Türkiye'nin en iyi haber sitesi

"Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için" demiş şair. Ne de güzel söylemiş. Türk tarihini Sakarya'nın zorlu akışıyla anlatmış. Gerçekten de tarihimiz akarken zorlanıyor. Çaba sarf ediyor. Kıvrıla kıvrıla gidiyor. Her dönemeçte yeni tecrübeler yeni zorluklarla karşılaşıyoruz. tarihi özellikle son üç yüz yıl boyunca çok çeşitli zorluklardan ve sınamalardan geçti. Tam yüzyıl önce bu millet bu haritadan silinme ihtimaliyle karşılaştı. Hep çöküşle boğuştu. Varlık mücadelesi verdi.
Yüz yıl önce çöküşü durdurduk. Anadolu'yu kendimize yurt belledik. O gün bugündür yükselmeye çalışıyoruz. Kolay değil. Ha deyince olmuyor. Okul kurduk. Fabrika kurduk. Yollar, hastaneler inşa ettik. Darbelerle uğraştık. Terörle boğuştuk. Öyle ya da böyle bir noktaya geldik.
Tarihin içindeki her dönem tabii ki önemlidir. Büyüme dönemleri olur. Büyümenin ardından krizler yaşanabilir. Bu krizleri ya aşarsınız ve daha da büyürsünüz ya da kaybedersiniz. Şimdi geldiğimiz noktada yeni bir yüzleşmeyle karşı karşıyayız. Yeni kararlar, yeni hedefler, yeni yöntemler ve yeni araçlar gerekli. Anadolu'yu kendine yurt edinmiş bu millet bir tırmanışın sonunda önemli bir zirveye ulaştı. Ya kararlılıkla ve mücadeleyle bu zirveyi aşacak ya da gerisin geri yuvarlanacak.
Böylesi kritik bir dönemde olduğumuz inkâr edilemez. Dikkat ederseniz devletin anayasa başta olmak üzere tüm kurumları elden geçiyor. Güvenlikte, dış politikada, ekonomide büyük sınavlar var önümüzde. Kolay değil. Zorlanıyoruz. Ama bu zirveyi aşmak zorundayız.
Türkiye'nin kendi başına buyruk bir aktör olmasını istemeyenler ve bu yeni kurulmakta olan düzenin içindeki dağıtım süreçlerinden memnun olmayanlar da var. Tüm bu girdileri hesaba katmak lazım.
Dış baskılar bu işin en doğal sonucu. Amerikan silahları dışında bir pazara kapı açtığınızda veya yerli üretime abandığınızda bundan rahatsız olanlar tabii ki baskı kuracak. Millet olarak topyekûn bu baskıya direnmek hem hakkımız hem görevimiz.
Öte taraftan bu yeni düzeni kendileri için daha az tercih edilir bulanlar da var. Onların da kendi sınıf, kimlik ve ideolojik konumlarını savunma hakkı var. Zaten siyaset bu nedenle vardır. İnsanlar hukuk zemininde ve meşru düzeyde kendi faydalarına olan sistem ve işleyişi tercih edecektir.
Ancak bu süreçler her seferinde böylesi masum biçimde ilerlemiyor. İçeride kaybettiğini düşünenler zaman zaman dış desteğe yaslanmak gibi bir yöne temayül gösteriyor. Bu son derece üzücü bir durum. Mesela yeni bir parti kurma yoluna çıkanlar dışarıdaki dostlarına mesaj gönderiyorlar. Başkaları Türkiye'deki terörle mücadeleyi bile yurtdışına şikâyet eder hale geliyor. Bunların hepsinin ortak özelliği gücü millet iradesinden değil dışarıdan alma gayretidir.
Halbuki şöyle soğukkanlı bir biçimde düşünsek hepimizin geleceğinin bu topraklara bağlı olduğunu göreceğiz. Bu siyaset oyununu hep birlikte kendi aramızda kıran kırana bir mücadeleyle de olsa oynasak teker teker her sorunu çözebiliriz. Ancak içerideki mücadeleye dışarıdan müttefikler taşımak ülkedeki siyaseti zehirliyor. Daha güçlü bir ülke inşa etmemizin önünde en büyük engel haline geliyor. Artık bu zihniyeti yıkmak zorundayız. Türkiye Türkiye'den yönetilmeli. Herkes siyasi rekabeti burada ve buranın kurallarıyla oynamayı öğrenmeli.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN