Türkiye'nin en iyi haber sitesi

gerçek anlamıyla 'un kültür merkezi. Bravo Kadıköy Belediyesi'ne.. Bir yığın kültür merkezi var ve hepsi her zaman dolu.. İş bina yapmakla bitmiyor. Önemli olan o binayı sanatçılara açmak ve seyircilerle doldurmak..
Kadıköy yıllardır bunu başarıyor işte ve öyle başarıyor ki, yani evi satıp o tarafa taşınasım geliyor inanın. Her ama her gün, kaç "İzlemem gerek" dediğim olay var, karşıda bilemezsiniz..
Yeni açılan Yeldeğirmeni Sanat Merkezi'ne gittim gene.. JazzMatiz diye bir gurup.. Nasıl güzel, nasıl şirin bir konser oldu. İlk defa izliyorum, bitsin istemedim.
Her pazar Kadıköy'deki Karaköy İskelesi'ndeki İstanbul Kitabevi'ne gidiyorum biliyorsunuz.
Konservatuvar öğrencileri çeşit çeşit müzik yapıyorlar.. O enfes İstanbul manzarasına, Topkapı Sarayı ve Ayasofya'yı, uçuşan martıları, yanaşan kalkan vapurları seyrederek müzik izlemek harika oluyor. Gerçi son haftalarda bu keyfe Şehir Hatları biraz gölge düşürdü. Koca İstanbul'da başka yer kalmamış gibi, tam İstanbul Kitabevi'nin boydan boya o dünyada tek manzaraya bakan panoramik camları önüne gemi park etmeye başladılar.
Ne manzara kaldı, ne ambiyans..
Düşünün o kitaplık Büyükşehir'in. Şehir Hatları da Büyükşehir'in. O konserleri organize eden de Büyükşehir..
İnsan kendi kendini baltalar mı?.
Bu pazar 11.30'da, İTÜ Konservatuvarı öğrencileri, Türk Musikisi'nin en güzel İstanbul Şarkılarından bir derleme sunacaklar. Harika..
Ama bakalım, daha da harika İstanbul manzarasının önünde gene o duvar olacak mı?.
Neyse..
Kısa yazmayı bir gün öğreneceğim elbet.
Hâlâ esas konuma giremedim.
"Kadıköy'de unutulmaz bir gece"ye yani..
Uyuyan Güzel balesini izlemeye gittim.
Salon tıklım tıklım dolu.. Tek boş yer benim yanım.. Tam başlamaya birkaç dakika kala, Kraliçem, beni daha 60'lı yıllarda bale âşığı yapan Meriç Sümen gelip oturmaz mı?.
Ondan izlemiştim Uyuyan Güzel'i ilk.. Meriç'ten.. Büyük Meriç'ten.. Bolşoy'da, dünyanın en büyük, en ünlü balesi Bolşoy'da baş role çıkarak efsane olan Meriç'ten.. Bütün sınıf hayran, bütün sınıf âşık olduğumuz Meriç'ten.. Öyle güzel, öyle zarif ve öyle virtüözdü ki, dans dehası Meriç..
Onunla yan yana seyrettim iyi mi, Uyuyan Güzel'i.. Ve nasıl değişti gece.. Ben sahneye bakıyor, ama yılların gerisinden Meriç'i hayal ediyordum.
Meriç yanımdaki koltukta Uyuyan Güzel'i seyretmiyor, kendisi oynuyordu, adeta.. Elleri uçuyordu havada.. Bacakları, ayakları, adımları, yaşıyordu, Uyuyan Prensesi..
İnanın sahnedeki gerçek Prenses Aurora mı, yoksa yanımda oturan Meriç mi daha yoruldu, bilemem..
Gerçekle hayal birbirine girdi. Meriç'le masal izlerken, biz masal olduk, anlayın. O gece unutulur mu?.
Gittiğimiz gece ikinci kast oynuyordu. Bizde hangi gece hangi kastın oynadığını bilme şansınız yok. Ne çıkarsa bahtınıza.. Geçen ay Üç Bale'ye İlke Kodal'ı izlemeye gitmiştim.
O gece o yokmuş.. Bu defa şanslıyım ki, vardı. Karanlıklar Cadısı, Prensesi lanetleyen Carabosse'ydi İlke. Bir ara nedense Modern Dansa merak sarıp bacak kaslarını baleye ters adımlara zorlayıp, uzak düşmüştü, "Yıldız" olduğu sanatından. Gene de harikaydı.. En çok alkışı da o aldı zaten.
Uyuyan Güzel, balenin en zor yapıtlarından biridir. Koreograf Petiba, balede ne varsa, en zorları dahil hepsini koymuştur çünkü.. Bir bale hareketleri antolojisidir sanki..
Tek ayak baş parmağı üzerinde denge hareketi vardır mesela.. En zoru. Sadece yetenek ve teknik yetmez.. Öyle bir denge sahnesi koymuş ki Petipa. Prenses dengede duruyor, dört prensten birinin elini tutarak. Sonra o eli bırakacak.
Kolunu havaya kaldıracak, indirecek, hiç tutunmadan. Sonra ikinci prensin elini sıkacak.
Tekrar havaya.. İndir.. Dört defa.. Dört defa dengede duracak arka arkaya.. Berfu, gencecik Berfu, elini şimşek gibi kaldırıp ayni hızla indirip uzanan eli tuttu ki, dengesini kaybedip düşmesin.
Ara olunca, Meriç'e döndüm.. "Sen bu sahneyi rüya gibi oynardın" dedim..
Kolun nasıl yumuşak kalkar, nasıl zarif inerdi aşağı.."
"Onu nasıl çalışarak yapardım bilir misin" dedi, Bolşoy'un baş balerinası..
Londra'ya gitmiş, Uyuyan Güzel oynamaya..
Yahu dengede duramıyor.. Efkarla kaldığı, otel mi, pansiyon mu neyse oraya dönmüş.. Odasının yanından metro geçiyor.
Trenin her geçişinde binanın duvarları da tabanı da zangır zangır.. Jöton düşmüş..
"Ben bu deprem gibi sallantıda dengede durabilirsem, sahnede de dururum" demiş ve sabaha dek uyumadan metro beklemiş iyi mi?. Her geçişte dengeye kalkarak.. Ve başarmış tabii..
"Sade yetenek, sade teknik yetmez baleye..
Devamlı, ara vermeden, eşek gibi çalışman gerekir, istersen prima balerina ol, fark etmez.
Bale çalışmayanı affetmez" dedi, bana..
Berfu çok genç ama yetenekli.. Çok daha iyi olacak.. Oyunun sonunda Meriç yakaladı, kulise götürdü beni. Kutladım Berfu'yu.. "Uyuyan Güzel gibi, balenin belki de en zor rollerinden biri oynamayı kabul etmen bile büyük cesaret.
Bravo" dedim. Denge sahnesine çok çalışması lazım. Ama baktı duramıyor. Öyle keskin, hızlı inip kaldırmalar yerine, elden ele yapabilir.
Çoktandır görmediğim, izlemediğim İlke'ye sarıldım tabii..
Şimdi Yargıtay, benim bir daha kulise gitmemi yasaklar, İlke'yi de baleden kovar mı acaba?. İş yerinde kucaklaştılar diye iki arkadaşı tazminatsız kovan patrona hak veren Yargıtayımız, hani?.
Ayşe Sunal'ı da yürekten kutladım. Harika sahneye koymuştu Uyuyan Güzel'i.. Hele Prensesi lanetleyen Carabosse'nin davet edilmediği saraya girdiği sahne için yarattığı mizansen..
(Ayşe'yi de kucakladım ama, siz okumamış olun, kızın başını derde sokmayalım.)
Gecenin bir unutulmaz yanı da, nihayet canlı müzikle bale oldu. Playbackler gına getirmişti. Uyuyan Güzel'e Çaykovski öyle güzel müzik yazmıştır ki, dansı beğenmezsen, kapa gözlerini, müziği dinle..
Roberto Gianola şefliğindeki Opera Orkestramız harikaydı..
Uyuyan Güzel bu gece var.. 10 Aralık, yani bu salı ve 12 Aralık, yani perşembe günleri var. Ötesi belli değil..
Olmalı.. Uyuyan Güzel sezon sonuna kadar, hatta gelecek yıl da devam etmeli..
Hatta hafta sonları, matineler de yapılmalı ki, çocuklar da getirilebilsin..
Girin bilgisayara.. Bilet bulabilirseniz bravo..
Çünkü Kadıköy halkı, Kültür sanat âşığı..
Süreyya'da Opera, bale, konser, her gösteri kapalı gişe oynuyor. Uyuyan Güzel de öyle..
Kapalı gişe oynayan oyun, hatta her gece oynar..
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Murat Karahan'a bunu ben öğretecek değilim.
Dünyanın en ünlü operalarının baş tenorlarından o. En iyi bilendir yani.
Bileti bulunmayan temsil kalkar mı, dünyanın her hangi bir yerinde..
Amacın Opera ve Bale ise kalkmaz..
Amacın Kültür Bakanına "Bakın biz ne çok şey yapıyoruz" şovuysa, onu bilmem tabii!.

***


Çocuk eğitiminde Masallar!..

"Çocuklarımıza ne okutalım" diye soran okurlara, kısa bir süre önce "Masal" diye cevap yazmıştım, Einstein'in "Hayal bilimden önemlidir" sözünden hareketle.. 7 yaşımda okumayı öğrenir öğrenmez babamın önüme koyduğu masal kitabını elimden bırakmadan bitirmemle, bizde basılmış tüm masallara dalmam bir olmuştu. Dünya Çocuk Masalları, cilt cilt.. Grimm Kardeşler.. Hans Christian Andersen.. Ne varsa okumuştum.. Beni hayatımı belirleyen "Merak ve Bilim"e yönlendiren, işte masallarla zenginleşen hayal dünyam olmuştu.
Uyuyan Güzel Balesi'ni izleyip eve dönerken, arabada, gösterinin gerçekten çok güzel hazırlanmış, saklanmaya değer kitapçığında harika bir yazı buldum.
Uyuyan Güzel bağlamında Masalların çocukların gelişmesine nasıl çok önemli katkılarda bulunduğunu anlatıyordu Defne Arıkan.. Okudum.. Ertesi gün evde bir daha okudum. O kadar güzeldi.. Aslında uzun bir yazı, ama sizin için alıntılar yaptım.
Onları sunarken, bir kez daha "Uyuyan Güzel'i, mümkünse çocuklarınızla birlikte ama mutlak izleyin.
Bu kitapçığı alın. Defne'nin yazısını okuyun ve saklayın" diyorum, anne ve babalar!

***

Masal; gerçek dünya ile hayal dünyası arasında bir köprüdür. Bir hayal ürünü olmakla birlikte masalın, her durumda olağanüstü öğeler içermesi ile de dikkati çeken ayrı bir tılsımı vardır.
Masallarda hayatın ta kendisini görür, kendi sesimizi duyarız. Masallar, çocuksu duyarlığı en iyi yansıtan edebî türdür; çocuk ruhunu besleyip hayal dünyasını zenginleştirirken çocuğu hayata, dolayısıyla geleceğe hazırlar.
Taşıdıkları sembolik unsurlardan ayıklandığında ortaya gerçek hayat çıkar. Çocuk, hayal ürünü olan masallarda, kendini geleceğe hazırlayan tecrübelerin bir kısmını kazanmaktadır. Masalda çocuk kendini bularak, onunla kolayca özdeşleşir, masalı yaşar, masal kahramanlarını kendine yakın hisseder. Kendisini masaldaki olayların içerisine dâhil etmekten zevk alır. Bu nedenle çocuk ve masal, özünde çocuk dünyasının özeti gibidir.
"Çocuklar için şehirde ayrı sokaklar açılmadığı gibi, ayrı kitaplar da yazılmaz. Büyükler nasıl çocukların ellerinden tutarak sokaklarda dolaşmayı öğretirlerse, kitap okumayı da öğretmelidirler."

Marcel Ayme
18. yüzyılın ikinci yarısı ile birlikte, çocuğu nesne olarak gören ve kahramanı çocuk olan kitaplar yazılmaya başlanmış, çocuk dünyasına olan genel bakışın değişmesi ile birlikte, tüm masalların çocuk edebiyatı olarak değerlendirilmesi, masalların yenilenmesi gerektiğini ortaya konmuştur.
Çocuklar bu kısa sürede, La Fontaine, Perrault, Andersen, Grimm Kardeşler ve Aisopos'un masalları ile tanışmışlardır.
"Dünyada var olma nedenimizi ortaya çıkarmak için; kurmaca yapıtlar okuruz. Bu arayışı kimi zaman kendi içimizde, kimi zaman da evrende sürdürerek bir ilk öykünün peşindeyizdir."

Umberto Eco
Genellikle tek kahraman ve onun etrafında gelişen olayların anlatıldığı masallarda; erdemerdemsizlik, haklı-haksız, iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış, zenginlik-yoksulluk, adalet-zulüm, alçakgönüllülük- kibir gibi karşıt kavramlarla olan mücadelelere yer verilmektedir. İyilerin, güzellerin, akıllıların kazanması ile masallar genelde mutlu bitmektedir.
Çocukların düşünce ve hayal dünyalarını zenginleştiren masallar, aynı zamanda çocukların kazanması gereken değerlerden iyilik, dürüstlük, çalışkanlık ve yardım severlik gibi erdemlerin olaylar içinde edinimini sunmaktadırlar. Mutluluğa giden yolda iyinin öne çıkması, adaletin gerçekleşmesi ve mutluluğun zaferi ile sonuçlanması genelde tüm masalların ortak kaderidir.
Bu yönü ile masal, gerçeği soyutlayarak bilinçaltında resimleme sanatıdır.

***


Tebessüm
Karım artık onu dinlemediğimi söyledi.. Ya da öyle bir şey..

Sevdiğim Laflar
"Sen kasırgalara dayanmışsın, rüzgârla mı yıkılacaksın.! Başka çaren yok yüreğim, dosta düşmana karşı ayakta kalacaksın. Can Yücel (Teşekkürler Venüs)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN