Kendileri küçük ama hikayeleri büyük

Giriş Tarihi: 24.12.2014
Kendileri küçük ama hikayeleri büyük
Birbirine çok uzak bir mesafede olmayan üç küçük ilçe birbirlerini tamamlayan yapbozun parçaları gibidirler adeta. Buraları parça parça, yavaş yavaş gezerken aslında büyük ve muhteşem bir tablo canlanır gözünüzde. Bu tablonun içine yerleşmiş tarih, kültür, medeniyet, insan ve sosyal dokuya ilişkin izleri sürmek, bu havayı teneffüs etmek ise tamamen size kalmış. O halde yola koyulalım ve ilkin Mudurnu'ya uğrayalım. Mudurnu, tarihi dokusuyla sizi asırlar öncesine götürecek güzellikte bir ilçe. Bolu'ya 52 km uzaklıktaki bu küçük belde camileri, türbeleri ve eski evleri ile bir açık hava müzesi gibi. Oyalarının inceliği ve zerafeti, tavuğu ve helvası ile tanıdığımız, Osmanlı'dan bugüne ulaşmış bir fısıltı gibi duran Mudurnu'ya, Şeyh-ül Ümran tepesinden baktığınızda: aşağıda, eski beyaz boyalı evlerin, kahverengi pencerelerin, ağaçların, bahçelerin, camilerin kucaklaştığını göreceksiniz. Cumartesi günleri sabahtan akşama kadar pazardan yükselen insan sesinin sadeliğine karışıp yöresel yiyeceklerin zengin çeşnisine dalmak mümkün. Yerel giysileriyle, kendilerine özgü şiveleri ve sıcakkanlı, hoş sohbet yaklaşımlarıyla Mudurnulu kadınlar size bambaşka bir atmosferde soluk alıp verdiğinizi hissettirir. Ayrıca saray helvası almayı da unutmayın. Sakin adımlarla ilçeyi gezerken Armutçular, Yarışkaşı, Keyvanlar ve Haytalar Konağı bir dönemin anılarını fısıldar. Minyatür gibi duran sokakları ve çarşısı sanki akıp giden zamanın faniliğini anlatır size. Ve dilinize bir Mudurnu türküsü dolanır: "Alçak ceviz dalları / Sıva beyaz kolları / Yar nereden geleyim / Hep sarmışlar yolları..."

SIRADA GÖYNÜK VAR
Arabamıza atlayıp bu kez rotayı Göynük'e çevirelim. Sadece 51 km'lik bir yol var önünüzde. Yolların virajlı olmasını da dikkate alırsanız bir saat içerisinde yeni bir atmosfere gireceğiniz Göynük sizi karşılayacak. Ama durun, acele etmeyin. Çünkü ana yol üzerinden saparak Sünnet Gölü'ne uğramamak olmaz. 1050 metre yüksekliğindeki Sünnet Gölü, eşsiz manzarası ile sizleri büyüleyecek. Göle akseden mavi, turkuvaz ve yeşilin onlarca tonunu izleyerek kısa da olsa bir yürüyüş yapmanızda ve oksijeni içinize çekmenizde fayda var. Birçok medeniyete ev sahipliği yapan Göynük, çok yüksek olmayan engebelli bir araziye kurulmuş. İlçenin ortasından bir çay geçiyor. Su cılız, neredeyse akmıyor diyebiliriz. Göynük deyince ilk akla gelen Akşemsettin Hazretleri'nin türbesi elbette. Hacı Bayram Veli'nin müridi ve Fatih Sultan Mehmet'in hocası olan Akşemsettin İstanbul'un manevi fatihi olarak biliniyor. Saçının ve sakalının beyaz olması ve sürekli olarak beyaz elbiseler giymesinden dolayı Akşeyh olarak bilinen Akşemsettin'in türbesi haliyle ilk durak olmalı. Türbenin yanında bulunan ve Orhan Bey'in oğlu Gazi Süleyman Paşa adına yapılan cami ve hamamı da mutlaka görmeniz gerektiğini hatırlatalım. İlçede bulunan evlerin tamamına yakını restore edilmiş. Kasabanın içinden geçen derenin ve daracık sokakların kenarlarına dizilmiş ve yamaçlarına serpilmiş evler tipik bir Anadolu-Osmanlı kasabasında olduğunuzu iliklerinize kadar hissettirecek. Kadınların daha çok beyaz ağırlıklı giysilerle dolaştığına da şahit olacaksınız bu vesileyle. Göynük'te küçücük dükkanlarda el işleri ve yöresel ürünler satılıyor ve eminiz ki onlar da ilginizi yeterince çekecektir. Göynük'ün simgesi haline gelen Zafer Kulesi'ni ilçenin her yerinden görmeniz mümkün. 1923'te Cumhuriyet döneminin ilk kaymakamı Hurşit Bey tarafından, üç katlı ahşap yalı baskı mimarisiyle yapılan kule Göynük'e hakim bir tepe üzerinde. Kulenin yanından Göynük'ü kuşbakışı izleyebilirsiniz.

MÜMKÜNLÜ KÖY: TARAKLI
Fazla oyalanmadan rotamızın son ilçesi Taraklı'ya uzanalım. Göynük'e 20 km gibi kısa bir mesafede olan Taraklı adını daha çok bir reklam filmiyle 'Mümkünlü Köyü' olarak gündeme geldi. Ancak her ne kadar birçok kişi yeni haberdar olsa da taraklı, UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası Listesi'ne dahil edilerek koruma altına alınmış ender bir ilçe. Dağ ve tepelerle çevrili bir vadinin içinde bulunan ilçe Sakarya'nın en uzak ilçesi. Ünlü gezgin Evliya Çelebi'nin 'Seyahatname'sinde, "İlçe halkı, şimşir kaşık ve tarak yapmaktadır ve bu nedenle yöreye Yenice Tarakçı ismi verilmiştir" dediği bu güzel ilçede Osmanlı dönemi mimari özelliklerini taşıyan ev, konaklar ve özellikle Mimar Sinan tarafından yapılan muhteşem bir cami bulunmaktadır. Taraklı'da yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda tarihi çarşıda bulunan 65 dükkanın birçoğu ve yine 100'den fazla ev bir kısmı aslına sadık kalınarak onarımdan geçirilmiş ve kültürel özellikleri koruma altına alınmıştır. 2011 yılında uluslararası 'cittaslow' yani 'sakin şehir' ağına dahil edilen ilçede adımlarken bunu ne denli hak ettiğini zaten anlayacaksınız. Büyük bir kısmı 300 yıllık olan evlerin Osmanlı şehir dokusunu oluşturan tarzda ve üç katlı olduğunu görecek, ziyarete açık bazı konakları gezerek tarihi içinize çekeceksiniz. Daracık ve arnavut kaldırımlı sokaklarda yürürken yük taşıyanların dinlenmeleri için yapılan dinlenme taşlarında yorgunluğunuzu atabilirsiniz.




BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Kendileri küçük ama hikayeleri büyük
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN