı haz, dîbâc ve harîrin yumuşaklığına benzetilir (Buhârî, "Ṣavm", 53, "Menâḳıb", 23; Müslim, "Feżâʾil", 81, 82).

Orta Asya ve İran'da belli bir geçmişi olan ipekçilik İslâm fethiyle daha da gelişti; hatta 100 (718) yılında Soğd bölgesinden Çin'e "yüeno" denilen ipekli kumaşların gönderildiği rivayet edilir (A Survey of Persian Art, V, 2008). Bu bölgenin en önemli şehri olan Semerkant'ta üretilen ipekli kumaşlara "sinizî", Hârizm'de üretilenlere ise "debîkī" deniyordu. Ortaçağ'da İran'da ipek üretimiyle ün yapmış on beş kadar şehir vardı ve bunlar vergilerini ipekle de ödeyebiliyorlardı; meselâ Me'mûn zamanında Cürcân'dan başşehre 1000 top ipekli kumaş gönderilmişti. İran'a hâkim olan Selçuklular Anadolu'ya gelince ipek üretimini burada da geliştirdiler. I. Alâeddin Keykubad'ın Venedikliler'le yaptığı ticarî antlaşmalardaki ihraç malları arasında ham ve işlenmiş ipek de zikredilir; bunlar "Türkiye ipekleri" (seta Turchia) adıyla tanınıyordu (Turan, s. 364).

İslâm ülkelerinde çeşitli tarihlerde dokunmuş kemhâ ve tırâz türü pek çok ipekli kumaş Batı kilise, müze ve özel koleksiyonlarında muhafaza edilmektedir (örnekler için bk. Suâd Mâhir Muhammed, lv. 61-65, 75, 76, 77, 78, 80-92, 145-159). İpek, eski dönemlerden beri elbiselik ve döşemelik-perdelik kumaşların dışında halı dokumacılığı ile kâğıt yapımında da kullanılmıştır. Özellikle "âbâdî" denilen ipekten yapılmış kâğıtların harîr-i Hindî ve harîr-i Semerkandî türleri çok ünlü idi.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN