Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bazen insan, tuhaf raslantıların renklenen eşiklerinde yaşar. Kim bilir, sessizlikler arasındaki bu tuhaflıklar dünyasında, derin sezgilerin, insanı hayrete düşüren anlarını yaşamamış olan kimse var mıdır? İnsanın kendisi gizemli değil mi zaten! Belki de, içinde anlam taşıyan raslantılar, hepimiz için birer işarettir, bilemeyiz... Belki de bu işaretler, hayatın kendi çemberinde, her şeyin birbirine derinden bağını temsil eden, ama anlamakta zorlandığımız, kozmik bir ağın parçası gibidir...

***

Bizim toplumumuzda, kökleri Anadolu'ya dayanan, değerli bir söylem hüküm sürer; "Her işte bir hayır vardır" diye... Kimileri bu sözleri, insanın kendisini kaderine tamamen teslim ettiği, doğal bir tutsaklığın parçası olarak algılar... Belki bir yanıyla da öyledir! Yani kendi kaderini, tamamen kendisi belirleyemeyen insan için, bu sözcükler, bir anlamda kadere teslimiyettir. Ama başka bir pencereden baktığınızda da, o sözlerde kabullenişin yanında, saklanan bir Anadolu bilgeliği vardır.
***

Onlarca yıl önce "Yazgınızı seviniz" diyen Nietzsche'nin çağrısında görürsünüz, bu sessiz kabullenişi. Antik dönemden itibaren, tüm filozofların üstü örtülü anlatımında bu saklılık vardır sanki... Ayrıca asırlar önce "Bir işin sonunu sabırla beklemek ibadettir" dediği öne sürülen Hz. Muhammed'in; "El hayru fi mâ vak'a" yani "Vuku bulanda hayır vardır" sözleri, diyalektik akışta dikkat çekici insan için. Bu nedenle hayatın bir binbir gece masalı gibi olduğunu hissederiz sık sık.
***

Kadim bir Çin sözünde; "Öğrenci hazır olduğunda, öğretmen gelir" denir.
Aslında bu özlü söz, Doğu düşüncesinin özünü oluşturan bir fikri anlatır. İnsanın zihniyle, evren arasında, derin bir bağlantı olduğu fikri vardır, Doğu düşüncesinin farklı uçlara savrulan sarkaçlarında. Bir zamanlar psikolojinin büyük ismi C. G. Jung da (1875-1961) işte bu bağlantıyı kendisine göre "anlamlı tesadüfler" yaklaşımıyla, "eş zamanlılık" mantığında açıklamıştı bizlere...
***

Belki de hayatın inişli çıkışlı yollarında karşımıza çıkan her şey; çözemediğimiz her işaret, anlayamadığımız raslantılar; işte en tarifsiz yerlerde; acaba kendimizden çok daha büyük bir şeyin parçası olduğumuzu da mı gösterir bize. Kendimizi aşmak, tamamlamak, tamamlanmak için; hakiki insan olma yolunda; bize açılan yeni pencerelerdir, işte hayatın sunduğu bu sınırsızlık belki de...
C. G. Jung "eş zamanlılığa" gönderme yaparken bir kitabında, verdiği örneklerden biri de şöyle:
"Bir kadın hastam ile ormanda yürüyorduk. Bana etkisinden bir türlü kurtulamadığı rüyasını anlatıyordu. Anne babasıyla yaşadığı evde, hayalete benzer bir tilkinin merdivenlerden indiğini görüyordu. Tam o sırada ağaçların arasından gerçek bir tilki çıkıverdi ve birkaç dakika boyunca önümüzde yürüdü; aramızda sadece birkaç metre mesafe vardı...
Sanki o da bir katılımcıydı ve o durumda bize eşlik ediyordu."
***
Hayat gizemli bir serüven galiba... Agatha Christie'nin polisiye romanlarında, kahramanlardan dedektif Hercule Poirot, hep bir soru sorardı, kendi kendisine; "Bu ne anlama geliyor?" diye. Anlam işaretlerinin çoğaldığı, insanın giderek daha da yalnızlaştığı, modernizmin ve sistemin, insanı iyice sevgisizleştirdiği günümüz dünyasında; belki de artık daha çok soracağız birbirimize; "Bu ne anlama geliyor?" diye... Bilmem insanlığın"kimsesizliğinde"; bu soru hep doğrudur belki de...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN