Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Kemalizm tartışmalarının önemli sorunlarından biri de onun basit bir siyasî programa indirgenmesidir. Emmanuel Szurek'in önerdiği "Kemalist Oryantalizm" kavramsallaştırması bize Kemalist projeyi daha iyi değerlendirme konusunda yardımcı olabilir

Edward Said'in Orientalism (1978) kitabı ABD'de başta Ortadoğu araştırmaları olmak üzere tüm akademik hayatı derinden etkileyerek ciddî metodolojik tartışmalara yol açtı. Bu açıdan bakıldığında bu ülkedeki çalışmaların "Oryantalizm" öncesi ve sonrası şeklinde sınıflandırılması anlamlı olur. Buna karşılık Oryantalizm, değişik nedenlerle, eski kıtada aynı derecede etkili olamadı. Bilhassa İslâm dünyası üzerine yapılan araştırmalar, istisnâlar haricinde, Oryantalizm'den ya fazla etkilenmediler ya da onun tezleri çerçevesinde yeni yaklaşımlar geliştirmediler.
Ancak son dönemlerde Avrupa'da da Oryantalizm'e yönelik bir ilgi artışı gözlemlenmektedir. François Pouillon ve Jean-Claude Vatin tarafından geçtiğimiz aylarda yayınlanan bir derleme bunun ilginç bir örneğini oluşturdu. Apres l'orientalisme: L'orient cree par l'orient (Orientalizmden Sonra: Doğu Tarafından Yaratılan Doğu) başlıklı bu derleme, konu üzerine kaleme alınan kuramsal çalışmaların yanı sıra, Japonya, Çin, Mısır ve Türkiye benzeri toplumlarda yerel seçkinler tarafından ne tür "Doğu" algıları yaratıldığını inceleyen araştırmalara da yer veriyor.
Değerli tarihçi Profesör Edhem Eldem'in de önemli bir katkısının yer aldığı bu derlemenin erken Cumhuriyet dönemiyle ilgilenenler açısından en ilgi çekici bölümü, Fransız araştırmacı Emmanuel Szurek'in Kemalizm'in bir çeşit Oryantalizm olarak kavramsallaştırılması gerekliliğini vurgulayan analizidir.
Szurek'in en önemli tezi genel bir "Türk Oryantalizmi"nden ziyade bürokratlar, parti üyeleri, öğretmenler ve küçük burjuvaziden oluşan bir "sınıf" aracılığıyla toplumu "medenîleştirme"yi hedefleyen "Kemalist Oryantalizm"den bahsetmenin anlamlı olacağıdır.

Kemalist "Doğu"

Szurek dönemin Falih Rıfkı (Atay) benzeri literatisinin yazıları ile solculuktan Kemalizme geçiş yapan entelektüellerince yayınlanan La Turquie Kemaliste (Kamaliste) dergisi tarafından yaratılan "Doğu" imajını tahlil ediyor. Fransız araştırmacı bu imajın gerçekte Kemalist Batılılaşma projesinin de temelini oluşturduğunu savunuyor. Szurek'e göre bu projede "Batılılaşma" ve "Oryantalizm" iç içe geçtiği için, Kemalizm'in transkültürel karakterli bir Oryantalizm olarak kavramsallaştırılması gerekmektedir.
Çalışmada bunun yanı sıra, Kemalist milliyetçiliğin bir yandan Batı Oryantalizminin yarattığı "âtıl, miskin, ilkel, cahil Doğu" kavramsallaşmasını reddetmek, bunun "Yeni Türkiye"ye yönelik ciddî bir haksızlık olduğunu savunmak, öte yandan da bu tür bir "Doğu" algısının karşı tezi olarak üretilen "Batı'nın parçası toplum ve millet" inşaı amacıyla kullanılmış olduğu ileri sürülüyor. Bu tespit bize Kemalist Oryantalizmin tahlili alanında önemli ipuçları sunmaktadır.

Tersine oryantalizm

Szurek bu alanda yaptığı tespiti daha ileri götürmüyor. Halbuki zikredilen hususiyet Kemalist Oryantalizm'in fazlasıyla tartışılması gereken bir özelliğidir. Çünkü milliyetçiliğin bu kullanımı neticesinde hem Batı'da geliştirilen "Doğu" imajı, hem de Sadık el-Azm'ın "Tersine Ontolojik Oryantalizm" olarak adlandırdığı bir Oryantalizm, Kemalist ideoloji tarafından içselleştiriliyordu.
Sadık el-Azm, Batı Oryantalizmine yönelik reddiyelerin, aynı yaklaşım çerçevesinde üretilmeleri ve "Batı, Batı'dır, İslâm ise İslâm'dır" totolojisine dayanmaları nedeniyle kolaylıkla ondan daha tehlikeli bir "Tersine Ontolojik Oryantalizm" doğurabileceklerine işaret etmişti. Kendisinin belirttiği gibi bu açıdan bakıldığında Adonis, Renan ve H. A. R. Gibb'den farklı tahliller yapmıyordu.
Dolayısıyla milliyetçi ve anti-emperyalist söylem kullanan Kemalist Oryantalizm, toplumu "Batı- Doğu/İslâm" ekseninde analiz ettiği için, bir yandan Batı Oryantalizmi etkisinde bir "Doğu" yaratarak onu "medenîleştirme" vazifesini üstlenirken, öte yandan da aynı Oryantalizmin "Yeni Türkiye"ye Pierre Loti söylemiyle yaklaşmasına duyduğu tepki üzerinden bir "tersine Oryantalizm" yaratıyordu. İlginçtir ki, Falih Rıfkı, Vedat Nedim (Tör) benzeri Kemalist "düşünür"lerin yazımında bu iki Oryantalizm eşanlı olarak ortaya konuluyordu.
İki Oryantalizmin bileşimi niteliğindeki Kemalist Oryantalizm hem bir Osmanlı modernitesinin var olduğunu şiddetle reddediyor, hem de Levantenler benzeri "gayr-ı millî" unsurların "Batı"lı olmadıklarını savunuyordu. Dolayısıyla dönemin neşriyatında Levantenlerin, muska yazan, sarık saran "gericiler" ile birlikte "gayrı medenî" ve "Doğulu" olarak tasvir edilmeleri tesadüf eseri değildir.
Türk Tarih Tezi'nin, anlamsızlık rekoru kırma pahasına, proto- Türkleri Dünya, dolayısıyla da "Batı," medeniyetinin kurucusu olarak göstermeye çalışması da aynı nedenden kaynaklanıyordu. İslâmiyeti kabul etmeden önce medeniyet kuran "Türk," rehberlerinin yol göstericiliğinde, saplandığı "Doğu"luluktan kurtulduğunda yeniden "medenîleşecek"ti. Buna karşılık, bu tür bir geçmişi olmayan Levantenler ya da Ermeniler ve Rumlar benzeri gayr-ı millî unsurların böylesi bir değişim yaşayabilmeleri mümkün değildi. Türk Ocakları Mesâî Programı'nda da vurgulandığı gibi "Türk milleti, Garb'ın Şark'daki temsilcisi" idi.

Kemalist proje neydi?

Kemalizm tartışmalarının önemli sorunlarından birisi onun basit bir siyasî programa indirgenmesidir. Halbuki daha geniş bağlamlarda ele alındığında Kemalizmin bunun oldukça ötesinde bir proje olduğu görülür. Bizzat projenin ve onun kuramcılığına soyunan Falih Rıfkı benzeri literatinin entelektüel sığlıkları bizi onun kapsamı ve etkisi konusunda küçümseyici tavır almaya götürmemelidir.
Bu projeye "Doğu'nun yarattığı Doğu" imajı çerçevesinde gerçekleştirilen bir "dahilî medenîleştirme" girişimi olarak yaklaşmak daha anlamlı tahlilleri mümkün kılabilecektir. Bu aynı zamanda toplumuzun "yaşam tarzı Batılılığı/din" eksenindeki çatışmalarını da daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Günümüzde kendilerine "Beyaz Türk" sıfatını yakıştırarak söz konusu projeyi sahiplenenlerin bir yandan "O Kafa" kavramsallaştırması aracılığıyla Batı Oryantalizmine uygun bir "Doğu" yaratmaları, öte yandan da "tersine ontolojik Oryantalizm" yapmaları ilgi çekicidir.
Bu yaklaşımın toplumumuzda gerileme sürecine girmiş olması sevindiricidir. Ancak ona yönelik eleştirilerin de Sadık el-Azm'ın belirttiği gibi farkında olmaksızın Oryantalist kalıplarla yapılması sorunun derinliğini göstermektedir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN