Çocukluk hayalim Seyşeller...

Deniz, kum, güneş tatili yapıp tatilin hemen her anında 'muhteşem' ifadesini kullanmak isteyenler rotasını Seyşeller'e çevirmeli. Burası coğrafya ansiklopedilerinde, seyahat programlarında anlatılandan çok daha fazlasını sunuyor

Giriş Tarihi: 13.12.2015
Çocukluk hayalim Seyşeller...
Madagaskar'ın kuzeydoğusunda ve en yakın noktasına yaklaşık 1100 km uzaklıkta bir adalar ülkesi Seyşeller Cumhuriyeti. Somali'nin başkenti Mogadişu'ya uzaklığı ise 1270 km. Yüzölçümü 450 kilometrekare. 115 adadan oluşuyor ve nüfusu ortalama 85 bin. Ülkede İngilizce, Fransızca ve yerel Kreol dili konuşuluyor. Tam bir tropikal iklim hakimiyeti var ve iklimin özellikleri insanların ruh halinden bitki örtüsüne, su altı zenginliğinden hayvan çeşitliliğine kadar her şeyde kendini hissettiriyor. Bu kadar ansiklopedik bilgi yeter ama bu bilgiler maalesef ne benim hayallerimi süsleyen Seyşeller'i, ne de hatıralarımdaki Seyşeller'i anlatmaya yetiyor. Henüz altı yaşımdayken, babamın fasiküller halinde yıllarca toparlayarak ciltlettirdiği coğrafya ansiklopedilerinde onlarca fotoğrafını gördükten sonra kazınmıştı aklıma Seyşeller. Daha doğduğum şehir İstanbul'u tanımadan, bembeyaz kumlarıyla, pembe taşlarıyla ve bardaklar dolusu içilebilir gibi duran kristal berraklığındaki sularıyla büyülemişti beni. Çocuk gözüyle çok ama çok güzel, çok ama çok uzaktaydı... Bir de 1990'da rahmetli Barış Manço bu adalara yaptığı seyahatini 7'den 77'ye programında yayınlayınca, bir gün imkanım olursa tropik adalar arasında gideceğim ilk yerin Seyşeller olacağına dair söz verdim kendi kendime. Çünkü artık 14 yaşımdaydım ve hayallerimin peşinden en azından nasıl koşabileceğimi biliyordum. Seyşeller'i, 2012'nin eylül ayında Afrika seyahatimizin hemen arkasına ekleyerek tabiri caizse seyahatimizin cilasını sona saklayarak, planladık her şeyi. Öncesinde aylarca hazırlık yapıldı. Yalnızca uçak bileti, konaklama değil bahsettiğim. Hangi plajlar görülecek, hangi dalış kulübüyle dalınacak, ne yenecek, kaçta yatılıp kaçta kalkılacak? Abartılı gelebilir ama hangi ağacın üzerine çıkıp fotoğraf çektireceğimizi bile planladık.

KÜÇÜK VE SEVİMLİ PRASLIN

Kenya'nın başkenti Nairobi'den yaklaşık beş saatlik bir direkt uçuşla başkent Victoria'nın bulunduğu Mahe Adası'na ulaşınca hayat denen filmi ilk kez bu kadar keyifle geri sardığımı hatırlıyorum. Altı yaşımdayken baktığım coğrafya ansiklopedisinin sayfaları ve sonrasında Barış Manço'nun 7'den 77'ye programı... Transfer aracı ile kısa bir şehir turu yaptıktan sonra konaklayacağımız adaya bizi götürecek olan tekneye geçtik. Bir saate yakın süren tekne yolculuğu sonrası Mahe'nin 45 km kuzeydoğusundaki Praslin Adası'na vardık. Nispeten daha küçük, daha sevimli bir adaydı. İskeleden balıkları izlemekten kendimizi alamadık uzun süre. Hava kararmadan önce ulaştığımız otelimiz ise Praslin Adası'nın en iyi plajlarından olan Cote D'or'un üzerindeydi. Güneşlenenler, şnorkelle akvaryum dalışı yapanlar... Bölgenin gençleri ise o bembeyaz kumların üzerinde bizim çift kale tabir ettiğimiz tarzda futbol maçı yapıyorlardı. Oyundan dışarı çıkan futbol topunu çocuklara geri atmak için koşuyordum ki içlerinden biri yanıma geldi ve "Bir kişi eksiğimiz var, oynar mısın?" diye sordu. Sonra başladık sohbet etmeye: - İlk gelişin mi? - Evet, maalesef... - Emin ol, bu son olmayacak... Ertesi gün erkenden adayı keşfe başladık. İlk durak Anse Lazio. Muhteşem kumsalı, hemen arkasındaki yemyeşil palmiye ormanı ve turkuvazın en güzel tonlarına sahip denizi mutlaka görülmeli. Fakat büyük beyaz köpekbalıklarıyla karşılaşmamak için izin verilen sınırların dışında yüzmemek gerekiyor. Aynı gün rahatlıkla zaman ayırıp görülebilecek diğer plaj ise Anse La Farine. Su altının rengarenk dünyasını bu plajda deneyimlemek büyük ayrıcalık. Yalnızca bir metre derinlikte bile hemen yanınızda yüzen balıkların renkliliği ve boyutları sizi şaşkına çevirmeye yetip de artıyor bile.

SIRA DIŞI RENKLER , KOKULAR
İkinci gün için planımız National Geographic tarafından dünyanın en güzel plajı olarak seçilen La Digue Adası'ndaki Anse Source d'Argent'in keyfini çıkarmaktı. Sabahın 06.00'sında yollara düşerek, ilk tekneler motorlarını çalıştırmadan biz iskelede sabırsız bekleyişimize başlamıştık. Yaklaşık yarım saatlik kısa ve keyifli yolculuk La Digue Adası'nda son buldu ve karaya ayağımızı bastığımız anda başlayan "Şu ana kadar gördüklerimiz hiçbir şeymiş" düşüncesi günün sonuna kadar devam etti. Ağaçlarda sıra dışı güzellikteki koku ve renkleriyle çiçekler, daha önce hiçbir yerde görmediğimiz türden kuşlar, 'hoş geldiniz partisi'nin ev sahipleriydi. Seyşeller mutfağının en özel lezzetlerinden yarasalar ise gökyüzünde birer kartal gibi uzun uzun süzülerek kendilerini gösteriyorlardı. Kanatları olmasa birer kedi görünümünde olan bu yarasaların tek besin kaynağı adalardaki sayısız meyve ağaçları. İskeleye 1.5 km uzaklıktaki plaja gitmek için bisiklet kiraladık. Birkaç dev kaplumbağa yolumuzu kibarca kesmek istese de, güneş tepeden sert sert yüzünü gösterse de son derece keyifli bir bisiklet turu oldu gidişimiz. Hindistan cevizi işleyen ve vanilya üretimi yapan atölyelere uğramayı da ihmal etmedik tabii bu arada. İşte sonunda karşımızda dünya birincisi, yeryüzü harikası Anse Source d'Argent plajı... Burası yerküre üzerinde olamazdı. Gökyüzünü daha önce hiç bu kadar mavi görmemiştim. Mutlak sessizliği, kusursuzluğu ve doğanın en yalın, en bakir halini daha önce hiç bu denli tatmamıştık...

SU ALTINDA SEVGİYLE KARŞILANDIK
Su üstünden görebildiklerimiz bile her türlü duyguyu doruklara taşımaya yeterli olsa da Seyşeller'e gelip scuba dalışı yapmamak kesinlikle olmazdı. Ertesi günün programı çoktan belliydi. Cruise Adası açıklarında pembe granitlerden oluşmuş bir sualtı duvarı, dalış için son derece cazip geldi bize. Dev vatozlardan papağan balıklarına, deniz kaplumbağalarından küçük köpekbalıklarına kadar hepsi bizi sevgiyle karşıladı.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Çocukluk hayalim Seyşeller...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN