Türkiye'nin en iyi haber sitesi

20. yüzyılın başlarında Türkler’in Osmanlı İmparatorluğu dışında bağımsız devletleri yoktu. Ancak Türkler arasında çok canlı bir fikir alışverişi ve çok canlı bir Türk dünyası kültür birliği vardı. İletişimin çok geliştiği günümüzde maalesef aynı canlılığa sahip değiliz. Türk dünyası arasında fikir ve kültür birliğinin kurulması, halledilmesi gereken en elzem meselelerimizdendir

Osmanlı Türkleri'nin Türk dünyasıyla hemen hemen her dönem ilişkisi oldu. Bu ilişki, 20. yüzyılın başlarına kadar daha çok dinî sebeplerleydi. Nitekim kutsal toprakların hâkimiyet altına alınması, Osmanlı İmparatorluğu'nu Müslüman dünyasında farklı bir konuma taşıdı. Diğer Müslümanlar'la olduğu gibi Türkistan'daki Müslümanlar'la da uzun yıllar dini liderlik, hac yolculuğu, ticaret ve ortak düşmana karşı yardım zemininde bir ilişki tesis edildi.
İmparatorluğun son döneminde Osmanlı Devleti ile Türk dünyası arasındaki ilişkilere dair Ahmet Kanlıdere, Abdullah Gündoğdu, Alfina Sibgatullina, James Meyer ve Fazıl Gökçek'in araştırmaları vardır.


TÜRKLÜĞÜN MERKEZİ İSTANBUL


1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Türkistan seyahatine çıkan Mehmed Emin Efendi, gittiği yerlerde halifeye karşı oldukça güçlü bir bağlılık olduğuna şahit olmuştu. Yine o, seyahati boyunca Osmanlı'ya karşı duyulan muhabbetten dolayı "Osmanlılığın kadr ü şerefini insan buralarda anlar" demekten kendini alamamıştır.
Rusya Müslümanları'nın hac yolculuğu güzergâhları arasında en çok tercih edileni İstanbul'dan geçeniydi. Emir Buhari Tekkesi, Kazan Tekkesi, Özbekler Tekkesi, Ahmed Buhari Tekkesi gibi yerler, her sene pek çok hacı adayını ağırlamanın yanında buralardan icazet alan pek çok kişi memleketine dönerek insanları irşad etmeye çalışırdı. Hac vazifesini ifa eden Müslümanlar, aynı zamanda Türk dünyasındaki bilgi akışını sağlıyorlardı.
Fransız İhtilali ile yayılmaya başlayan milliyetçilik akımı, özellikle Rusya'nın hâkimiyeti altındaki Türkler arasında hızla yayıldı. Hilafet merkezi olan İstanbul, kısa süre zarfında Türklüğün de cazibe merkezi haline geldi. İstanbul'da üretilen fikirler, bütün Türk dünyasına yayılıyordu. Meselâ, Sırat-ı Müstakim Dergisi Türkistan'daki aydınlar arasında büyük ilgi görüyordu. Türk dünyasından pek çok aydın, İstanbul'un matbuat gücünden yararlanmak için İstanbul'a geldi. Meselâ, Abdürreşid İbrahim, 1884'te İstanbul'a geldiğinde Namık Kemal ve Ahmed Vefik Paşa ile tanışmıştı. Türk dünyasından gelen aydınlar, İstanbul'da edindikleri fikir ve kültürel unsurları ülkelerine taşıdılar.

ORTAK ACILAR ETRAFINDA BİRLEŞME

Osmanlı İmparatorluğu tarihin her devrinde gücü nispetinde Müslüman dünyaya yardım eli uzattı. Türk dünyası da Osmanlı'da olup-bitenleri yakından takip etti. Savaşlarda Osmanlı'nın galip gelmelerini canı gönülden istediler. 1911 Trablusgarb Savaşı ile 1912 Balkan Savaşı sırasında Osmanlı'nın yaşadığı bozgun, Rusya ve Çin Türkleri arasında büyük bir üzüntüye sebep oldu. Hatta Trablusgarb Savaşı sırasında Müslüman bir kadın üzüntüsünden intihar etmişti. Yine bu savaşlar sırasında savaşmaya ve yaralılara yardım etmeye gönüllü olarak Osmanlı topraklarına gelenler oldu. Rus hâkimiyeti altındaki Türkler arasında Osmanlı'ya yardım kampanyaları düzenlendi. Osmanlılar'ın bu savaşlar sırasında yaşadığı acılar, aydınlar tarafından Türk dünyasına anlatıldı.

TÜRKLER BİRBİRLERİNİ
TANIDILAR

Osmanlı aydınının Türk dünyasıyla ilgili bilgi kaynağı başlangıçta hac, eğitim amacıyla İstanbul'a gelenler ve Osmanlı elçileriydi. 1900'lerde Osmanlı aydınlarının Türk dünyasına ilgisi gerek Avrupa'daki Türkoloji çalışmaları gerek Türk dünyasından gelen aydınların tesiri, gerekse milliyetçilik akımıyla giderek arttı. Avrupa'da Türkoloji çalışmalarının başlaması, modernleşme çabası içerisinde olan Osmanlı aydınlarının da kuzey ve doğuda yer alan soydaşlarıyla ilgilenmesine vesile oldu. Meselâ, Oxford Üniversitesi'nden Max Müller ile görüşen Ahmed Midhat Efendi, onun kendisine Rusya ve Osmanlı Türkleri'nin dillerinin ortak olduğunu, fikir alışverişi ve karşılıklı bir uğraşla tek bir millet haline gelebileceklerini söylediğini ifade eder.
Osmanlı ile Türk dünyası arasındaki ilişkilerin 19. yüzyıl sonunda artmaya başlamasında Ahmed Midhat Efendi önemli bir noktadadır. Ahmed Midhat Efendi'nin Türk dünyasından insanlarla yakın ilişki tesis etmesinde, Karantina İdaresi azalığı ve başkâtipliği yapmasının önemli bir payı vardı. Nitekim Rusya'dan hac için yola çıkan Türkler'in Karantina İdaresi'nden izin almaları gerekiyordu. Hac ve eğitim gibi konularda İstanbul'a yolu düşen her kesimden insan önce Ahmed Midhat Efendi'yi ziyaret ediyor, onunla fikir alışverişinde bulunuyordu. Ahmed Midhat Efendi'nin eserleri Rusya'da Müslüman kadın ve çocuklar arasında bile okunmaktaydı. Yalın bir dil ve kısa cümleler kullanması, Türk halkının dertleriyle dertlenmesi ona duyulan muhabbetin artmasına sebep oluyordu. Ahmed Midhat Efendi, Türk dünyasından gelen pek çok kişiye çeşitli konularda yardımcı oluyordu. Ahmed Midhat Efendi, İstanbul'daki yeni edebiyat akımının Türk dünyasına tesir ettiğini, bu tesirin dil konusunda yakınlaşmayı arttırdığını söyler.
1910'da eski sadrazamlardan Hüseyin Hilmi Paşa ve Celal Nuri İleri, 1913'te Tapu Kadastro İşleri Müdürü Mahmud Esad Efendi gibi devlet adamlarının Rusya seyahati, bilgi akışı konusunda bir dönüm noktası oldu. Artan bilgi birikimi, İstanbul'da Türk dünyasına karşı şahsi merakları da arttırmıştı.

Osmanlı Türkleri ile Türk dünyası arasındaki ilişkileri kuvvetlendiren diğer bir husus da oldukça geniş bir coğrafyada bilgi akışını sağlayacak aydınların bulunmasıydı. Gerek göç ederek gerek hac vesilesiyle Türk dünyasından birçok aydın İstanbul'a geldi. Bu aydınlar İstanbul'un fikri hayatına katkıda bulundukları gibi imparatorluğun başkentindeki fikir hayatından da etkilediler. İstanbul'a gelen aydınlar, Osmanlı fikir ve devlet adamlarıyla görüşüp, İstanbul matbuatını yakından tanıyıp, Osmanlı Türkleri ile ilgili yazılar kaleme alıp, yazılarında Türk kültürü, dil birliği gibi meselelere kafa yordular. Yusuf Akçura, İsmail Gaspıralı, Şihabüddin Mercanî, Kayyum Nasırî, Kazanlı Halim Sabit ve Ali Hüseyinzade gibi aydınlar "Türk'ün iki kolunu birbirine tanıtmak" için yazılar kaleme aldılar. Azerbaycan'dan İstanbul'a gelen Hüseyinzâde Ali Bey, Turan kavramını aydınların gündemine taşıdı ve Türkçülük konusunda Ziya Gökalp'i etkiledi.
1907'den itibaren Rusya'nın baskılarının artması, 1908'de II. Meşrutiyet'in ilan edilmesi, Türk aydınların İstanbul'a ilgisini daha da arttırdı. Ahmed Ağaoğlu, Ayaz İshaki gibi önemli isimler İstanbul'a geldi ve İstanbul'daki gazete ve dergilerde yazılar kaleme aldılar. Meselâ, Ayaz İshaki, İstanbul'daki dil tartışmalarına dahil olmuş, Türk aydınlarının kaleme aldıkları yazıları Anadolu halkının dahi anlayacağı derecede sade olması gerektiğini savunmuştur. 1910'da İstanbul'a gelen Sibiryalı seyyah Abdürreşid İbrahim'in gezdiği yerlerdeki Müslümanlar'la ilgili verdiği konferanslar bilgi birikiminin artması ve ilişkilerin sağlamlaşmasında önemli rol oynadı. Abdürreşid İbrahim önderliğinde 1910- 1911'de İstanbul'da çıkarılan "Tearüf-i Müslimin" isimli dergide Müslümanlar'ı birbiriyle tanıştırmak için yazılar yayınlandı. Troyskili Ahmed Taceddin, İslam ve Türk halklarının birliğiyle ilgili makaleler kaleme aldı. Bu dergide Türk dünyasının muhtelif yerlerinde görevlendirilen muhabirlerin ve aydınların yazıları yayınlanarak Osmanlı aydınlarının Türk dünyası ile ilgili bilgi birikiminin artması sağlandı. Abdürreşid İbrahim'in İstanbul'da 1913- 1914 yıllarında çıkardığı İslam Dünyası Dergisi de aynı amaca hizmet etti.

ÇÖZÜLMESİ GEREKEN EN ELZEM KONU

AHMET Ağaoğlu, Türk dünyasını 1900'lerde "Hayal kadar vâsi ve yine hayal kadar müphem olan Türk âleminin hudud-ı hakikisini çizmekten müşkil bir şey yoktur" diye tarif eder. 20. yüzyılın başlarında Türk dünyasının önemli düşünürlerinin İstanbul'a gelmeleri ve yapmış oldukları faaliyetler, Osmanlı coğrafyasında Türkistan ile ilgili bilgi birikimini arttırmıştı. Bu birikim, Cumhuriyet'in kurulmasından sonra yapılan reformlarda da kendini gösterdi. Ancak Sovyetler Birliği'nin politikaları, bu bilgi birikiminin yavaş yavaş azalmasına sebep oldu.

Ahmet Ağaoğlu

Türkiye, 1991'de Sovyetler Birliği dağıldığında ilişkilerin iyice azaldığı bir Türk dünyasıyla karşılaştı. Türkiye'nin gerek bu dağılma süreciyle ilgili esaslı politikalarının olmaması, gerekse 100 yıla yakın sıkı bir rejimle yönetilen Türk dünyasının kültürel erozyonu süreci olumsuz etkiledi. Günümüzde de Türk dünyası ile kültürel ilişkiler çok iyi durumda değil. Bu konuda ortak bir politikamız da yok. Tarihçiler, yazarlar, aydınlar birbirlerini çok az tanıyorlar ve maalesef yeterli bir fikir ve kültür alışverişi yok. Türk dünyası arasında fikir ve kültür birliğinin kurulması, çözülmesi gereken en elzem meselelerimizin başında geliyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA