Türkiye'nin en iyi haber sitesi

On gün kadar önce burnumda bir rahatsızlık, kaşıntı hissetmeye başladım.
Senelerdir bu gibi durumlarda yaptığım üzere hemen antiviral spreye başladım. Akıntının boğazıma inmesini hafifletmek için de pastil kullandım. Ballı, limonlu taze zencefil çayı demledim. Çok sıcak bir duş alıp uyudum...
Nafile. Ertesi sabah uyanınca anladım ki, şifayı kapmışım.

Kimi arkadaşlarım geçtiğimiz haftalarda Mavi Vatan'a yaptığım ziyareti hatırlatarak korona olabileceğimi söylüyorlardı. Telefonda, seyahatimin üzerine iki haftalık kuluçka süresini ekleyip yaptıkları hesaplar da tutuyordu.
Ardından hepsi açık havada maske ve sokağa çıkma yasakları gibi izolasyon tedbirlerine yaptığım yoğun eleştirileri hatırlatıp aynı espriyi yapmayı ve benzer bir tavsiyede bulunmayı ihmal etmiyordu:
"Sakın hastaneye gitme. Pozitif falan çıkarsın, karizmayı çizdirirsin. Millet 'Gördün mü gününü' der!"
Korona olmayacağımın garantisini verdiğimi hatırlamıyordum ama doktora gitmedim. Yanlış anlaşılmasın, arkadaşlarımın esprilerini ciddiye aldığım için değil... Yıllardır nezle ya da grip olunca hastaneye gitmediğim için.
Bir tek Yavuz Donat'ın "Bir haftada ya da yedi günde geçer" teşhisini ciddiye aldım.
Kemik suyu çorbalar içip, bol bol yeşillik yiyerek ve daha önceden kullandığım D vitamini takviyesini artırarak evde istirahat ettim.
Çok şükür tamamen iyileştim.
Dostlarım sağda solda "Allah'ın sopası yok, korona olmuş galiba" diye dedikodu yapmasınlar diye de bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Günümü görüp görmediğime gelince...
Vallahi rahatım yerindeydi. Ama sizlere 'un Geceleri'ni okuyacağım diye söz vermemiş olsaydım daha keyifli bir karantina süreci geçirmiş olacağımı söyleyebilirim.

***


ORHAN PAMUK'UN VEBA GECELERİ'YLE GEÇEN KARANTİNA GÜNLERİM

Geçen pazar yazdığım gibi Orhan Pamuk'un pandemiye yetiştirdiği Veba Geceleri'ne büyük bir heyecanla başladım...
Pamuk'un ayrıntılı betimlemelerine, konu dışına çıkmalarına eski kitaplarından alışığım. Bu tarzı severim de...
Ama ilk sayfalardan itibaren kitap bir türlü akmak bilmedi. Hıncal Uluç çarşamba günü, Pamuk'un kitaplarına ancak 20 sayfaya kadar dayanabildiğini yazdığında ben 200 sayfadaydım. Ve hâlâ romana kapılıp gitmeyi bekliyordum.
Ama olmuyordu. Ne başlarda pat diye işlenen cinayet merak uyandırıyordu ne de gelmesini beklediğimiz karantinanın yollarını döşeyen felaketler ürkütüyordu...

50 sayfa daha gidip bırakacak oldum. Bu kez de "Bir kitabı okuyamadı" dedirtmemek için direndim. Sonunda zar zor bitirdim.
Pamuk yeteneği Nobel'le ödüllendirilmiş başarılı bir romancı... Keyifle okuduğum pek çok kitabı oldu. Bu son projesine onca zaman ve emek harcamış. Ukalalık, saygısızlık etmek istemem ama bende durum budur.
Belki yazarımızın şanssızlığı, dört yıldır yazdığı kitapla çakışmasını şans diye gördüğü pandemi sürecinde olmamızdır. Zira Pamuk'un, hayal etmemizi istediği karantinanın nasıl olabileceğini epeydir düşünüyoruz. Hatta kısmen yaşıyoruz. Dolasıyla veba ve karantina, okuru Pamuk'un beklediği ve röportajında iddialı şekilde söylediği gibi korkutacak bir olgu değil bugünlerde.
Aklıma ne zamandır üzerinde düşündüğüm başka bir ihtimal daha geliyor... Belki de Pamuk'un hayali Minger Adası'nda yaşamayı beceremememin nedeni yazarımızla değil biraz benimle, biraz da içinde bulunduğumuz Bilgi Çağı'yla ilgilidir.
Zira bir süredir roman kitaplarından eski okuma tadını alamıyorum.
Görsel ve işitsel anlatı öğelerinin çeşitlendiği bu süreçte hikâyeyi kitaptan takip etmek, romantik bir uğraş gibi geliyor. Belki biraz da meditasyon gibi, içime döneceğim bir sükûnet hali. Hayal gücümü iki boyutlu bir alanda zorlamanın nostaljik tadı, o kadar.
Kitabın etkili bir iletişim aracı olmadığı, elektronik zamanların ortasında doğan genç arkadaşlarımın bu konudaki cesur görüşlerini çok merak ediyorum.
Okurken resminizi Instagram'a koymak dışında romana karşı samimi hisleriniz nelerdir?

***


CANAN KARATAY NEREDE?

Hastalık, karantina demişken... "Kelle paça yiyin, bağışıklığınızı güçlendirin" dediği için linç edilen ve o günden beri ortalardan kaybolan Canan Karatay dün Twitter'da gündemdi.
Hocam seveniniz, özleyeniniz, "Konuşsa da dinlesek" diyeniniz çok, nerelerdesiniz?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA