Türkiye'nin en iyi haber sitesi
NURULLAH GÜR

Merkez’den pozitif şok

Politika faizi beklentilerin üzerinde bir artışla yüzde 25’e yükseltildi. Para politikasında bu tarz bir pozitif şoka ihtiyaç vardı. Ancak henüz sıkılaşma ihtiyacının sonuna gelmedik

Merkez Bankası, bu hafta oldukça stratejik bir hamle yaptı. Politika faizi piyasa beklentilerinin üzerinde bir artışla yüzde 25'e yükseltildi. Para politikasında bu tarz bir pozitif şoka ihtiyaç vardı. Bunu iki sebebe dayandırabiliriz. Birincisi, Merkez Bankası'nın yönetim değişikliği sonrasında attığı adımlar, olumlu olmakla birlikte tam anlamıyla yeterli değildi. Türkiye'nin para politikasında kademeli bir geçişe ihtiyacı olduğu şüphe götürmez bir gerçekti.
Merkez Bankası'nın önden yüklemeli bir faiz artışı stratejisi yerine kademeli sıkılaştırmayı tercih etmesi doğru bir karardı. Ancak önceki iki toplantıda gelen faiz artışları, iç talebi soğutacak ve enflasyon beklentilerini kontrol altında tutmaya yetecek ölçüde değildi. Son iki aydır yaşanan bir dizi gelişmenin enflasyonu daha da yukarı çektiği ve bir süre daha çekmeye devam edeceği gerçeğini de unutmayalım. Böylesi bir enflasyonist ortamda politika faizinin bir kademe daha hızlı bir biçimde- psikolojik olarak bir eşik değer haline gelen- yüzde 25'e çekilmesini yerinde bir karar olarak değerlendirebiliriz.



İkinci sebebe gelelim. Merkez Bankası, KKM'den TL mevduata geçişi hızlandırmak istiyor. Bu amaç doğrultusunda bu hafta bir tebliğ yayınlandı. Bu tebliğle bankalara vadesi gelen KKM hesaplarını standart TL mevduata dönüştürme hedefi getirildi. Hedefi tutturamayan bankalar ek menkul kıymet satın almak zorunda. Mevduat faizlerinin bu geçişi özendirecek seviyelerde olmadığı bir ortamda bankalara bu tip hedefler konulması tek başına KKM hesaplarını çözmeye yetmez.
Son haftalarda sürekli bir yükseliş trendinde olan KKM 125 milyar dolar sınırına dayanmış durumda. KKM devreye girdiğinde, Türkiye'de döviz piyasasını ipten aldığını söylemek yanlış olmaz. O günün şartlarıyla gerekli olan bu uygulamanın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı herkesin malumuydu. KKM sadece maliyetli değil, mevduat kompozisyonunu da bozucu bir etkiye sahip. Döviz talebini artırmadan KKM'nin ağırlığını azaltmak için TL mevduatın alternatiflere kıyasla reel bazda cazibesini artırmak lazım. Merkez Bankası'nın para politikasını beklenenden daha sert sıkılaştırmasının bir nedeni de işte bu noktada yatıyor.




HAMLEDEN SONRA PİYASALAR

Para politikasındaki son hamle, Merkez Bankası'nın kredibilitesini güçlendirdi. Bunun olumlu etkileri piyasalarda kendini hissettiriyor. İlk gün, Dolar/TL ve Euro/TL'de yüzde 6'ya varan düşüşler yaşandı. Haziranda 800 puanı aşan Türkiye'nin ülke risk primi (CDS), 400 puanın altına geriledi. Tüm bunlar, finansal istikrarı yakalamak ve yabancı yatırımcıları çekebilmek adına olumlu gelişmeler.
Peki, bundan sonra para politikasında ve finansal göstergelerde nasıl bir seyir beklenebilir? Öncelikle şunun altını çizmek gerekir ki, para politikasında sıkılaşma ihtiyacının sonuna gelmedik. Önümüzdeki toplantılarda da faiz artışlarının devam etmesini bekleyebiliriz. Merkez Bankası'nın bundan sonra 12 ve 24 aylık enflasyon beklentilerindeki değişimleri dikkate alarak faiz artışlarını "gerektiği zamanda ve gerektiği ölçüde kademeli olarak" sürdürmesi muhtemel.
TL'deki değer kazancının para politikası kararının açıklandığı günkü kadar güçlü biçimde devam etmesini beklememek lazım. Döviz piyasası biraz aşağı biraz yukarı hareket ederek belli bir bantta dengeye oturacaktır. Beklenmedik bir gelişme olmadığı müddetçe son parasal sıkılaşma hamlesinin yıl sonu kur beklentisini aşağı çekeceğini öngörebiliriz.
Piyasa Katılımcıları Anketi'nde yer alan yıl sonu dolar/TL kur beklentisi 29.82. Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası'ndaki kontratlarda da benzer bir beklentiye işaret ediyor. Kur üzerinden yeni bir enflasyon dalgası yememek adına yıl sonuna kadar dolar/ TL'de 30 seviyesinin üzerine kalıcı biçimde çıkmamak çok kritik olacak.




KREDİYE ERİŞİM
Politika faizindeki artış, sadece mevduat faizini değil, kredi faizlerini de yukarı itecektir. Piyasa faizinin enflasyon oranına kıyasla daha gerçekçi seviyelere yaklaşması, bankacılık sektörünün normalleşmesine katkı sunacaktır. "Faiz düşüktü ama kredi bulunamıyordu" noktasından "faizler yükseldi ama en azından kredi hatları açıldı" noktasına doğru ilerleyeceğimizi öngörebiliriz. Maliyeti yüksek olsa da krediye erişiminin açılması reel sektör için hayati önem taşıyor. Yine de bankacılık sektörünün normalleşmesinin zaman alacağını bilmek lazım. Kredi limitleri artacak olsa da 2016- 2022 dönemine benzer biçimde kredi musluklarının açılması zor gözüküyor. Kur istikrarı ve enflasyonla mücadele için kredi dağılımında seçici olmak ve kredi büyümesini kontrol altında tutmak gerekiyor. Bu, son 10 yılda işletmelerini kredilerle döndürmeye iyice alışan reel sektör için ciddi bir meydan okuma olacak. Reel sektörün yeni dönemde borç ve öz sermaye arasında hassas bir denge tutturması gerekecek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA